Hem Bizans hem Osmanlı hem de Cumhuriyet döneminin en önemli mekanlarından biri olan tarihi yarımadanın altındaki yapılan çalışmada ilginç bilgilere ulaşıldı. Ayasofya’dan giren bir dalgıç Topkapı Sarayı’nın Harem Dairesi’ndeki tuvaletten çıktı…

Arkeolog, mimar ve sualtı fotoğrafçılarından oluşan bir ekip Topkapı Sarayı’nda hummalı bir çalışma yürütüyor. İTÜ’den Dr. Çiğdem Özkan Aygün başkanlığında bir ekip Topkapı Sarayı ve Ayasofya’nın altındaki su kanalları ile sarnıçları araştırıyor.

İlk bulgulara göre, su yollarının uzunluğu 3 kilometreyi buluyor. Hırka-i Saadet Dairesi’nin önünde içi su dolu sarnıç, haç motifleri taşıyor. Ancak en ilginç bulgulardan biri Ayasofya’dan başlayan tünelin sonunun Harem’deki bir tuvalette bitmesi…

Topkapı Sarayı Müdürü Prof. Dr. İlber Ortaylı, Ayasofya’nın müthiş bir yer altı yapılanmasını ve yapılan çalışmayı şu sözlerle anlattı:

“İstinat duvarları ve su kanalları, dışarıdan veya çatıdan gelen suları götürmek için kurulmuş. Zaten Ayasofya’da bundan başka bir su harcama kapasitesi de olmamalı. Tuvaletler falan da bulunmamalı.

Ayasofya, Topkapı Sarayı’nın komşusu. Bu kanal sisteminin saraya, oradan da Marmara Denizi’ne bağlı olduğunu düşünüyorduk.

Bir dalgıç arkadaşımız Ayasofya’dan girdiği tünelden Topkapı Sarayı’ndaki Harem Dairesi’ndeki tuvaletten çıktı.

Araştırmada yıkılan bir bağlantı kanalı da bulundu, bir an önce düzeltilmesi gerekiyor. Binaların selameti açısından yer altı haritası bilinmeli. Birçok sarnıç var ve bunların haritasını çıkarmak zorundayız. Bütün Sultanahmet semti için bu önemli.”

PİRAMİTLERDE KULLANILAN ARAÇLAR

Araştırmayı yapan ekibin başındaki İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi İnsan ve Toplum Bilimleri Öğretim Üyesi Dr. Çiğdem Özkan Aygün, çalışmaları anlattı:

“Yalnızca bu çalışma için üretilmiş teknik cihazlar var ve onları kullanıyoruz. Benzerleri Mısır pirametlerinin araştırmasında da kullanılmıştı. Bunlar yer altında çalışan paletli kameralar ve su altında gezebilen robot kameralar. Ekibimizin içinde arkeologlar, mimarlar, inşaat mühendisleri de var. Çalışmaya 2005’te Ayasofya’dan başladık. Roma döneminden bu yana Istranca Dağları ve Belgrad Ormanları’ndan İstanbul’a su getiren su yolları ve kanallar var. Su kanallarının ulaştığı son nokta çalışmayı yaptığımız alan. Şimdiye kadar burada herhangi bir araştırma yapılmamıştı.

KAZI YAPILMASI İMKANSIZ

Kazı yapılması hemen hemen imkansız bir bölge. Sarnıçlar ve kanallar yoluyla su sistemlerini ortaya çıkarırken, yer altındaki yapılarla ilgili çok önemli bilgilere de ulaştık. Su kanalları hem drenaj sistemi olarak kullanılmış hem de temiz su getiren kanallar var. Ayasofya’nın özellikle batı bahçesinde çift katlı giden kanallar tespit ettik. Bu kadar küçük alandaki kanalların uzunluğu 1 kilometreyi geçti.

Literatürde hiç olmayan yeni mekanlara ulaştık. Bugünkü turist tuvaletinin altında başka bir yapıya rastladık.

SARNIÇLARA LAĞIM SUYU AKIYOR

Sarnıçlara şu an maalesef lağım suyu akmakta, lağım suyu su kanalları yoluyla binanın temellerine de ulaşıyor.

Mimar Sinan’ın bölgede çok büyük restorasyonlar yapmış olduğunu biliyorduk, biz bu kanallarda rastladık ve hayretler içinde kaldık. Süleymaniye Camii’nin altında benzer su kanallarını kullandığını biliyoruz.

Araştırma yurtdışında da yankı buldu. 1500 yıllık yapıların altında ilk kez bir araştırma yapılıyordu ve hemen Sorbonne Üniversitesi’nden davet aldık.

Çalışmalarımızı hiçbir bütçe olmadan, tamamen araştırmacıların katkılarıyla gerçekleştirdik. Kendi cihazlarımızı üniversitede veya yurtdışında ürettik.

Ayasofya’nın altında araştırma için izin sorunu yaşıyoruz. 2005 yılında izin aldık ve sadece 3 gün çalışabildik. 2009 yılında yeniden izin aldık ve çalışma yine kısa sürdü. İzin verilirse zaten araştırmaya yardım edecekler kapıda bekliyorlar. Örneğin İsviçre ve Yunanistan’dan üniversiteler, başta yer altını gösteren cihazları kullanıma vermek üzere yardım etmeye hazırlar.”

11.03.2010 Hürriyet