Hasankeyf’in Keyfi Kaçmasın

441

Etkileyici güzelliği UNESCO tarafından tescillenen Hasankeyf, Doğu ve Batı medeniyetinin önemli bir merkezi olmasının yanında tarihi ve doğal güzellikleriyle de zengin bir hazine. Sahip olduğu potansiyelse 50 yıllık baraj projesi nedeniyle ortaya çıkarılamıyor.

ajanskeyfBirleşmiş Milletler’in eğitim, bilim ve kültür kurumu UNESCO’nun, dünyanın korunması gereken kültürel miraslarını belirlemek için kullandığı 10 kriter var; yaratıcı insan dehasını temsil etmesi, yaşayan ya da kayıp bir uygarlığın eşi bulunmayan tanıklığını içermesi, istisnai bir doğal güzelliğe sahip olması, insanlık tarihinin anlamını temsil eden mimari yapılar barındırması gibi... Örnek vermek gerekirse Çin Seddi bu kriterlerden beşini, Mısır Piramitleri üçünü, Amazon ikisini sağlıyor. Dünyada bu kriterlerden en fazlasını sağlayan yerse, dokuz kriterle Hasankeyf. Fakat hükümetin resmi başvurusu olmadığı için fazlasıyla hakettiği söz konusu listede yer almıyor.

Batman’a yarım saat mesafedeki, tarihi 12 bin yıl öncesine dayanan Hasankeyf, Doğu’yla Batı’yı birbirine bağlayan ticaret yolları üzerinde bulunduğu için 20’ye yakın ülkenin, imparatorluğun, kültürün önemli merkezlerinden olmuş. Tarımın ve yazının ilk ortaya çıktığı yerlerden biri… Dicle Nehri’nin kıyısında kurulmuş Hasankeyf, tarihi kalesi, günümüze ayakları kalmış 900 yıllık köprüsü, her yerde karşınıza çıkan mağaraları, camileri, kiliseleri, tarihi evleriyle etkileyici bir manzaraya sahip.

İstanbul’daki Alman Arkeoloji Enstitü’süne göre kazılması gereken yerlerin yalnızca yüzde 5’i kazılmış. Yani tarihin henüz görmediğimiz büyük bir kısmı toprak altında yatıyor. Benzer biçimde turistik potansiyelinin de çok az bir kısmı kullanılıyor. Restorasyon çalışmaları neredeyse yok ve bütün tarihi yapılar kaderlerine terk edilmişler. Bir – iki mağara turistik restoran ve çay bahçesi olarak kullanılıyor. Merdivenlerle çıkılan katlara ayrılmış mağaralar bir şeyler yiyip içip sohbet etmek için hoş bir atmosfer sunuyor. Eğer yazın gidiyorsanız, geceyi ırmağın üstüne kurulmuş taraçalarda, hemen yanı başınızda su akarken geçirmek ilginç bir deneyim olabilir. Biz geçen hafta gittiğimizde bu tür bir manzarayla karşılaşmadık ama sıcak yaz günlerinde bu keyfi yaşayan çokmuş. Bu eski şehrin tarihi ya da doğal güzellikleri hakkında bilgi almak istediğinizde işiniz çok kolay. Hasankeyf’e adım attığınızda hemen fark edeceğiniz gibi, etraf sorularınızı cevaplamak için can atan rehber çocuklarla dolu. Elbette büyük bir kısmı amatör ama içlerinde Kaymakamlığın rehberlik kurslarına giden de var. Konaklamak için seçenekler çok kısıtlı. Yıpranmışlığından dolayı pek tavsiye etmeyeceğimiz tek motelinde ya da öğretmen evinde kalabilirsiniz. En uygunuysa yarım saatlik mesafedeki Batman’ın otellerinde kalmak.

HASANKEYF’İN ‘GARİPLİĞİNİN’ 50 YILLIK NEDENİ

‘Bu kadar önemli bir yerde kalacak bir otel nasıl olmaz’ diyerek durumu garipseyebilirsiniz. Fakat aslında garipsenecek başka şeyler de var. Buranın arkeolojik ve turistik potansiyelinin ortaya çıkmamasının nedeni, geçmişi bundan 50 yıl geriye uzanan bir proje; Ilısu Barajı. GAP’ın parçası olarak düşünülen barajın Hasankeyf’e 40 kilometrelik mesafede kurulması planlanıyor. Bu kadar mesafeye karşın Hasankeyf’in sular altında kalacak olması barajın büyüklüğü hakkında yeterince fikir veriyordur sanırım. 135 metre yüksekliğinde ve 1.820 metre uzunluğundaki devasa baraj, en az 2 milyar dolara mal olacak. Tamamlandığındaysa Türkiye’nin enerji ihtiyacının yüzde 1’ini karşılayacak. Geçen hafta Doğa Derneği’nin yerel belediyeyle düzenlediği Uluslararası Barajsız Hasankeyf’i Arama Konferansı’nda bu durum tartışıldı. Kısaca özetlersek hükümetin öne çıkan iki argümanı var: Barajla birlikte bölge halkı yoksulluktan kurtulacak ve tarih zarar görmeyecek, tarihi eserler arkeoloji parkına taşınacak. Barajı istemeyenler içinse bu gerekçeler ve vaatler ikna edici değil. Daha önce GAP kapsamında yapılan büyük barajlar bölge halkına zenginlik getirmedi, aksine çevre olumsuz etkilendiği için daha çok yoksullaşma ve göç yaşandı. Barajın yapımıyla birlikte durgunlaşıp göle dönüşen suyun ve çevresinin karakteri değişeceği için, dünyada yalnızca burada görülen hayvanlar ve bitkilerin soyu tükenecek. Zengin turizm potansiyeli tamamen kaybolacak. Barajın en çok, yüksek karlar kazanacak inşaat şirketlerinin işine yarayacağını söyleyen Doğa Derneği Başkanı Güven Eken, tarihin zarar görmeyeceği iddiasını, bazı eserlerin arkeoloji parkına taşınacağını hatırlattığımızda gülümsüyor; ‘Bu İstanbul’u sular altında bırakmak ve daha sonra Süleymaniye’yi taşıyarak kenti kurtardığını iddia etmek gibi bir şey.’

17.04.2010 Akşam