Müze Gibi Köy

464

Kayseri’nin Yeşilhisar ilçesine bağlı Erdemli köyündeki tarihi Bizans yerleşiminde, Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü tarafından yaklaşık 8 yıldır sürdürülen araştırma sona erdi.

Bir vadi içerisinde kayalar oyularak inşa edilen köyde, toplam 3 manastır, 22 kilise-şapel, 138 konut, 48 şırahane, 9 fırın, 13 ahır, 2 keşiş hücresinden oluşan yapılar ile 2 güvercinlik ve 34 işlevi bilinmeyen yapı tespit edilerek belgelendi.

Araştırmayı yürüten ERÜ Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nilay Karakaya yaptığı açıklamada, Niğde-Kayseri kara yolu üzerinde bulunan Erdemli’nin, küçük bir “Bizans köyü” olarak bilindiğini söyledi.

Köyde yaklaşık 500 yıl süren Bizans yaşamına ilişkin izler bulunduğunu ifade eden Karakaya, şu bilgileri verdi:

“Erdemli Vadisi’nde Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izni ile 2002 yılında çalışmalara başladık. Araştırmamız 2006-2008 yılları arasında TÜBİTAK tarafından da desteklendi. Bu sürede bir Bizans köyüne özgü bütün verileri elde ettik. Proje kapsamında, yaklaşık 1 kilometre uzunluğundaki vadide, toplam 3 manastır, 22 kilise-şapel, 138 konut, 48 şırahane, 9 fırın, 13 ahır, 2 keşiş hücrelerinden oluşan yapılar ile 2 güvercinlik ve 34 işlevi bilinmeyen yapı tespit edilerek belgelenmiş, fotoğrafları çekilerek, çizimleri yapılmıştır. Araştırma sonucunda yerleşimin topografik haritası da çıkarıldı.”

Karakaya, köyde duvar resimleriyle süslenmiş 9 kilise bulunduğuna dikkati çekerek, duvar resimlerinde İncil ve Tevrat konulu sahnelerin işlendiğini, aziz, azize, piskopos, martir, keşiş ve havari figürlerinin tasvir edildiğini anlattı.

“ANADOLU’DA BAŞKENT ÜSLUBU”

Yapılardaki mimarinin ve duvar resimlerinin, üslup, ikonografi, resim programı özellikleri açısından genellikle 10-13. yüzyıllara özgün olduğunu dile getiren Karakaya, şöyle devam etti:

“Kaya kiliselerinin duvar resimleri üslup, ikonografi ve resim programı gibi özellikleri ile Bizans resim sanatı içinde önemli bir yere sahip. Doğal şartlar ve insan eliyle yapılan tahribatlar, gün geçtikçe bu eserlerin yok olmasını sağlamakta. Bazı kiliselerin farklı amaçlar için kullanılması sonucu resimler is tabakası ile kaplanmış. Bu nedenle araştırmacılar tarafından kiliselerdeki çoğu sahneler tanımlanamamış ve yayınlamamış.

Ayrıca resimlerin kaliteli üslubu dönemin başkenti İstanbul’daki üsluba benzemekte. Dolayısıyla resimlerin başkentli ya da başkentte eğitilmiş bölgesel sanatçılar tarafından yapıldığı söylenebilir. Özellikle Anadolu’da bu derece kaliteli başkent üslubunun uygulanması dikkat çekici. Genellikle 10. ve 14. yüzyıllar arasında yapılan bu kiliselerin bazılarında, program açısından olduğu kadar üslup bakımından da birliktelik söz konusu. Üslup, ikonografi ve resim programı özellikleri açısından önem taşıyan bu duvar resimlerinin detaylı olarak incelenmesi gerekmekte.”

Doç. Dr. Nilay Karakaya, vadinin merkezindeki Saray Manastırının, yerleşimin idare merkezi olduğunu ifade ederek, etrafındaki şırahanelerin kontrolünü de elinde bulundurduğunu kaydetti.

Yerleşimin kuzeyinde konutlar, kiliseler, fırın ve ahırlar ile birlikte yüksek kotlarda keşiş hücreleri ile güvercinlikler bulunduğunu belirten Karakaya, şöyle konuştu:

“Amacımız yavaş yavaş yok olmaya yüz tutmuş duvar resimleri ile vadideki yapıları acilen bilimsel bir makale olarak yayınlamak, yapı ve duvar resimlerinin restore edilmesini sağlamak. Yapı ve resimlerin tahribi aynı zamanda yöre halkı tarafından da gerçekleşmekte. Dolayısıyla çalışmalarımızda, hem bilimsel hem de turizm açısından bu yerleşim yerinin önemi konusunda köy halkının bilinçlendirilmesi de amaçlanmaktadır. Üstelik çalışmalarımızda tespit ettiğimiz Roma dönemine ait yerleşim yeri olan İki Kuyu mevkii, köyün önemini daha da artırmakta. Bu Roma yerleşimi zengin mezarlar, dini ve sivil yapılar içermekte. Kayseri’ye çok yakın olan bu yörenin yayınla tanıtılması, eserlerin restorasyonu için yeni olanaklar sağlayacaktır. Dolayısıyla bu önemli kültür mirası korunduğu taktirde ülkemize önemli bir turizm potansiyeli kazandıracaktır”

26.12.2010 Hürriyet