2010’da Arkeoloji Halkın Hizmetinde

527

İstanbul’un Anadolu yakasındaki en önemli arkeolojik alanlardan biri olan ve kazı çalışmaları halen devam eden Küçükyalı Arkeo-Park Projesi ile İstanbul’un ilk arkeoloji parkının oluşturulması hedefleniyor.

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Yürütme Kurulu Başkanı Şekib Avdagiç’in ev sahipliğinde düzenlenen Küçükyalı arkeolojik alanının değerlendirilmesi sempozyumunda 2010 yılında haya geçirilmek üzere Küçükyalı’da bulunan arkeolojik alanla ilgili önemli kararlar alındı. Toplantıda, kazı ekibinin başında bulunan Koç Üniversitesi-Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümü öğretim üyesi, Yrd. Doç. Dr. Arkeolog Alessandra Ricci, gerçekleştirdiği sunumla projenin detaylarını aktardı. İstanbul’un Anadolu yakasındaki en önemli arkeolojik alanlardan biri olan ve kazı çalışmaları halen devam eden Küçükyalı ArkeoPark Projesi ile İstanbul’un ilk arkeoloji parkının oluşturulması hedefleniyor.

Projede, arkeolojik alanın koruma altına alınarak müdahaleci olmayan bir yaklaşım ile kentin tarihine ışık tutulması amaçlanırken, İstanbulluların kazı alanıyla yakın ilişkide olması en önemli unsuru oluşturuyor. Bu kapsamda çalışmalar, arkeolojik alanın etrafında halkın kullanımına açık bir yeşil alan oluşturulması, tarihi alanın arkeolojik verilerini öne çıkaran kültür ve dinlence alanı olarak gezilmesi, çevresinde bilgi-danışma merkezi ve eğitim atölyeleri ile bir etkinlikler merkezi haline gelmesi amacıyla sürdürülüyor.

DÜNYADA EŞİ YOK

Arkeolojik kazılar kapsamında bugüne kadar örneği bulunmayan 9. yüzyıla ait mimari kalıntılar, Orta ve Geç Dönem Bizans sikkelerine ulaşıldı. Aynı zamanda gündelik yaşama ait ipuçları veren mühürler, keramikler, kandiller, hatta yiyecek kalıntıları ortaya çıkarıldı.

Ortaya çıkarılan bulgular arasında en dikkat çekici olanı, hiç şüphesiz şimdiye kadar örneği bulunmamış patrik mezarı. Arkeolojik kazılarda bulunan, İmparator I. Mikhael’in oğlu Ignatius’a ait mezar, Vatikan arşivindeki 11. Yüzyıla ait bir tasvirde de resmedilmiş. 877 yılında ölen Patrik Ignatius’un, Ayasofya’da gerçekleşen defin töreninin ardından Küçükyalı’ya getirilip mezara nakledilmesinin yer aldığı tasvirde, o tarihlerde hala ayakta olan, adalardan ve denizden görünen etkileyici anıt yapı bütün ayrıntıları ile belli oluyor.

SU DEPOSU OLARAK KULLANILDI

Bölgede ayrıca Bizans imparatorunun yazlık sarayının bulunduğu da biliniyor. Sarayın altında yer alan ve altyapısını oluşturan devasa sarnıcın Kayışdağı’ndan getirilen suyu depolamak için kullanıldığı tahmin ediliyor. Çok kubbeli sarnıcın üst bölümü bugün çökmüş vaziyette. Ancak üstündeki manastır yapısını taşıyan büyük açıklıklı bölüm ilk günkü gibi ayakta. Yıllardır devasa bir yapıya ait olduğu belli olan kalıntılar biliniyor ve yakınından geçen Bağdat Caddesi’nden de görülüyordu. Bu büyük yapının yalnızca temelini oluşturan sarnıç bölümü geçmişte denizden de görülebiliyordu.

Akademik çevre ve özel sektör destekliyor

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın destekleri ve Kültür ve Turizm Bakanlığı işbirliğinde, Koç Üniversitesi- Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri tarafından ortaklaşa yürütülen Küçükyalı Arkeo-Park projesine yerel yönetim ve özel sektör de büyük katkı sağlıyor.

Proje, en önemli destekçilerinden olan Maltepe Belediyesi ve Fiat-Tofaş’ın sağladığı katkıların yanı sıra uluslararası işbirlikleri açısından da önem taşıyor. İtalya’daki Milano Politeknik Üniversitesi ile yakın işbirliği içinde yürütülen çalışmalarda Türk, Alman, İtalyan, Fransız genç arkeologlar ve farklı disiplinlerden gelen uzmanlar görev alıyor.

Merkezi ve yerel yönetimleri, akademik çevre ve özel sektörü bir araya getiren Küçükyalı ArkeoPark Projesi’nin en önemli destekçilerini ise semt halkı oluşturuyor. Bu özelliği ile proje, Türkiye’de geniş katılımlı bir örnek model olması açısından dikkat çekiyor. Semt muhtarı Ayşem Moroy’un arkeolojik alanın korunması için yıllardır gösterdiği çabaların yanı sıra mahalle halkı da, arkeolojik alanın yaşam kalitelerini geliştireceğinin bilincinde.

Semt halkının, uzmanların, destekçilerin ve kamunun bir araya geldiği ve birlikte iş kotardığı bu kent arkeolojisi çalışması, koruma ile kentsel gelişmenin birbiriyle çelişmediğini ortaya koyuyor.

19.12.2009 Yeni Şafak