Antik Savaş Gemileri Yenikapı’dan Çıktı

714

Yenikapı’daki Marmaray kazısında ortaya çıkan Theodosius Limanı, bilim tarihini yeniden yazdırıyor. Sadece kaynaklarda adı geçen antik çağın savaş gemilerinden 5 tane bulunan kazılar; İstanbul’un ilk sakinlerinin bilinenden 6 bin yıl daha önce yaşadıklarını ortaya koymuştu.

Asya ile Avrupa’yı ilk defa denizaltından birbirine bağlayacak olan Marmaray Projesi, Türkiye’nin en önemli arkeolojik buluntularını ortaya çıkardı. Önemli çünkü İstanbul’un ilk surları, ilk limanı, 5’i ilk kez gün ışığına çıkan savaş gemisi olmak üzere çok sayıda gemi ile İstanbul’un ilk sakinleri sayılan cilalı taş devrinden bir köy ve iskeletler ortaya çıktı.

Marmaray kapsamında ilk kazmanın vurulduğu 2004 yılından beri Yenikapı’da arkeolojik çalışmalar yapılıyor. İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü başkanlığında yürütülen kazı çalışmalarının batıklarla ilgili bölümü, İstanbul Üniversitesi Sualtı Kültür Kalıntılarını Koruma Anabilim Dalı tarafından gerçekleştiriliyor.

Dünyanın en önemli arkeolojik keşiflerinden biri kabul edilen Yenikapı batıkları, antik çağ gemi yapım teknolojisi hakkında bilinmeyenlere ulaşma konusunda çok değerli bilgiler sunuyor. Kültürel mirasın tüm insanlığın ortak mirası olduğunu vurgulayan Yenikapı Batıkları Proje Başkanı Doç. Dr. Ufuk Kocabaş, dünya denizcilik tarihini aydınlatacak buluntularla karşılaştıklarını şu cümlelerle ifade ediyor: ‘Balıkçı teknelerinden küçük yük gemilerine, ağır yük gemilerinden kürekli savaş gemilerine kadar farklı ebatlarda 35 batık gemi bulundu. Sadece kaynaklarda karşılaştığımız ama bugüne kadar gerçeğine ulaşamadığımız savaş gemileri daha önce hiç bulunmamıştı. Kazılar sırasında Yenikapı’da 5 tanesini bulduk. Orta Bizans Dönemi’ne ait ilk batık kalıntıları olmaları nedeniyle son derece önemli olan bu gemilerle Türk bilim insanlarının elinde büyük bir bilgi birikimi oluştu. Dünyanın çeşitli ülkelerinden bilim insanları bizi arayıp antik çağ gemi yapım teknolojisi hakkında bilgi alıyor. Son olarak Almanya’nın Roma-Germen Müzesi’nde görevli bilim adamlarına, bulduğumuz kürekli savaş gemilerindeki kürekçilerin oturma mesafelerini, gemilerin ölçülerini verdik.’

Bilim insanlarının konuya ilgisi gün geçtikçe artarken dünyanın en önemli arkeolojik toplantıları da birer birer adres olarak Türkiye’yi seçiyor.

ŞEHİRDEKİ EN BÜYÜK ARKEOLOJİK PARK

Mayıs 2010’da Uluslararası Müzeler Konseyi Koruma Komitesi 11. Uluslararası Islak Organik Obje Konferansı (WOAM 2010) gerçekleştirildi. Üç yılda bir düzenlenen uluslararası konferans, dünyanın en önemli sualtı sitelerinde ele geçen batıkların ve ıslak eserlerin korunması konularından sorumlu 15 farklı ülkeden bilim insanını ve konservatörleri bir araya getirdi. 55 bildirinin sunulduğu toplantıda İstanbul Üniversitesi, Yenikapı batıkları projesinin de sorumlusu olan Doç. Dr. Ufuk Kocabaş’ın sunduğu ‘Yenikapı Batıkları: Yerinden Kaldırma Metotları ve Konservasyona İlk Adım’ konulu bildiri ile temsil edildi. Sunumun ardından büyük bir ilgiyle karşılaştıklarını belirten Doç. Dr. Kocabaş, bir sonraki toplantının İstanbul’da gerçekleştirilmesi yönünde yoğun bir istek geldiğini belirtti. Almanya ve Avustralya ile birlikte bir sonraki toplantı için aday olan Türkiye, sempozyum katılımcıları arasında gerçekleştirilen oylamada yüksek bir çoğunluğun toplantının İstanbul’da yapılmasını istemesi ve organizasyon komitesinin olumlu görüşüyle 12. Uluslararası Islak Organik Obje Konferansı’na (WOAM 2013) ev sahipliği yapacak.

Batıkların koruma ve onarım çalışmalarının yapılmasını sağlamak amacıyla İstanbul Üniversitesi bünyesinde ‘Türkiye’nin ilk antik gemi koruma, onarım ve yeniden inşa laboratuarı’ Yenikapı’da kazı alanının hemen yanına kuruldu. Yenikapı batıklarının, Türkiye’de bir şehir merkezinde yürütülen en büyük arkeolojik kazı olma niteliği taşıdığına dikkat çeken Doç. Kocabaş, yaklaşık 600 işçi, 50 müze uzmanı ve 30 kişilik İstanbul Üniversitesi ekibinin 58 bin metrekarelik alanda antik İstanbul’u gün yüzüne çıkarmak için kapsamlı bir çalışma gerçekleştirdiklerini söylüyor. Islak eserlerin çıkarılması kadar korunması ve sergilenmesinin de zorluğuna işaret eden Doç. Dr. Ufuk Kocabaş, çalışma yöntemlerini şöyle açıkladı: ‘Bir batık bulduğumuz zaman önce üzerini bir çadırla örterek koruma altına alıyoruz. Püskürtme şeklinde sulama sistemi kurup çadırın içinde nemli bir ortam yaratıyoruz. Sonra geminin üzerini dikkatli bir şekilde açıyoruz ve belgeleme işlemine başlıyoruz. Bu da büyük bir özen istiyor. Geminin üzerinden yaklaşık 10 bin ila 20 bin dijital referans noktası alıp, bu noktaları bilgisayar ortamında birleştirdiğimizde geminin komple bir çizimi ortaya çıkıyor. Ardından batığı yerinden kaldırma işlemi başlıyor.’

İSTANBUL’A ‘PETROL’ TAŞIYAN GEMİLER

İstanbul Üniversitesi Yenikapı projesi ekibi, geçtiğimiz günlerde büyük bir yük gemisinin kaldırma çalışmalarını tamamladı. Böylece toplamda 33 batığın kaldırma işlemleri bitmiş oldu. Yenikapı Projesi Başkanı Kocabaş, batıkların yaklaşık 5 yıl sürecek özel koruma işlemlerinden geçirildikten sonra yeniden inşa edilerek müzede sergilenmesi için, Türkiye’de Dünya’nın en büyük Sualtı Arkeoloji Müzesini kurmayı amaçladıklarını söyledi. Dönemin yaşam koşullarını, teknolojisini ve ülkeler arası ticareti aydınlatmaya çalıştıklarını dile getiren Yenikapı Projesi Başkanı Kocabaş, Bizans döneminde İskenderiye ile Konstantinopolis arasında bir buğday ticareti olduğunu ve o dönemde buğdayın günümüzdeki petrolle eş değerde olduğunu belirtiyor…

Batıklar belgesel oldu: ‘Konstantinopolis’in Kayıp Limanı’

Dünya basınında büyük yankı yaratan Yenikapı batıkları, bir belgesele konu oldu. Nisan 2011’de Türkiye dahil Almanya, Fransa ve Kanada olmak üzere 4 ülke televizyonlarında gösterilecek olan ‘Konstantinopolis’in Kayıp Limanı’ belgeseli, antik İstanbul’u dijital boyutta gözler önüne serecek. Belgesel için 3D sanatçısı Tayfun Öner, animatör Paul Bewegt ile birlikte çalıştı; yönetmenliğini ise Hannes Schuler yaptı. Belgesel, Kanada’dan PTV Productions ve Fransa’dan Films A Trois firmaları tarafından, finanse ediliyor.

İlk kez bir şehrin eski halinin tamamının dijital olarak çizildiği belgesel, 3D efekt ve animasyon teknolojisindeki son gelişmeler kullanılarak hazırlandı. Belgesel antik İstanbul ile ilgili tüm bilinmeyenlere ışık tutacak…

İstanbul’un yerlileri

Kayıp limana ulaşılmasının ardından beklenmeyen bir sürprizle daha karşılaşıldı. Beklenen, limanın tabanının altında deniz dolgusuyla karşılaşmaktı ancak bir köy bulundu… Bu köy kalıntılarının ortaya çıkarılmasıyla anlaşıldı ki Karadeniz, Akdeniz ve Ege’nin henüz birleşmediği, Marmara Denizi’nin bir göl olduğu dönemde, bu göl etrafında neolitik dönem insanları bir köy kurmuşlardı. Buluntular Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorluğu gibi üç büyük medeniyete ev sahipliği yapan İstanbul’un ilk sakinlerinin sanıldığı gibi günümüzden 2 bin 700 yıl önce değil 8 bin 500 yıl önce yerleştiğini gösteriyor.

09.11.2011 Akşam