PROF. DR GULRIZ KOZBEIlısu Baraj Gölü altında kalacak eserlerin kurtarılması amacıyla 9 yıldır süren kazılar sayesinde Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki saklı tarih gün ışığına çıkmaya devam ediyor.

Göl hacmi bakımından Türkiye’nin 2. barajı, enerji üretimi açısından da 4. büyük hidroelektrik santralı olacak ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2006’da temeli atılan Ilısu Barajı’nın yapımı ile ilgili çalışmalar sürüyor. Barajın yapılmasıyla Hasankeyf’in yanı sıra su altında kalacak Diyarbakır’ın Bismil ilçesindeki bazı höyüklerde, tarihi, kültürel varlıkların kurtarılması amacıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı, Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve DSİ arasında protokol imzalanarak, 2000 yılında başlatılan kazılar sürüyor. Kazılarda bu güne kadar birçok tarihi eser açığa çıktı.

Yerli ve yabancı bilim adamları eşliğinde bu yıl da devam eden kazılarda Asur dönemine ait 3 bin 200 yıllık şarap depolama kuyuları, Neolitik döneme ait 8 bin yıllık ocaklar, geç Neolitik Hassuna dönemine ait birbiriyle ilişkili üst üste yapılmış yerleşim yerleri bugünle buluşan eserlerden sadece birkaçı olarak kayıtlardaki yerini aldı.

Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi, Kavuşan höyüğü kazı ekibi başkanı ile Ilısu Barajı ve HES Projesi Arkeolojik Çalışmaları ve Kültür Envanteri Diyarbakır Bölgesi Koordinatörü Prof. Dr. Gülriz Kozbe, AA muhabirine yaptığı açıklamada yapımına başlanan Ilısu Baraj Gölü altında kalacak olan tarihi eserlerin kurtarılması amacıyla Bismil’de 2000 yılından bu yana kazı çalışmalarının sürdüğünü anımsattı.

Yoğun olarak barajın etki alanında kalan yerlerde çalışmaların sürdüğünü, projenin daha hızlı gelişmesi için Diyarbakır ve çevresi, Siirt, Batman ile baraj çanağının bulunduğu Mardin’in Dargeçit ilçesine bağlı olan çevrede yapılacak çalışmalar için bölgenin 3 koordinatörlüğe ayrıldığını bildiren Kozbe, Diyarbakır çevresindeki kazılardan sorumlu koordinatör olduğunu kaydetti.

Kozbe, Diyarbakır Arkeoloji Müzesi başkanlığında yerli ve yabancı üniversitelerden gelen bilim adamları eşliğinde çalışmaların yürütüldüğünü belirterek, ”Geçtiğimiz yıllarda sadece 6 ya da 7 kazı yapılırken, bu yıl 14’ü Diyarbakır bölgesinde olmak üzere toplam 26 kazı yapılacak” dedi.

TÜRKİYE’DE İLK KEZ

Kazıların yanı sıra bölgede yürütülen arkeoljik bazlı projelerin de bulunduğunu bildiren Kozbe, şöyle konuştu:

”Kimileri yüzey araştırması şeklinde, kimisi de yeni teknolojilerin uygulandığı, bölgedeki tarım alanlarının geçmişini inceleyen ‘Arazi Kullanımı Arkeolojisi’ dediğimiz yeni boyuttaki çalışmalar da başlıyor. Bu dünyada son on yıldır uygulanan bir çalışma. İlk etapta, Bismil’de Kavuşan ve Hırbimerdan höyükleri arasındaki tarım alanlarında bu çalışmayı yürüteceğiz. Harvard Üniversitesi ile ortaklaşa yapılan projede, bu gün gördüğümüz tarım alanlarının, antik dönemde nasıl yayılım gösterdiğini, arkadaşlarımızın bulduğu arkeolojik kalıntılar ışığında ve uydu fotoğraflarının desteğiyle tespit edilecek. Örneğin, Asur İmparatorluğu Bismil’deki arazileri nasıl kullanmış, onları ortaya çıkarmaya çalışacağız. Bu çalışma Türkiye’de ilk kez yapılıyor.”

Ilısu Barajı’nın hem sosyal hayatta hem de medyada eleştirildiğini, bundan sadece 20 yıl önce bu bölgenin adeta karanlık bir kutu görünümde olduğunu ve arkeolojik çalışma yapılamadığını anlatan Kozbe, şunları kaydetti:

”Sadece bireysel sürdürülen birkaç kazı vardı, bunların başında ünlü Çayönü kazısı gelir. Arkeoloji, topluca bir çok araştırma bir arada yürütülürse, bölgenin kronolojisi ve arkeolojisi ortaya çıkarılırsa bir anlam taşır. Bireysel girişimlerle birbirinden kopuk noktalardaki kazıların bölgeye hiç faydası yoktur. Ilısu Barajı’nın başlatılması nedeniyle arkeolojik kazılara hız verilmiştir. Çünkü baraj, uygulamaya geçmeden önce bölgedeki kültürel mirası muhakkak kurtarmamız lazım. Dolayısıyla barajı sadece bir yatırım, kültürel mirasın düşmanı orayı yok ediyormuş gibi düşünmemiz lazım. Muhakkak ki toprağa yapılan her müdahale zarar verir. Ancak sistemli bir organizasyon, doğru zamanlamayla yapılırsa, ki Ilısu’da biz bunu yapmaya çalışıyoruz. Yatırımlar refahın göstergesidir. Barajlar bize elektrik, sulama getirecektir. Bunu bir bıçak sırtı olarak kabul etmemiz lazım. Bu bıçak sırtının bir tarafında yatırımlar ve refah seviyesi, öbür tarafında da o yatırımlar sonucunda tahrip olacak veya olmayacak ülkenin kültürel seviyesini gösteren kazılar ve diğer kültürel çalışmalar var. Onu yerinde tutmak önemli.”

”GÜNEYDOĞU, NEOLİTİKTEN SÖZ EDİLECEK EN GENİŞ YER”

Prof. Dr. Kozbe, proje için ayrılan bütçenin randımanlı kullanılması, çalışmaların geniş ve zamanında yapılması durumunda bölgenin karanlık kutusunu açacaklarını ifade ederek, ”Bilinmeyenlerin de ortaya konulmasıyla ‘ilkleri geri almış oluruz” dedi.

On yıl önce Neolitik dönemden bahsedildiğinde Güneydoğu Anadolu’nun adının bile geçmediğini anlatan Kozbe, şöyle devam etti:

”Oysa burada Çayönü kazılıyordu. Neolitik ile ilgili her şey, ilk olarak başka kültür bölgelerine, Mezopotamya’ya mal ediliyordu. Oysa Ilısu ve Kargamış kazılarıyla Neolitik yerleşimler ortaya çıktı. Gördük ki tarih hiçte Mezopotamya’daki gibi bir tarih değil. Yani Neolitik için MÖ 6 binlerden söz edilirken, çalışmalar sonucunda Güneydoğu’da 10 binlere gidiyor. Artık görüyoruz ki Güneydoğu Anadolu aslında Neolitikten söz edilecek en geniş yer. Tarımın başlangıcı, hayvancılığa geçiş, Neolitikte başlayan tapınaklar, kazılarda bizim önümüze serilmiştir. Eskiden Güneydoğu Anadolu’nun bırakın sosyal hayatını, karmaşık sosyal yapısını Neolitik dönem için biz tapınağından, yerleşiminden ve taş aletinden bile haberimiz yoktu. Oysa artık sadece buluntu bazında değil sosyal, kültürel, yapısı, dini inançları çok daha detaylı bilgilere ulaşıyoruz. Sadece Neolitik değil Asur imparatorluğunun merkezlerini ortaya çıkarıyoruz. Kendi kazı bölgemde mezarlarını, şarap yapma atölyesini ben ortaya çıkardım. Ana vatanı Mezopotamya olan bir imparatorluğun daha detaylı bilgilerini biz bu bölgede buluyoruz. Bunu da Ilısu Baraj kazılarına borçluyuz. Çünkü kimse bu bölgelere yatırım yapmıyordu. kimse gelip bu bölgede kazı yapmayı hedeflemiyordu. Proje sayesinde bir çok ekip bir araya gelmeye başladık ve bu bölgenin ortaya konulması gereken kültürel varlıklarını gün ışığına çıkarmaya ne yatırım düşmanı olalım nede kültürel miras düşmanı olalım. Bu yıl toplam 26 kazı için 15 trilyon lira ödenek ayrıldı.”

25.06.2009 Diyarbakır Söz