Çöpün Altından Saray Çıktı

523

copun-altindan-saray-ciktiBizans döneminde Piskoposluk Sarayı olduğu düşünülen, Topkapı Sarayı 1. avlusunda Aya İrini Kilisesi güney cephesindeki yapı kalıntıları çöpler ve bitki örtüsünden temizlenerek gün ışığına çıkarıldı.

Çalışmaları yürüten kazı ekibinden Bizans sanatı uzmanı Hayri Fehmi Yılmaz, 1940’lı yıllarında burada bir çalışma yapıldığını, yapının varlığından haberdar olunduğunu belirterek, ”Yalnız yaklaşık 50 yıldır kaderine terk edilmişti ve zamanla içerisi bitkiler arasında kalmış, çöplerle dolmuştu” diye konuştu.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri Başkanlığında İstanbul ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi sanat tarihi bölümleri tarafından 1,5 ay süren temizleme çalışmalarıyla birlikte yapının ne olduğunun daha iyi tespit edildiğini söyleyen Yılmaz, şöyle konuştu:

”Bazı araştırmacılar Sampson hastanesi, bir düşkünler evi olabileceğini söylemiştir ama bizim çalışma ekibimiz biraz daha farklı düşünüyor bu konuda. Hemen bitişiğindeki Aya İrini ile birlikte inşa edilmiş bir yapı, onunla organik bağları var. O yüzden çok büyük ihtimalle burası şehrin Piskoposluk Sarayı ile ilgili kalıntılar.

Aya İrini’nin hem içerisine hem avlusuna birçok giriş var. Hatta Aya İrini’nin galeri katına gidiş de yine bu kalıntı içerisindeki bir rampadan sağlanıyor. Dolayısıyla bu ikisi bir ortak yapı diye düşünüyoruz. Burası zaten Aya İrini ve Ayasofya ile birlikte aynı avlunun içerisindeydi. İkisine birden ‘Büyük Kilise’ deniyordu ve büyük bir çevre duvarıyla bu alan çevrilmişti. Yapı kalıntısı onun içerisinde bu da Ayasofya ve Aya İrini gibi 6. yüzyıla tarihlendiriliyor.”

Yapı kalıntılarının önemli bir kısmının 6. yüzyıla ait olduğunu belirten Yılmaz, ”Şu anda içinde bulunduğumuz yapı kalıntısı 6. yüzyılda yapılmış, 15. yüzyıla kadar kesintisiz kullanılmış. Çok enteresan, Osmanlı devrinde üzeri toprakla kapanmış, daha sonra üst tabakada Osmanlı’yı takip edebiliyoruz. 15. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar yapı malzemelerini bu alanın içerisinde görebiliyoruz” dedi.

Yapının Bizans sivil mimarisinin önemli örneklerinden biri olduğunu belirten Yılmaz, bu alanın Bizans devrinden sonra da önemini koruduğunu, Topkapı Sarayı sınırları içinde kalan alanda Osmanlı dönemine de ait ilginç kalıntıların olduğunu dile getirdi.

-İSTANBUL’UN EN ESKİ ÇEŞMESİ-

Yılmaz, şunları kaydetti:

”Birçok Bizans eserimiz, taş eserlerimiz ve keramikler bu çalışmalar sırasında tespit edildi. Ancak Osmanlı ile de ilgili verilerimiz ilginç. Topkapı Sarayı’nın günlük hayatı ile ilgili verilerimiz var. Osmanlı döneminde burası Hatap Ambarı, odun deposu olmuş. Bununla ilgili bir kantarın ağırlıklarını tespit ettik. Yine sarayın muhtemelen ölülerinin yıkandığı yer burası. Sarayda 2 hastane, 2 gasilhane vardı. Bir tanesi muhtemelen buradaymış. Muhtemelen teneşir olan bazı izleri bulduk ki bu da Topkapı Sarayı’nın günlük hayatının çok az bilinen bazı ayrıntılarını tanıma fırsatını sağladı.

Aslan şeklinde çörteni olan ilginç bir çeşmemiz var. Bu da İstanbul’da şu ana kadar tespit edebildiğimiz en eski çeşme. Kesinlikle Bizans’tan önceye ait, Roma çağından bir İstanbul çeşmesinin parçası burada duruyor. Bir miktar da döşeme mozaiklerimiz var. Herhalde bu tür buluntular önümüzdeki dönemde de karşımıza çıkacak.”

-”KLASİK DÖNEME KADAR MALZEME ÇIKABİLİR”-

İstanbul’un merkezi, akropolü olan alandan daha eski dönemlere ait bulguların çıkabileceğine işaret eden Yılmaz, ”Biz bugün Osmanlı ve Bizans dönemlerinin malzemesini neredeyse kesintisiz olarak arazide görebiliyoruz. Ama hiç şüphesiz Bizans öncesi de burada çok güçlü olmalıydı. Hani küçük bir Roma çeşmesi parçasını görebiliyoruz ama onun dışında herhalde bu kotun altında Roma altında da Helenistik ve daha önceki dönemlere, klasik döneme ait malzeme de bu alandan gelebilir. O da çok heyecan verici bir şey” şeklinde konuştu.

-ÇAKMAK TAŞI BULGULAR-

Yılmaz, henüz ne olduğunu bilmemekle birlikte alanda bazı çakmak taşı parçalar bulduklarını söyledi. ”Çakmak taşı aletler tarih öncesi dönemde kullanılan aletlerdir. Ya o tür malzeme ya da daha geç orta çağlarda süs olarak, kakma olarak kullanılmış malzeme olabilir” diye konuşan Yılmaz, bu bulguların niteliği konusunda henüz kesin bir bilgiye sahip olmadıklarını vurguladı.

Hayri Fehmi Yılmaz, önümüzdeki yıllarda çalışmaların kalıntıların kalan kısımlarının çıkarılması şeklinde devam edeceğini, tüm çalışmaların 5-6 yıl sürebileceğini ifade etti.

03.09.2009 Star