Kütahya Seyitömer Höyüğü’nde bulunan 4 bin yıllık insan beyinlerinin İstanbul’daki Haliç ile Acıbadem Üniversitelerinde görevli öğretim üyelerince incelendiği ve bu kalıntılarda DNA örneklerine rastlandığı bildirildi.

Höyüğün kazı grubu başkanlığını yürüten Dumlupınar Üniversitesi (DPÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nejat Bilgen, AA muhabirine, 2006’dan bu yana her yıl 6’şar aylık dönemler halinde devam ettikleri kazı çalışmalarını bu yıl planlanan tarihten 1 ay 10 gün önce sonlandırmak zorunda kaldıklarını söyledi.

Bu höyükte görevli yaklaşık 30 öğretim üyesi ve öğrenci ile 100’den fazla işçinin, Seyitömer Höyüğü’ne yaklaşık 5 kilometre uzaklıkta yeni bulunan höyüğe yönlendirildiği için kazıların bu yılki bölümüne son verdiklerini anlatan Prof.Dr. Bilgen, DPÜ Rektörlüğü ile höyüğün yer aldığı arazinin mülkiyetini elinde bulunduran Seyitömer Linyitleri İşletmesinin (SLİ) bağlı olduğu Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) Genel Müdürlüğü arasındaki protokol gereğince kazıların 2010 yılı sonunda tamamlanması gerektiğini anımsattı.

Bilgen, protokole göre kazıların bir yıl daha uzatılabileceğini ifade ederek, şöyle konuştu: “Höyüğün tam ortasında kültürel derinlik sondajı yaptık. Şu anda bulunduğumuz seviyeden 8 metre aşağıya indiğimizde yaklaşık 30-40 santimetre çamurumsu kömürün bulunduğu katmanın başladığını bu sondaj bize gösterdi. Ancak, 5 ayrı yerleşim tabanı tespit ettiğimiz bu 8 metrelik katmanda Erken Tunç Çağı’ndan başka bir dönemin izlerine rastlamadık. Önümüzdeki yıla ait planı resmi olarak SLİ’ye bildireceğiz. Bize daha fazla işçi görevlendirebilecekleri önerisinde bulundular. Önümüzdeki yıl 8 metrelik bölümün tamamına yakınını yaklaşık 250 kişilik işçi potansiyelimizle kazma fırsatımız olacağını düşünüyoruz. 2011’e fazla bir şey bırakmadan çevresini araştırarak bütün projeyi tamamlama arzusundayız.”

-“KAZILMAYAN BÖLÜM DE ERKEN TUNÇ ÇAĞI DÖNEMİNE AİT”-

Bilgen, geçen yıl deprem yaşandığına dair izlere rastladıkları Orta Tunç Çağı’na ait 3 katmanın altındaki Erken Tunç Çağı bölümünü kazmaya bu yıl başladıklarını kaydetti.

Bundan sonra da aşağı doğru 5 ayrı mimari katman tespit ettiklerini dile getiren Bilgen, buradaki kültür katmanının değişmediğini anladıklarını söyledi.

Sondajdan elde ettikleri bilgiler doğrultusunda höyüğün kalan bölümünde daha farklı kültür ve dönemlerle karşılaşabilmenin mümkün olamayacağını belirlediklerini vurgulayan Nejat Bilgen, şöyle devam etti: “Sekiz metrelik sondajda Erken Tunç Çağı’na ait 5 katmanın bulunması, bize yine deprem bulguları olabileceğini düşündürüyor. Belki bir saldırı da olabilir. Bir şeyler yıkılmış ve tekrar yerleşilmiş. Ancak, hepsi de Erken Tunç Çağı kültürlerine ait izleri barındırıyor. Yani MÖ 3000 yıllarından bahsediyoruz.

Tabii bunlar, Erken Tunç Çağı’nın kendi içindeki yerleşim evrelerine ait, yepyeni ve hiç bilmediğimiz bir dönem burada yok. En alttaki dönemin de Erken Tunç Çağı’na ait olduğunu saptamış durumdayız. Tabanından 8 metre yüksekte 4 bin yıllık insan beyinleri bulduğumuz höyüğün geçmişinin günümüzden 5 bin yıl öncesine dayandığını, daha eskiye gitmediğini belirledik.” -İNSAN BEYİNLERİNDE DNA VE SIVI TESPİTİ- Prof. Dr. Bilgen, yaklaşık 2,5 ay önce höyükte buldukları 4 bin yıllık 6 insan iskeletindeki beyinlerin küçülmeye başladığını gözlemlediklerini, normal yaşam koşullarında tahrip olmaya yüz tutunca çeşitli kimyasal maddeler kullanarak muhafaza etmeye çalıştıklarını bildirdi.

Beyin kalıntılarını yerinde inceleyen Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Aydın Sav ile Haliç Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü öğretim görevlisi Dr.

Meriç Adil Altınöz’ün, bunlardan bir miktar parçayı İstanbul’a götürdüğünü anlatan Prof. Dr. Bilgen, yapılan incelemede beyin kalıntılarında DNA ve sıvı örnekleri tespit edildiğini kaydetti.

Prof. Dr. Bilgen, fosilleşmiş olmadığından havadaki oksijenden etkilenerek küçülmeye başladığını tahmin ettikleri beyinlerle ilgili x-ray sistemiyle yürütülen incelemelerin tamamlanmasının ardından bir beynin, kurmayı planladıkları müzede sergileneceğini sözlerine ekledi.

Dr. Altınöz de laboratuvardaki incelemeleri sırasında beyinlerdeki lipitlerin 4 bin yıldır korunduğunu gözlemlediklerini anlattı.

“Ancient DNA” metodunu kullanarak beyinleri incelemeye başladıklarını ifade eden Dr. Altınöz, “geçmişi çok eskiye dayalı bu derecede iyi korunmuş insan beynine daha önce dünyada rastlandığını düşünmediklerini” belirtti.

Dr. Altınöz, Almanya’da bu tür çalışmalar yapan bir merkez bulunduğunu dile getirerek, paleogenomik bilimi metotları aracılığıyla DNA örneklerine ulaştıkları beyinlerin hangi ırk ve milletten insanlara ait olduğunu tespit etmeye çalıştıklarını vurguladı.

-HÖYÜĞÜN ALTINDAKİ KÖMÜR REZERVİ-

Öte yandan, Kütahya merkeze yaklaşık 27 kilometre uzaklıkta, Seyitömer beldesi yakınında ve SLİ arazisinde bulunan höyükteki kazı çalışmaları, altındaki 12 milyon ton kömürün ekonomiye kazandırılması amacıyla 1989’da Eskişehir Müze Müdürlüğünce başlatıldı.

Afyonkarahisar Müze Müdürlüğünün 1990-1995 arasında yürüttüğü çalışmalar, 2006’da DPÜ Arkeoloji Bölümünce ele alındı.

TKİ Genel Müdürlüğü ve DPÜ Rektörlüğü arasında imzalanan protokol gereğince her yıl 6’şar aylık dönemler halinde yürütülen kazı çalışmalarının en geç 2011’de tamamlanması ve höyüğün kaldırılmasının ardından yaklaşık 500 milyon lira değere sahip linyit kömürünün çıkarılmaya başlanması hedefleniyor.

09.10.2009 Milliyet