kadikoyun-atalariİstanbul’da neredeyse yapılan her inşaat çalışmasında tarihi kalıntılar ortaya çıkıyor.

İstanbul’da neredeyse yapılan her inşaat çalışmasında tarihi kalıntılar ortaya çıkıyor. Özellikle Marmaray Projesi binlerce yıllık kalıntılara ulaşılmasını sağladı. Kadıköy’deki Kuşdili Çayırı da keşfedilmeyi bekleyen tarihi kalıntılara sahip alanlardan biri. Üzerine alışveriş merkezi yapılması projesiyle uzun zaman gündemde kalan Kuşdili Çayırı için Anıtlar Kurulu izin verdiği halde hala kazma vurulmadı

Otopark olarak kullanılan Kuşdili Çayırı’nın yanından akan ve etrafa pis kokular yayan Kurbağalıdere’de yapılacak arıtma çalışmalarının ardından Venedik’teki gondol gezilerinin bir benzerinin yapılması planlanıyor.

İstanbul gibi binlerce yıl yaşayan kentlerde kent arkeolojisinin çok önemli olduğu kesin. Kentin SİT alanında yapılan her türlü inşaat çalışması bir anda kentin geçmişine kısa süreli bir pencere açıyor. Sadece Bizans değil, İstanbul’un geçirdiği bütün tarihi dönemleri yansıtan buluntular, İstanbul’un tarihini baştan sona bir daha yazılmasını gerektirecek kadar önemli bilgiler içeriyor. Kadıköy’deki Kuşdili Çayırı’nda da binlerce yıllık kalıntılar gün ışığına çıkarılmayı bekliyor. Kuşdili Çayırı, Kadıköy’de Eski Salı Pazarı’nın kurulduğu ve bugün otopark olarak kullanılan bir alan. Geçtiğimiz aylarda Büyükşehir Belediyesinin bu alana yapmayı düşündüğü alışveriş merkezi projesiyle gündeme gelmişti. Tepkiler üzerine projenin durdurulması ise kültürel miras konusuna hassasiyetle yaklaşanları rahatlattı.

ANTİK KALKHEDON KENTİ BU ÇAYIRDA

Kuşdili Çayırı, 1977 yılında Doğal Anıt olarak tescil edilmiş ve 1981 yılında İstanbul II Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge kurulu tarafından Doğal SİT Alanı olarak ilan edilmiş bir bölge. Doğal anıt ve doğal SİT alanı olma özelliklerinin yanı sıra Kuşdili Çayırı, arkeolojik açıdan pek çok önemli bilgiyi barındıran bir alan olması bakımından da oldukça önemli. Alan, Kadıköy’ün tarihine ilişkin ilk arkeolojik verileri ile bilinen ve M.Ö. 6500’lere tarihlenen Fikirtepe Höyüğü’ne yakınlığı nedeniyle de dikkat çekiyor. Yazılı kaynaklarda, Kalkhedon kentinin biri Haydarpaşa koyuna açılan, diğeri ise olasılıkla Kurbağalıdere girişinde bulunan iki limanından söz ediliyor. Haydarpaşa koyuna açılan limanın mendireğinin Osmanağa Camii’nin alt kesiminde olduğu sanılıyor. Arkeologlar, Kurbağalıdere girişinde yer alan liman boyunca uzanan bir caddenin de Kalkhedon’u İzmit’e bağladığını belirtiyor.

Kuşdili çayırının hemen güneybatı yönünde bulunan Yoğurtçu Parkı ile Osmanağa Camii arasında kalan alana kurulu Kalkhedon’un çevresi savunma duvarları ile çevrili.

Kurbağalıdere ve Kuşdili, Haydarpaşa, gibi büyük çayırları ile önemli doğal alanlara sahip olan Kadıköy, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde genellikle mesire yeri olarak kullanılmış.

Tüm bu bilgiler bu bölgenin ne kadar önemli olduğunu ortaya çıkarıyor. Uzmanlar Kuşdili Çayırı’nda arkeolojik kazılara başlanması ve bölgedeki buluntuların bir an evvel ortaya çıkarılması konusunda çalışmalarını sürdürüyor.

KAZILAR YAKINDA BAŞLAYACAK

İstanbul Arkeologlar Derneği Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Prehistorya Anabilim dalı Öğretim Üyesi Necmi Karul kazı çalışmalarıyla ilgili şunları söyledi: “Büyükşehir Belediyesinin Kuşdili Çayırı’nın olduğu bölgede kültür ve alışveriş merkezi projesi gündemdeydi. Kuşdili’nin çevresinde özellikle Hasanpaşa’da aynı zamanda Kadıköy’de altı yolda Roma ve Helenistik dönemlerden kalan arkeolojik kalıntılar var. Özellikle Hasanpaşa’nın orada büyük bir metropol olduğu biliniyor. O bölgenin Kalkhedon kentinin limanı olma olasılığı çok yüksek.

Kuşdili Çayırı uzun dönem pazar alanı olarak kullanıldığı için mevcut yapının üzerinde bir tahribat söz konusu değil. Ama bir yapının yapılması durumunda, bu bölgede antik kalıntılar olup olmadığının açığa çıkarılması gerekiyor. İstanbul Arkeologlar Derneği olarak bu alanda bir çalışma olacaksa, öncesinde arkeolojik taramasının yapılması, gerekiyorsa kazılara başlanması ondan sonraki aşamada çözüm yolları üretilmesini talep ettik. Hiçbir kalıntı yoksa inşaat başlatılır. Anıtlar Kurulu bu konuda bizim talebimiz üzerine olumlu görüş verdi ve önce arkeolojik kazılar yapılmasını öngördü. Önümüzdeki günlerde İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin yönetiminde orada arkeolojik kazılar yapılacak.

Yenikapı’da tarihi değiştiren bulgular

Yenikapı’daki Marmaray inşaatında 2004 Kasım’ında başlatılan arkeolojik kazılarda, Theodosios Limanı’na ait bir iskele ve Konstantin Surları’nın bır kısım duvarları gün yüzüne çıkarıldı. Ayrıca Yenikapı’da kazılarda elde edilen bulgularda, İstanbul’u Bizanslıların kurmadığını, Marmara’nın da bir göl olduğunu ortaya çıkarıldı. Kazı alanında bir rastlantı sonucu bir evin tabanında bulunan mezardaki iki iskelet, M.Ö 6.500’lere tarihleniyordu. Bu bilgilerle, İstanbul tarihi tamamen değişti.

Yüksek şehir kalıntıları

Geçtiğimiz günlerde Topkapı Sarayı’nın bahçesinde, Bizans akropolü ortaya çıkarıldı. Akropolün yanı sıra bölgede Tunç Çağı’na kadar giden arkeolojik buluntular da bulundu. Tunç Çağı’ndan parçaların bulunması, İstanbul’un tarihinin bilinenden çok daha öncelere dayandığı görüşlerini destekliyor. Akropol tepesi, İstanbul’un ilk kuruluş yeri olarak biliniyor. “Akro” (yüksek), “Polis” (şehir) anlamına geliyor.

Avrupa’da ilk tarım yapılan yer İstanbul

Antik kaynaklarda söz edilmesine rağmen yakın zamana kadar yeri bir türlü bulunamayan Bathonea antik kenti ve limanları Türk arkeologlar önderliğinde gün yüzüne çıkartılıyor. Avcılar ve Küçükçekmece belediye başkanlıklarının desteği ile Kocaeli Üniversitesi’den Yrd. Doç. Dr. Şengül Aydıngün başkanlığında; İstanbul Üniversitesi, Bristol Üniversitesi, KKTC D.A.Ü, Hollanda Lahey Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi, Strazburg Üniversitesi uzmanları bölgede araştırmalarını sürdürüyor. 9 ülkeden arkeolog, jeolog, mimar, sanat tarihçisi, sualtı araştırmacısı, arkeolog, şehir plancısı, jeofizikçi ve harita mühendisi 40 kişi İstanbul’un tarihini daha da geriye götürmek için çalışıyor. Aydıngün’ün 2007’de Avcılar ile Küçükçekmece Belediyelerinin maddi ve teknik destekleriyle başlattığı yüzey araştırmalarında, Küçükçekmece Gölü çevresinde İstanbul’da 2 bin 700 yıllık bir antik kentin varlığı belirlenmişti. Doğu Akdeniz Üniversitesi’nden sualtı arkeologu Hakan Öniz’in çalışmalarıyla bulunan deniz fenerinin Roma Dönemine ait olduğu tespit edilirken, göl kıyısında taş iskele ve rıhtım kalıntıları ile evlere ait duvar, seramik ve mermer parçaları bulunmuştu. Göl üzerindeki yarımadada ise “İstanbul’un Avrupa’da ilk tarım yapılan yerlerinden biri olduğunu” kanıtlayacak 10-15 bin yıl öncesine ait çakmak taşı aletler elde edilmişti. İlk insanların da yerleşim yeri olduğu düşünülen göl çevresinde inceleme yapan uzmanlar, İstanbul çevresinin aralıksız yaşama sahne olduğunu kanıtlarken ele geçen çakmak taşı aletler Avrupa’ya tarımın Anadolu’dan gidebileceğinin sağlam kanıtlarını oluşturdu. Bathonea’dan elde edilen veriler, İstanbul’un bilinen tarihini değiştireceği gibi, Avrupa’nın da tarihine ışık tutacak.

08.06.2009 Şişli Gazetesi