Tarihin Tozlu Adresleri

748

tarihin-tozlu-adresleriArkeolojinin satır aralarında kalan kazı alanları sizi bekliyor.

Aman baktık baktık, geldik.” Bir arkeolojik kazı ziyaretinin ardından eşten dosttan en sık duyduğum cümlelerden biri bu. İnsanların tozun toprağın arasında titizlikle çalışmasını seyretmek dışında görülenlerin ilginç gelmemesi aslında çok normal. Tabii o yer Efes Antik kenti gibi heybetli, gözle görülebilir hatta içinde gezilebilir alanlara sahip bir ören yeri değilse. Ya da yanınızda gezdiğiniz yerin bir zamanlar kocaman bir saray olduğunu anlatacak deneyimli bir rehber yoksa.

NEWSWEEK’İN HABERİ

Finalleri henüz bitmiş arkeoloji öğrencileri için asıl iş şimdi. Türkiye’nin yaklaşık 150 ayrı noktasında 2009 yılı kazı sezonuyla birlikte araştırmalar da başladı. Bu da demektir ki hemen her gün yeni bir buluntu haberi gazetelerin kültür sanat sayfalarına düşecek. Bugün “Türkiye’deki üç arkeolojik kazının ismini söyle” sorusuna verilen cevabın içinde mutlaka Efes Antik Kenti ya da Çatalhöyük geçer. Çünkü dünyanın da, Türkiye’nin de gözü bu kazıların üzerinde ve bu çalışmalardaki titizlikle çıkan buluntuların önemi sayesinde arkeoloji şöhreti yakaladı. Oysa Anadolu gazetelerde adı sık geçmeyen ama ölmeden önce görülmesi gereken kazı alanlarıyla dolu. O halde buyurun tarihin derinliklerinde hızlı bir kültür gezisine.

İstanbul’un göbeğinde süregelen kazılara şehir insanının gözü çoktan alıştı (Yenikapı Metro Kazısı). Oysa şehrin ortasında binlerce yıl öncesine belki de “ilk İstanbullu”lara ait bir mağara yatıyor. Yarımburgaz Mağarası Paleolitik Çağ’dan (Yontma Taş Çağı) Bizans’a kadar zaman zaman yerleşim görmüş. Üstelik gerçek ve sonradan yapılma (sanatçı ruhlu birkaç günümüz mağara insanı tarafından) resimleri de mağarada görebilirsiniz. O kadar ustalıkla yapılmışlar ki hangisinin gerçek, hangisinin sahte olduğunu anlamak için yanınızda bir rehber olmasında fayda var. Böylece Halkalı Altınşehir karayolu üzerindeki kültür gezinizin bu durağında biraz tarih ve maalesef fazlaca tahribat izi görebilirsiniz.

Şanlıurfa’da bulunan Göbeklitepe ise Yarımburgaz’a göre biraz şehir dışında olduğu için insan etkilerinden uzak kalmış. Günümüzden 12 bin yıl öncesinin yani insanların henüz yerleşik hayata geçmediği bir dönemin tapınağı burası. Birbiri ardına daire şeklinde sıralanmış insan boyunda T şeklindeki yapılar daha kazı alanının yanına gelirken insanı çarpıyor. Araştırmalara göre henüz kap kacak yapmayı bile keşfetmemiş insanların eseri ustaca hayvan figürleri, dünyanın en eski tapınağının yapıldığı dönemlere ait. Göbeklitepe şehir merkezinde olmamakla birlikte kente yalnızca yarım saat uzaklıkta. Üstelik yaz kış kazı alanının yanında yaşayan bekçi size alanla ilgili tahmininizden çok daha fazla bilgi verebilir.

Arkeolojik çalışmaların ziyaretçiler açısından en büyük problemi; belki bir zamanlar metrelerce yükseklikte olan duvarların yalnızca beş santimini görebileceğiniz için bütünü anlamaya imkân vermemesi. Örneğin Çatalhöyük’ü gezerken hiçbir şey girişte sizi karşılayan Neolitik Çağ evi reprodüksiyonu kadar aydınlatıcı gelmeyebilir. Hititlerin başkenti Hattuşa’nın pişirilmemiş kerpiç tuğlalardan yapılan rekonstrüksiyon (özgün biçimde yeniden inşa etme) çalışması Türkiye’de bir ilk. Günümüzden yaklaşık 3 bin 500 yıl öncesine ait ve altı kilometre uzunluğundaki surlarla çevrili duvarın bir kısmı resmen ayağa kaldırıldı (2005). Yapılışı esnasında 64 bin kerpiç kullanıldı ve dönemin şartlarına bire bir uyuldu. Ama gitmeden konuyla ilgili daha fazla bilgi almak isterseniz, kazılara 12 yıl başkanlık eden Dr. Jürgen Seeher’in Ege Yayınları tarafından yayımlanan çalışması ‘Hattuşa Kerpiç Kent” kitabını inceleyebilirsiniz.

Osman Hamdi Bey’in 1883’te Sanayii Nefise Mektebi’ni açmasının ardından (Bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) yaptığı ilk işlerden biri Nemrut’a gitmek olmuş. Emre Caner’in “Kaplumbağa Terbiyecisi” kitabında yazdığına göre Osman Hamdi Bey Nemrut’u görmeye gitmeden önce “Orada devasa heykeller olduğunu duydum onları bulup müzeye getireceğim” demiş. Arkeoloji Müzesi’nin bu ilk kurucusunun ardından çok şey değişti. Bunun son örneklerinden biriyse Arslantepe’nin dünyanın en büyük açıkhava müzesi olma yolundaki atılımı. Malatya Orduzu’da bulunan yerleşmede geçen yıla kadar 17 bine yakın buluntu çıktığı kaydedilmişti. Ama çok kısa bir süre sonra dünyanın ilk sarayı olduğu tahmin edilen yerleşmede Kalkolitik Çağ’dan kalan duvar resimlerini oldukları yerde görmek, tarihin en eski kanalizasyon borularının üzerinde gezme şansınız olacak.

Görmeniz gerekenler

TAY Project’in (Türkiye Arkeolojik Yerleşimleri Projesi) koordinatörü Oğuz Tanındı kendi deyimiyle “şov dünyasına girmemiş” ama gezilebilecek kazı yerlerini Newsweek Türkiye için sıraladı.

-Aşıklı Höyük (Aksaray)

-Arslantepe (Malatya)

-Daskyleion (Balıkesir)

-Enez Kalesi (Enez-Edirne)

-Gordion/Yassı Höyük (Ankara)

-Göbeklitepe (Urfa)

-Kadıkalesi (Kuşadası – Aydın)

-Karatepe (Osmaniye)

-Milet (Aydın)

-Yarımburgaz Mağarası -(Altınşehir – İstanbul)

-Xantos / Letoon (Muğla)

18.06.2009 Haber Türk