Allianoi, Yok Olmanın Eşiğindeki Sağlık Yurdu

387

İzmir ili, Bergama ilçesi’nin 18 km kuzeydoğusunda Bergama-İvrindi karayolu üzerinde yer alan Allianoi, barındırdığı sıcak su kaynağı nedeniyle ilk defa Helenistik Dönem’de temelleri atılmış bir sağlık merkezi. Yerleşmede gerçekleştirilen kazı çalışmaları sırasında Erken Tunç Çağı’ndan Bizans Dönemi’ne kadar çeşitlilik gösteren on bir bin taşınabilir esere ulaşılmıştır.

Bünyesinde barındırdığı şifalı sıcak su nedeniyle kurulan Allianoi, şimdilerde yüzyıllar sonra tekrar neye hizmet edeceği pek tartışmalı olan sulama amaçlı Yortanlı Barajı’nın suları atında bırakılmak isteniyor.

BARAJ KARARININ HİKÂYESİ

Barajın yapımı 1970’lerde D.S.İ. tarafında planlanıyor, Bakırçay-Kınık Ovası’nın tamamının artezyen suyu ile sulanmasına karşın, burada yapımı düşünülen baraja 1993’te başlanılıyor. Barajın yapımının sürdüğü sıralarda, Bergama Müzesi’nden baraj havzasında bir araştırma yapılması isteniyor. O zamanki müze görevlileri, baraj gövdesinin yakınlarında birtakım sondajlar yapıyorlar. Çalışmalar sırasında mezarlara rastlanıyor. Helenistik, Roma ve Bizans Dönemi’ne tarihlenen eserler bulunuyor. Buna rağmen müze yetkilileri tarafından bir rapor yazılıp, barajın yapımını engelleyici bir durumun olmadığı öne sürülüyor.

Çalışmalar sürdürülürken, 1998’de Bergama’ya Müze Müdürü olarak atanan Dr. Ahmet Yaraş, baraj bölgesinde yer alan Roma Köprüsü ve ılıcanın çevresinde küçük çaplı bir kazı yapmaya başlıyor. Burada bilimsel bir kazının sürdürülebilmesi için gerekli olan tüm unsurlar Ahmet Yaraş tarafından bir araya getiriliyor. İlerleyen kazı çalışmalarının ortaya koyduğu tablo nedeniyle Dr. Yaraş tarafından kazının barajla yarışı da başlamış oluyor. Yerleşmeye Arkeologlar, Sanat Tarihçileri, Mimarlar, Jeologlar, Antropologlar, Nümizmatlar, Restoratörler, Topograflar, Fotoğrafçılar ve çok sayıda işçiden oluşan kadro toparlanıyor. Kazı esnasında yapılan tasnif ve elde edilen buluntular adım adım ve titizlikle ayrıştırılıyor, buluntuların her türüne göre uzmanlaşmış bilim insanları da her yıl kazıya davet ediliyor.

KAZI ALANI

İlk kazma İlya Çayı’nın ikiye böldüğü ılıcanın güney, bölgesine vuruluyor. Daha ilk günlerde toprağın altına saklanmış eserler gün ışığına kavuşuyor.

Anadolu’da örneğine az rastlanan bir Roma çeşmesi yavaş yavaş nefes almaya başlıyor. Toprak dinlendikçe, tarih de soluklanıyor, gün ışığı bütün sıcaklığıyla 1800 yıllık bir geçmişin gömüldüğü karanlığı ısıtıyor. Kazı çalışmaları sürdürülürken Asklepios ve kadın başı gibi bazı heykeltıraşlık eserleri de bulunuyor.

Kazı ilerledikçe, geçiş yapısı, caddeler, sokaklar, tuvaletler, seramik ve cam fırınları, şarap imalathanesi, soğukluk, ılıklık, dinlenme odaları, mozaikler, alttan ısıtmalı odalar (saunanın ilk örneklerinden), heykeller ve daha birçok eser, ortaya çıktıkça, kazı yerinin seçiminin ne kadar doğru olduğu da kanıtlanmış oluyor.

Güney Ilıca kazılmaya devam edildikçe, buranın bir sağlık yurdu olduğu, bulunan mimari ve diğer eserlerin de yardımıyla daha da doğrulanıyor.

Bu sıralarda Alman Epigraf Prof. Helmut Müller yaptığı araştırmada, tarihçi yazarlardan P. Aelus Aristides’in Hieroi Logoi adlı eserinde adı gecen Allianoi’un burası olduğunu söylüyor. Böylece 2001’den itibaren Paşa Ilıcası artık tüm bilimsel literatürde Allianoi olarak anılmaya başlıyor.

Kazılar genişledikçe, buluntular çeşitleniyor, mimari genişliyor, köprüler, tonozlu yapılar, şapeller derken; Güney ılıcada öğlenleri gölgesinde oturup dinlenilen incir ya da yöre adı ile yemiş ağacının altının kazılmasına sıra geliyor.

Üzerindeki meyveleri toplandıktan sonra uzun süre kesilmemesi için direnilse de sonunda içimiz sızlayarak incir ağacın kesimi yapılıyor.

Yavaş yavaş kazılmaya başlanan alanda bir hafta sonra toprağın altında boylu boyunca uzanan devrik sütunlar, yattıkları yerden uyandırılıyor. Sütunların devrilme yönüne, insitu haldeki duvarlar ve daha birçok veriden yola çıkılarak burasının olası bir depremde yıkılmış olabileceği ihtimali önem kazanıyor.

Arkeoloji her an size çeşitli sürprizler yapabilir. Aynısı bizim için de ziyadesiyle geçerliydi. Kaç sene altında oturup dilendiğimiz yemiş ağacının altından, köklerin uzayıp, dolandığı andezit ve mermerlerin ihtişamıyla bize de bu sürpriz çıkmıştı. Yemiş ağaçları üzerlerine alınmasın lakin adeta ocağımıza incir ağacı dikilmişti. Bu onun resmiydi. İncirin kökleri birçok duvarı patlatmıştı. Arkeologlar tarafından pek sevilmez durumlar olsa da, doğanın gerçeğiydi ve kökleri toprağın altında bulunan her türlü ağaç, yeraltındaki esere zarar veriyordu. Burada da öyle olmuştu işte. Olsundu. Bunlar da arkeolojinin mücadeleci bilim olması için gerekli renklerdi.

Sütunların restorasyonu yapılıp ayağa kaldırıldıkça görkemli yapı da adım adım gün ışığına kavuşuyordu.

Zaman su gibi akıyordu baraj ile olan yarışımız devam ediyordu, koca kepçeye, kocaman kocaman kamyonlara karşı elimizde fırçalar, dişçi aletleri, incecik, zarif gözyaşı şişelerini, kandilleri, seramik bibloları temizliyor; heykelleri, sütunları, kocaman duvarları, gün yüzüne çıkarmak için kendi çapımızda devleşmeye çalışıyorduk.

Böylece kuzey Ilıca’da da çalışmalar başlamıştı. Eski İvrindi-Bergama yolunun altındaki toprağı kazmaya başlayınca daha 50 cm derinliğe inmeden dar bir çukurla karşılaşıldı. Hemen kazının en zayıf elemanı buradan içeri sarkıtılarak içerisi iğne ile kazılmaya başlandı.

Olası bir sel sonucu burası kumlu, yumuşak bir tür toprakla dolmuştu. Toprak boşaltıldıktan sonra 7 m’lik muhteşem bir tonozla karşılaşıldı. Derken 1999 için kazı mevsimi kapanmış, çalışmalar burada noktalanmıştı.

2000’de kuzey ılıcada tonozun yanı başı kazılmaya başlanarak işe koyulundu. Çalışmalar ilerledikçe alan genişliyor, yolun altında bulunan toprak yavaş yavaş boşaltılıyordu. Derken asfalt kırılınca büyük bir çöp çukuru ile karşılaşıldı. Çukur çöpten temizlendikçe mekânın taşları yavaş yavaş ortaya çıkıyordu. Böylece ortaya çıkarılan bu mekânın tepesinden içine girilebilecek bir yıkıntıyla karşılaşılmış, mekanın kubbesinden içeri girilebilmişti. Bir iki mermer kaplama bulununca, burasının da alanın önemli mekânlardan biri olduğu anlaşılmıştı.

04.04.2010 Birgün