Efes Antik Kenti

0
578

efeskapiTek rakibi İtalyanların Pompei’si

Efes antik kenti ziyaretçi sayısı bakımından yıllardır açık ara önde giden Pompei’yi yakalamak üzere. Pompei giderek gözden düşerken Efes’e turist ilgisi artıyor. İzmir Selçuk’taki Efes antik kenti, antik kentler arasında ziyaretçi sayısı bakımından uzun yıllardır birinciliği elden bırakmayan İtalya’daki Pompei kentinin tahtını sallıyor.

İtalya’nın Campania bölgesinde, Napoli kenti yakınlarında bulunan, 1990’larda yılda üç milyon kişinin ziyaret ettiği, 2000’lerin başında ziyaretçi sayısı 2. 2 milyona gerileyen Pompei, 2007’nin ardından 2008’de de yüzde 10’un üzerinde ziyaretçi kaybederken, Efes son on yılda ziyaretçi sayısını düzenli şekilde artırıyor.

Efes antik kentini gezen bir kişi Selçuk şehir merkezindeki müzeyi de mutlaka ziyaret ederek kafasında kentle ilgili oluşan eksik parçaları tamamlamalı. Antik çağlarda yapılarda tuğla ve ağaç kullanılmıyordu. Kenti kurarken en gerekli olan, yalnızca taştı. Ancak taşın mermer olanı gerekliydi. Çevrede pek çok mermer ocağı vardı. Ama Efeslilerin, çağın bu en değerli yapı malzemesini, nasıl ve nereden bulduğunu devrin yazarlarından biri, şöyle anlatır:

“Efesliler, Artemis Tapınağı’nı inşa ederken, Ege denizindeki Tasos ve Paros adalarından, mermer getirtmeyi düşünürler ancak bu çok pahalıya mal olacaktır. Tam bu sıralarda, Efesli bir çoban sürülerini otlatırken, iki keçi; birbiriyle çekişmeye başlar. Biri aniden saldırınca, öbür keçi kenara kaçar ve saldırının hızını alamayan keçi ise, kayalara toslar.

Bu çarpma sonucu; büyük bir kıvılcım ile birlikte, kayanın bir parçası koparak yere düşer. Ortaya eşi görülmemiş öyle güzel bir mermer çıkar ki, çoban bunu görünce, soluk almadan şehre koşar. Buluşunu herkese gösterir ve anlatır. Bu haber, şehirde büyük heyecan yaratır. Mermeri bulan çobanın adı değiştirilerek, kendisine “müjde” anlamına gelen, “Evangelos” ismi verilir”… Çoban’ın bulduğu mermer ocakları, Efes’e 9 km. uzaklıkta, bugünkü Belevi Köyü yakınlarındadır.

EFES YAMAÇ EVLER

Akdeniz dünyasının en büyük antik kentlerinden birisi Efes’te binlerce yıl sonra tekrar ortaya çıkarılan “Yamaç Evler”, Avusturya Arkeoloji Enstitüsü öncülüğünde yeni bir teknolojik uygulamayla dünya mirasına kazandırılıyor.

Efes antik kentinin eşsiz bütünlüğü içinde, Yamaç Evler’in önemi, sanki ikincil bir düzeye sahipmiş gibi görünüyor. Hiç kuşku yok ki, kenti gezen bir meraklının içine girdiği yoğun arkeolojik hava, bilgisel yoğunluğu da beraberinde getiriyor. Sıra Yamaç Evler’e geldiğinde ise, insan bilgi bakımdan yeterli bir doyuma ulaşıyor. Bu nedenle Yamaç Evler, Efes’in görkemi karşısında pek öne çıkmayabiliyor.

Yamaç Evler; Helen ve Roma çağlarından kalma Efes kentinin merkezinde bulunuyor. Cadde, iki yüksekçe tepenin (kuzeyde Panayır ile güneydoğuda Bülbül dağları) arasına yerleşmiş. Roma döneminin varlıklı üst sınıf yaşantısını günümüze taşıyan ve eşsiz mimarlık eserleri olarak kabul edilen evler, cadde ile tepelerden birinin yamaçları arasında yer alıyor ve caddenin o çağdaki adının Embolos olduğu sanılıyor.

Yamaç Evlerin üzerindeki yeni örtü içten neredeyse fark edilmiyor. Dışarıdan bakıldığında ise, yaklaştıkça küçülen bir çatı şeklinde tasarlanmış. Özgün durumlarında, iki veya üç katlı evlerin bulunduğu Embolos semti ve cadde, devlet agorası ile ticari agorayı bağladığından, Helen-Roma çağlarında Efes kentinin atardamarıydı.

YORULMAMAK İÇİN MAGNESIA KAPISINI SEÇİN

Efes antik kenti bölgesine 2 giriş vardır. Bunlardan biri kentin çevresindeki sur duvarlarının doğu kapısı olan Meryem Ana Evi yolu üzerindeki, Magnesia kapısı. Buraya aynı zamanda, yukarı kapı da deniliyor. Kente bu kapıdan girmenizi öneririm. Çünkü; buradan, aşağı kapı istikametinde, mermer cadde boyunca aşağıya doğru bir eğimde yürüyeceksiniz. Aşağıdan girerseniz, yukarı doğru çıkmak zorunda kalacak ve kısa zamanda yorulacaksınız. Özellikle sıcak havalarda bu çok önemli.

İlk çağın en ünlü şehirlerinden biri olan Efes antik kenti, Küçük Menderes nehrinin sularını boşalttığı körfezin yakınında kurulmuştur. Tarıma elverişli toprakları, Doğu’ya açılan büyük ticaret yolu oluşu, gerek putperestlik gerekse Hıristiyanlık döneminde çok önemli bir dini merkez oluşu, tarihe büyük bir kent olarak geçmesini sağlamıştır.

Efes antik kentinin tarihi M.Ö.6000’lere uzanmaktadır ki bunu, son yıllarda Arvalya ve Çukuriçi höyüklerinde ele geçen buluntular ortaya çıkarmıştır. Ayasuluk Tepesi’nde yapılan kazılarda burada Erken Tunç Çağı’ndan günümüze kadar kesintisiz yerleşmenin var olduğunu göstermiştir. Bu da eski Efes’in Ayasuluk Tepesi’nde olduğunu, buranın Anadolu kavimleri ve Hititler tarafından iskan edildiğini ispatlamaktadır.

Ayrıca Hitit yazılı metinlerinde Apasas olarak geçen kentin bu kent olduğu da kesinleşmiştir. Antik yazarlar Strabon ve Pausinias, tarihçe Herodot, Efesli şair Callinos gibi antik kaynaklar Efes’in Amazonlar tarafından kurulduğuna ve yerli halkın Karyalılar ve Leleglerden oluştuğuna işaret etmektedirler.

HELENLER’DEN TÜRKLER’E

Helenler buraya geldiklerinde Anadolu’nun hemen hemen her yerinde olduğu gibi Ana Tanrıça Kybele’yi baş tanrı olarak buldular. Yerli halkla anlaşabilmek için Artemis’i ana tanrıçayla bir tutarak aynı yerde tapınmaya başladılar. Artemis Efes’te Anadolu’nun ana tanrıçası Kybele’nin yerini alarak bereket tanrıçası olmuştur. M.Ö. 625 yılında ilk Artemis tapınağı inşa edilir.

M.Ö. 7.yy’da kent Kimmerler’in istilasına uğrar ve Artemis Tapınağı yerle bir edilir. M.Ö. 560’da Lidyalılar tarafından Efes ele geçirilir ve kent Artemision çevresine taşınır. Bugün gezilen Efes Büyük İskender’in generallerinden Lysimachos tarafından Bülbül ve Panayır Dağları arasındaki vadide M.Ö. 3.yy da kurulmuştur. Kent Akdeniz’in önemli deniz ticaret merkezlerinden biri olmuştur. M.Ö. 2.yy’da Romalıların egemenliği altına giren Efes hızla gelişmeye başlamış ve Roma İmparatorluğu’nun Küçük Asya’daki başkenti olarak M.S. 2.yyla kadar en parlak dönemini yaşamıştır.

O dönemde kentin nüfusu 250 bine ulaşıyordu. Yaşanan büyük depremler ve Bizans döneminde Küçük Menderes’in getirdiği alüvyonlarla dolan limanın büyük bir bataklık oluşturması ve sıtma salgınının baş göstermesi sonucunda kent terk edilir. Efesliler kentin ilk kurulduğu Ayasuluk Tepesi’ne yerleşirler. 1304 yılında Selçuklular tarafından ele geçirilen kent 1426 yılında Osmanlı topraklarına katılır. 1914’te Ayasuluk adı Selçuk olarak değiştirilmiştir. Selçuk 1957 yılında İzmir’in ilçesi olmuştur.

Domuzun öldüğü yerde…

M.Ö.11 yüzyılda Atina Kralı Kodros’un oğlu Androklos, diğer kolonistler gibi Anadolu’ya gelmiş, Efes antik kenti civarına yerleşmiştir. Söylenceye göre; Androklos yeni bir şehir kurmak için yola çıkmadan önce kahine danışır. Kahin ona şehri kuracağı yerin bir balık ve yaban domuzu tarafından gösterileceğini söyler. Adamlarıyla birlikte Anadolu kıyılarına adım atan Androklos yakaladıkları balıkları tavada pişirirken, tavadan fırlayan bir balığın sıçrattığı kıvılcımlar çalıları tutuşturur.

Çalıların arkasında bulunan bir yaban domuzu alevlerden korkarak kaçmaya başlar. Androklos kahinin söylediklerini hatırlar ve atına binerek yaban domuzunu takip eder ve onu öldürür ve yaban domuzunu öldürdüğü yere kentini kurar. Bu söylence Hadriyan Tapınağı’nın frizlerinde betimlenmiştir. Bu kabartmaların orijinalleri ise Efes Müzesi’nde sergilenmektedir.

Hem estetik hem kullanışlı

Efes antik kenti, tarihte tamamen taştan yapılan ilk şehir olma özelliğini taşıyor. Şehirdeki ev, dükkan gibi küçük yapılar taş ve tuğladan yapılmış. Üstü ahşap çatı ve kiremit ile kaplanmış. Duvarlarına özel bir sıva sürülmüş ve bunun üzerine resimler yapılmış. Çok zengin olanlar ise belli seviyeye kadar, duvarları mermerle kaplatmışlar.

Bazen duvarlarına, özel hücreler ve çeşmeler de yaptırmışlar. Günümüzde Efes Yamaç Evleri diye antik kentin içinde başlı başına bir kazı ve restorasyon bölgesi olan alanı ziyaret edenler, bu evlere dair çok güzel örnekler görebilir.

19.04.2009 Bursa Hakimiyet Gazetesi