Türkiye’de ilk kez bir devlet müzesinin antik gemoloji yayını ortaya çıktı.

Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Ortaçağ Arkeolojisi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Ergün Laflı, İzmir Müze Müdürlüğü envanterindeki antik döneme ait değerli taşlarla yapılmış 150 parça ”nadide” yüzük ve kolyenin, fotoğraf ve çizim yoluyla belgelendiğini, kataloglanmasının yapılarak, ”Türkiye’de ilk kez bir devlet müzesinin antik gemoloji (süs taşları bilimi) yayınına kavuştuğunu” söyledi.

Doç. Dr. Laflı, kendisi tarafından hazırlanan projeyle İzmir Müzesi Müdürlüğü ve bağlı birimlerinde antik çağ gemolojisi olduğu tespit edilen kazıma (intiglio) ve kabartma (cameo) örneklerini toplu biçimde değerlendirdiklerini bildirdi.

Müze kolleksiyonlarındaki yaklaşık 300 eserden, 1-4 santimetre büyüklüğündeki 150 parça yüzük ve kolyenin, fotoğraf ve çizim yoluyla belgelendiğini, bunların çoğunluğunun o dönem akik taş üzerine yapıldığını belirten Laflı, şu bilgiyi verdi:

”Taşlar üzerindeki işlemelerde genellikle dönemin zengin erkek ve kadınlarıyla dinsel tasvirler yer alıyor. O dönemde mercekle ve çok yüksek teknolojili kazıma aletleriyle işlenen yüzük gibi takılar ve mücevherler, işlem bittiğinde pahalı ürünler olarak pazarlanıyordu. Mücevherler ancak o dönemin aristokrat ve zengin kesimi tarafından satın alınabiliyorlardı. Bu tür objeler antik çağlarda pahalı ve çok lüks tüketim ürünleriydi. İnsanın parmak tırnaklarının büyüklüğündeki bu eserler çok ince işçilikle, sabırla ve o dönemin yüksek teknolojisiyle yapılıyordu. Bu nadide eserlerle İzmir’i dünyaya yeniden tanıtabiliriz.”

Projede, Ionia gibi Helenistik ve Roma dünyasının Efes (Ephesos), İzmir (Smyrna) ve Bergama (Pergamon) gibi çok büyük ve zengin kentlerinin bulunduğu bir bölgenin, bu yerleşimlere bağlı materyal kültürü çerçevesinde intiglio ve cameo sanatlarının yerini ve rolünü irdelediklerini anlatan Laflı, ”Smyrna yani İzmir’in, o dönem en zengin intiglo ve cameo sanatları merkezi olduğunu bu çalışmayla saptadık. Arkaik devri İ.Ö 7. – 6. yüzyıllarda Smyrna, Milet (Miletos), Ephesos gibi büyük kentlerle çok hareketli yaşamış olan İzmir yöresinde, bu döneme ilişkin intiglio örneklerini saptamak ve Doğu Helen’de bu sanatın başlangıcını anlamaya çalıştık. Bu devrin mücevher işlemeciliği merkezi İzmir olarak öne çıktı. Bu çalışmayla Türkiye’de ilk kez bir devlet müzesinin antik gemoloji yayını ortaya çıktı” diye konuştu.

‘ANTİK ESERLERİN İMİTASYONU YAPILSIN’

Doç. Dr. Ergün Laflı, İzmir’de antik dönem kuyumculuğunun, günümüz için bir kazanç kapısı olabileceğini savundu.

Konak Belediyesi ile işbirliği yaptıklarını, antik dönemde İzmir’de çok gelişmiş olan kuyumculuk ve mücevherat işlemeciliğinin kent için nasıl bir tanıtım aracı haline getirilebileceğini tartıştıklarını ifade eden Doç. Dr. Laflı, ”Antik dönemde akik, opal, lapis gibi taşlardan üretilen, üzeri dekoratif öğelerle bezeli yüzük ve kolye taşları İzmir’deki atölyelere özgü bazı önemli stilistik özellikler göstermektedir. İzmir’de git gide yükselen yat turizmiyle kente gelen yabancı turistlere antik çağda İzmir’de üretilmiş ürünlerin kopyalarının yapılıp satılmasının hem ekonomik kazanç, hem de tanıtıma önemli katkı sağlayacağını dile getirdik” dedi.

Özellikle Roma döneminde İzmir’in, o dönemdeki ismiyle Smyrna’nın altın ve gümüş işlemeciliğiyle mücevher oyma sanatında çok ileri olduğu, burada işlenen ürünlerin tüm antik Akdeniz dünyasına yayıldığını bildiren Laflı, bu tür örneklere İzmir’in çevresindeki antik kentlerde de bol miktarda rastlandığını kaydetti.

Doç. Dr. Laflı, İzmir’in MÖ 7. yüzyıldan MS 5. yüzyıla değin Batı Anadolu’nun en önemli üç büyük kentinden bir olduğunu, Helenistik ve Roma dönemlerinde MÖ 4. yüzyıldan MS 5. yüzyıla kadar nüfusunun hep 100 binin üzerinde bulunduğunu, kentin seramik, terrakotta, cam, metal, mermer gibi birçok önemli ürünün işlendiği ve ticaretinin yapıldığı hatırlattı.

24.11.2010 ntvmsnbc.com