Barajlar Gerçeği ve Arkeoloji

701

Aktüel Arkeoloji Dergisi’nin “Barajlar Gerçeği ve Arkeoloji” konulu bu özel sayısı, kamuoyunda çok sık ancak yanlış verilerle tartışılan barajlar ve kültürel miras ikilemini en ince ayrıntısına kadar inceliyor.

– Devletin baraj politikası ne?

– Çağdaş yaşamın gerekleri olarak görülen bayındırlık projelerinin karşısında kültür varlıklarımıza ne olacak?

– Baraj bölgelerindeki arkeologlar gerçekten birer AKUT mu?

– Kültür ve Turizm Bakanlığı baraj projelerinin hangi aşamasında projeye dahil oluyor?

– Türkiye’nin kalkınması açısından baraj projeleri, arkeolojik ve kültürel mirasa tercih mi ediliyor?

– Enerji kaynağı olarak alternatif projeler neden geliştirilmedi?

Tüm bu sorular ve daha fazlası Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’a, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’na ve DSİ Genel Müdürü Haydar Koçaker’e yöneltildi.

Prof. Dr. Mehmet Özdoğan; çağdaş yaşamın gereklerinin karşılanması ile kültürel varlıkların korunması arasındaki çelişkiye önemli bir bakış açısı getirerek, Karakaya, Keban, Atatürk, Karkamış ve hatta Ilısu Barajı’nın yok ederken kazandırdıklarını da anlatıyor. Prof. Dr. Numan Tuna; çağdaş bütünleşik koruma anlayışının dünyadaki ilk kapsamlı uygulama örneklerinden biri olarak 1968 yılında Keban Barajı’nda başlayan ve Ilısu Barajı’na kadar devam eden TAÇDAM projeleri kapsamında, kültür mirasını koruma stratejilerini ve baraj kurtarma kazılarını değerlendiriyor. ICOMOS Türkiye Milli Komitesi Başkanı Prof. Dr Nur Akın, Fırat Nehri üzerine kurulan Birecik Barajı’nı ve Halfeti’nin geçmişiyle bugününü konu alarak, doğal, fiziksel, sosyal ve kültürel kaybı gözler önüne seriyor. Yok olan bir nehre, Fırat’a, Fırat’ın zeytinliklerine, fıstık ve nar bahçelerine, kültürüne ve insanına dikkatleri çekiyor. Özgen Acar, 19. yüzyıldan bu yana Zeugma’yı talan eden “köstebekleri” konu alıyor.

Barajlar Gerçeğini anlatmak bu kadarla da sınırlı kalmıyor. “Su İçinde Üç Çığlık” olarak zihinlerimize kazınan; Birecik Barajı’nın yutmaya çalıştığı Zeugma, Yortanlı Barajı’nın boğazladığı Allianoi ve Ilısu Barajı’nın kurbanı Hasankeyf de tüm yaşanmışlıkları, sahip oldukları ve kaybettikleriyle zihnimizi bir kez daha kurcalıyor.

Yukarı Dicle Vadisi’nde Orta Bronz Çağı’nın dini merkezi Hirbemerdon Tepe, tarımsal bir koloni merkezi Gre Abdurrahman, Anadolu’nun çanak çömleksiz Neolitik Dönemi’ne ışık tutan Körtik Tepe, Obeid kültürünün en önemli temsilcisi Müslümantepe, Geç Kalkolitik yerleşimi Kuriki Höyük, Vadi’nin boyalı çanak-çömlek kültürünü ortaya çıkaran Hakemi Use ve Karavelyan, tarıma elverişli geniş topraklarıyla her zaman tercih edilen bir yerleşim alanı olan Kavuşan Höyük, Garzan Vadisi boyunun en büyük yerleşimi Gre Amer, Kargamış ve Birecik arasında binyıldır önemli bir dini merkez ve Açık Hava Tapınağı olan Gre Virike, Yeni Assur egemenliğinde kırsal bir yerleşim olan Zeviya Tivilki; barajların kültür mirasını ne kadar olumsuz etkilediğini ispatlar nitelikte. Çalışmalar hiç değilse baraj projelerinin planlandığı anda başlatılsaydı, bugün insanlık tarihine ilişkin daha geniş bilgiye, belgeye sahip olacaktık demeden geçemiyoruz.

07.09.2010 arkeolojihaber.net