devlet-arkeolojiye-destegi-kultur-eliyle-veriyor-maliye-eliyle-geri-aliyorKültür Bakanlığı tarafından geçen yıl arkeolojik kazılara 21 milyon lira ödenek ayrıldı. Bu yılın ilk 3 aylık kazı döneminde ise destek 6.5 milyon lirada kaldı. Maliye ise desteğin yarısı vergi olarak geri alıyor.

Antik Yunanlılar, Nâzım Hikmet’in deyimiyle, “Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan” yarımadaya, kendilerinin doğusunda yer aldığı için “güneşin doğduğu yer” anlamına gelen “Anatolia” demişler. Ve bu söz evrilmiş, Türkçede kutsal sayılan “ana” sözcüğüne de uydurularak, “Ana-dolu”ya dönüşmüş. İşte, tanrıların tanrısı Zeus’un Tesalya’daki Olimpos Dağı’ndan daha yücelerini bulduğu için pek de ayrılmak istemediği Anadolu’da, doğa ve insanın el ele vererek toprak altına ittiği uygarlıkları gün ışığına çıkarmak için yaklaşık 150 yıldır farklı form ve nitelikte bilimsel kazılar yürütülüyor. Türkiye’de halen toplam 203 alanda kazı çalışması sürdürülüyor. Kazıların tamamında 5 bin kadar akademik, 10 bin dolayında da yardımcı personel çalışıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı geçen yıl 21 milyon lira olan ödenekleri bu yılın 3 aylık ilk kazı döneminde yalnızca 6.5 milyon lirada tuttu. Kriz nedeniyle sponsorluklar da azaldı.

Kültür veriyor, Maliye alıyor

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Prehistorya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Necmi Karul, son yıllarda ödeneklerdeki artışın genel olarak kazı çalışmalarını olumlu etkilediğini vurguluyor: “Ancak ödeneklerdeki artış hızı reel olarak gerçeği yansıtmıyor. Çünkü devlet, verdiği ödeneklerin yaklaşık yarısını vergi ve SGK primi olarak geri alıyor. Maliye Bakanlığı her kazı alanı faaliyetini bir şirket olarak değerlendiriyor ve böyle olunca da işlerimizin arasına bir de bürokratik işlemler giriyor.”

Ağırlıklı olarak üniversitenin ayırdığı fonları kullandıklarını söyleyen İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Prehistorya Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Aksaray Güvercinkayası Kazıları Başkanı Doç. Dr. Sevil Gülçur da Maliye Bakanlığı’nın tutumundan yakınıyor: “Ödeneklerde asıl sorunumuz Maliye Bakanlığı. Çünkü bizi bilimsel çalışma yapan ekipler olarak değil de birer şirket gibi algılıyor. Bu nedenle kazı süresince yemek ödeneği dahi verilmiyor. Yemek maliyetleri kazıya katılan öğrenciler de dahil, cebimizden çıkıyor. Ayrıca Maliye bir ödenek kalemindeki fazlalığı, yemek gibi diğer bir kaleme aktarmamızı da engelliyor.”

Sponsorluk azalıyor

Aynı zamanda Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi Başkanı olan Karul, Türkiye’de arkeolojik kazılarda sponsorluk kurumunun henüz gelişemediğini kaydediyor: “Çok az sayıda kuruluş ve şirket bunun önemini kavrayıp destek veriyor. Ya da Troya gibi çok ünlü alanlar destek alabiliyor ki zaten o ünlü kazı alanlarının sponsorlukları da çok uzun yıllardır bu işin önemini çoktan kavramış olan yabancı şirketlerde” diyor. Yine de son yıllarda yerli sponsorluklarda da belirli bir artış olduğunu belirten Karul; ama kriz nedeniyle bu yıl bir miktar azalma olduğunu vurguluyor. Gülçur da sponsorlukların genellikle çok gözde olan kazılara verildiğini söylüyor: “Sponsorluklar genellikle nakit olarak değil de ulaştırma, araç-gereç, yemek gibi, ödeneklerden karşılanamayan kalemlerin sağlanmasını içeriyor ki bunlar da bizim için çok önemli destek. Maalesef bu sene, önceki yıllardaki kadar sponsorluk sağlanamadı.”

Arkeologların verdikleri bilgilere göre, her bir kazı alanında 10 ile 50 arasında yerli-yabancı akademik personel görev alıyor. Ayrıca, kazı alanının gereksinimlerine bağlı olarak 30-100 kadar yardımcı personel çalıştırılıyor ve bunların hemen tamamı yöredeki köy ve kasabalardan sağlanıyor. Böylece, ödeneklerin neredeyse tamamı, yüzde 95-99’u yardımcı ve akademik personel için harcanıyor. Bunun önemli bir bölümünü de vergi olarak Maliye, sigorta primi olarak da SGK geri alıyor.

Her bir kazı küçük bir fabrika

Mevcut kazı çalışmalarının Türkiye’deki toplam potansiyelin çok az bir bölümünü oluşturduğunu belirten Karul, “Oran vermek çok zor; çünkü tüm envanteri çıkaracak bir çalışma henüz yapılmadı. Bu nedenle birçok arkeolojik alan yağmalanıyor ya da tarım ve inşaat gibi faaliyetlerle yok ediliyor. Arkeolojik kazıların öncelikle bilime katkısı önemlidir. Arkeoloji bilimi geçmiş döneme ilişkin algının değişimini, kanıtlanabilir bir geçmişe sahip olmamızı sağlar” diyor.

Bir başka önemli yanın da kazı yapılan alanlara sağladığı önemli ekonomik canlanma olduğunu kaydeden Karul, “Çünkü kazı için ayrılan ödeneğin hemen tamamı yöredeki insanların istihdamına harcanıyor. Bu katkı kazı süreciyle sınırlı değildir; yöreye ziyaretçiler sürekli gitmekte ve canlanmayı kesintisiz kılmaktadır. Bir başka deyişle, her kazı bölgesine adeta birer küçük fabrika kuruyoruz” diyor.

Akaryakıt zammı mağdurları

“Bizler kazı programlarını ve dolayısıyla bütçelerini aralık ayında yapar, ocak ayında onaylatırız” diyen Gülçur, maliyetleri arasında en önemli kalemlerden birisinin de ulaştırma/nakliye olduğunu söylüyor. Gülçur, “Son akaryakıt zammı tüm kazı çalışmaları

Bursa Aktopraklık’taki tarih öncesi döneme ait kazının başkanlığını da yürüten Yrd. Doç. Dr. Necmi Karul, ihalesi geçenlerde tamamlanan İstanbul-İzmir otoyolunun güzergâhından kaygılı. Karul, “Burası, MÖ 6350’ye tarihlenen, yeryüzünün ilk yerleşim birimlerinden birisidir. Şimdi, yeni otoyolun güzergâhı bu çok önemli kazı alanını tehdit etmektedir. Biz, aynı zamanda Uluabat Gölü’nün doğal sit alanını da tahrip edecek olan güzergâhının değiştirilmesini istiyoruz ve bu konuda bir kampanya başlatmak için hazırlıklarımızı sürdürüyoruz” diyor.

18.07.2009 Referans Osman Şenkul