3 Bin Yıllık Mezar Odası İlk Kez Görüntülendi

1016

Van Kalesi’nin batı bölümünde kilitli kapılar arasında yer alan, Urartu Kralı I. Argişti ve ailesine ait 3 bin yıllık mezar odaları ilk kez görüntüledi.

Doğu Anadolu Bölgesi’nde M.Ö. 6. ve 9. yüzyıllarda hüküm süren Urartu Krallığı’nın en görkemli yapıları, bu medeniyete ‘Tuşpa’ adıyla başkentlik yapan Van’da bulunuyor. Van Gölü kıyısında sarp kayalıklar üzerine kurulu 1800 metre uzunluğunda ve 80 metre yüksekliğindeki kale, Urartu mimarisinin en önemli eserleri arasında gösteriliyor.

3 bin yıllık medeniyetin ayak izlerini taşıyan Van Kalesi, her yıl çok sayıda yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret ediliyor. Ancak kalenin batı ucunda yer alan Urartu Kralı I. Argişti ve ailesinin mezar odaları ziyaretçilere kapalı bulunuyor.

Anadolu Ajansı için kapıları açılan mezar odalarıyla ilgili bilgi veren Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Rafet Çavuşoğlu, Urartu Kralı Argişti’nin 3 bin yıl önce babası Minua’dan sonra M.Ö. 786-764 yıllarında tahta oturduğunu söyledi.

Kral I. Argişti’nin ölümünün ardından Van Kalesi’nde ”Horhor Mağara” denilen kaya mezarına gömüldüğünü belirten Çavuşoğlu, ”Mezar, Van Kalesi’nin batı ucunda yer almaktadır. Urartu mimarisinin en nitelikli tasarım ve işçiliğine sahip olan mezar odasına, yukarıdan 24 basamaklı bir merdivenle inilmektedir” dedi.

Kral Argişti’nin mezar odasındaki duvardaki ”Horhor Kroniği” denilen Urartu yazıtının dikkat çekici olduğunu ifade eden Yrd. Doç. Dr. Çavuşoğlu, 5 ayrı bölümden oluşan yapıyla ilgili şu bilgileri verdi:

”İç odalara açılan kapılar arasındaki boşluklarda, meşale veya mezara bırakılan hediyelerin asılması için açılmış çivi delikleri bulunmaktadır. Ana salonun yan duvarlarında ve karşı duvarında 2 kapıyla, toplam 4 iç odaya geçilmektedir. Tüm odaların duvarlarında 4’er niş yer almaktadır. İç odalardaki nişlerin ve kapıların konumları ile oda boyutları birbirine benzemektedir.”

Kral ve ailesinin mezar odalarındaki salonda dinsel tören yapıldığını, değerli eşyaların da yan odalara gömüldüğünü anlatan Çavuşolu, mezar odalarının 17. yüzyıla ait Osmanlı planında ve Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde mağara olarak tanımlandığını, Osmanlı döneminde ise cephanelik, erzak deposu ve atölye olarak da kullanıldığını sözlerine ekledi.

03.01.2011 Zaman