Dikili’nin Antik Tarihi ‘Aterneus’ Yüzeysel Keşfediliyor

636

Münih Üniversitesinden Eski Çağ Tarih Profesörü Martin Zimmermann Başkanlığında Dikili Aterneus’ta Yapılan Çalışmalar Hız Kazandı.

Çalışmaları Dikili Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü, Basın işleri ve Yerel Basını yerinde izledi.

İzmir 2.koruma kurulu raportörü Arkeolog Tolga Koparal ile Proje Sorumlusu Dr. Güler Ateş ve Münih Üniversitesi’nden Dr. Albrecht Matthaei, Aterneus’ta yapılan çalışmalarla ilgili bilgi verdi. 22 kişi ile çalışmalara başladıklarını ifade eden Dr. Güler Ateş; “İçimizde arkeologlar, jeofizikçiler, jeomorfologlar var. Jeofizikçiler yerin altınının röntgenini çekiyorlar. Güzergâhı tespit etmek için jeomorfologlar çalışıyor. Münih Üniversitesinden Eski Çağ Tarih Profesörü Martin Zimmermann başkanlığında buraya gelen Münih Üniversitesi tarih öğrencileri de burada çalışmalar yapıyor” dedi.

Bergama Kalesinden ve tarihinden daha eski ve büyük öneme sahip olan Dikili Aterneus Kalesi’nde daha kapsamlı araştırmalar yapılması gerektiğini söyleyen Dr. Güler Ateş; “Bundan önce arkeologlar çalıştıkları şehre konsantre oluyorlardı. ‘Kenti çevresiyle birlikte algılamak’ konusunda sonradan herkesin desteklediği bir eğilim başladı. Tarihte insanlar sadece kentlerde yaşamıyorlardı, kent dışında çiftliklerde, kırsal kesimlerde de yaşıyorlardı. Buralarda yaşayan halk kentin politikasını da etkiliyordu. Bunlardan yola çıkarak kentleri kırsalıyla birlikte algılayalım düşüncesi ile etrafta yüzey araştırmaları başlamış oldu” dedi

DİKİLİ ATERNAUS TEPESİ’NİN TARİHİ TUNÇ DEVRİNE KADAR İNİYOR

Aterneus Kalesi’nin yapımının tarihi Pergamon’dan daha eski olduğu ve bu kalenin yapımının tunç devrine dayandığını vurgulayan Ateş, bu kalenin tarihi ve gelişmesi hakkında şu açıklamalarda bulundu; “14 hektar alan üzerinde kurulmuş olan Dikili Aterneus Kalesi’nde bulduğumuz en eski malzeme MÖ.1200 tarihine kadar gidiyor. Bizim amacımız kazmadan yüzeyde ne varsa onu ortaya çıkarmak. Seramik araştırmaları yaparak buradaki kentin tüm kronolojisini bulduk. MÖ. 1200 yılından 2.yüzyıla kadar kentte kesintisiz bir yerleşme var. Bundan sonra kent terk ediliyor. MS 13. yüz yıla kadar harabe olarak kalıyor, daha sonra buraya Bizanslar geliyor. Kent MÖ. 4. yüzyılın ikinci yarısında çok büyüyor. Kentin diğer kentlerle ilişkisi sınırlı, içine dönük, kendileri ürettikleri malzemeleri kullanıp diğer kentlerle alış veriş yapmıyorlar. Daha sonra ne olduğu anlaşılamadan her yerden mal almaya başlıyorlar. Surların genişliğinden kentin çok büyük olduğunu anlıyoruz. Bu bilgileri ve buranın planını daha kazı yapılmadan meydana çıkardık” dedi.

Münih Üniversitesi Öğretim Üyesi Jeofizik Uzmanı Dr. Albrecht Matthaei bu tepenin yamaçlarının evlerle dolu olduğunu belirterek; “Burası MÖ 2. yüzyılda sivrisinek ve sıtma yüzünden terk edilmiş olabilir. Bu konuyu da jeomorfolog arkadaşlarımız araştırıyor. İnsanlar buradan ayrıldıktan sonra buradaki harçsız yapılan surlar zamanla toprak hareketleri, doğa olayları ile kendiliğinden harabe haline dönmüş. Kayan topraklar ve taşlar evlerin üzerlerini kapatmış, Helenistik dönemde yapıldığı için önemli bir yer. Helenistik dönem bütün ayrıntılarıyla burada yaşıyor. Buraya mutlaka bir bekçi konularak kaçak kazıların önüne geçilmeli” dedi.

Kültür Bakanlığının burada kazı yapılmasına desteği olabilir mi? Sorusunu cevaplayan İzmir 2.koruma kurulu raportörü Arkeolog Tolga Koparal; “Kültür Bakanlığı birçok kazıya destek veriyor. Ancak öncelikle buraya bir Üniversite hocasının talip olması kazı yapmak istemesi gerekiyor. Bu durumda Bakanlık her kazıya ödenek verdiği gibi buraya da verecektir. Dikili gibi turistlik açıdan önemli olan bir yer bu çalışmalar sonucu turistlik atılımlar yapabilir” dedi. Çalışmalarda Kralı Hermias’ın izinin de takip edildiği belirtildi.

01.10.2010 haberler.com