Tarihöncesi dönem uzmanı Prof. Dr. Mehmet Özdoğan’a göre, tarihi ve kültürel birikimiyle övünülen İstanbul’da sistematik tek bilimsel kazı Fikirtepe’de yapıldı. Bunun dışındaki araştırmalar, imar projelerinin dayattığı kurtarma kazılarıydı.

Sadece Türkiye’nin değil prehistorya (tarihöncesi) alanında dünyanın da önemli bilim insanları arasında gösterilen Arkeolog Prof. Dr. Mehmet Özdoğan, İstanbul’un geçmişi hakkındaki araştırmaların sadece ulaştırma ve alt yapı projelerine emanet edilmesini eleştiriyor.

Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi’nin düzenlediği İstanbul’ un Jeoarkeolojisi ve Olası İstanbul Depremi başlıklı panelde konuşan Özdoğan, insan topluluklarının 1,5 ile 1,2 milyon yıl önce İstanbul’dan geçmiş olduğuna dikkat çekerek “Kentte 20 kadar tarihöncesi yerleşim bulunmasına rağmen araştırma kazısı yapılan tek yerin Yenikapı olması çok üzücü. Yenikapı’daki bu kazı ise Marmaray ve Metro oradan geçeceği yapıldı. Arkeologlar arkalarında iş makinesi beklerken çalıştılar” diyor.

İnsanın Afrika’dan Avrupa kıtasına geçişinde bir köprü görevi üstlenen Trakya kıyıları ve İstanbul’un bu nedenle kültürün tarihinin en kritik coğrafyalarından biri olduğuna değinen prehistoryacı, yakın tarihlere kadar bu geçişlerin sürdüğüne dikkat çekiyor: “Bu kadar kritik konumdaki İstanbul’un sadece 2500 yıllık bir kent olduğunu dile getirmek, en kibar tanımla bilgisizliktir. Bu sığ söylemin ışığında, kentin gerçek geçmişini öğrenmek için hemen hiçbir şey yapılmadı.”

Arkeolojik araştırmaların ancak bir ulaştırma ya da alt yapı projesi gündeme geldiğinde, yasalar zoruyla yapıldığını aktaran deneyimli bilim insanı, kent içinde herhangi bir imar projesinin dayatması olmadan yapılan sistematik tek kazının Prof. Dr. Halet Çambel ve Kurt Bittel tarafından -1952’de başlatılan- Fikirtepe [Kadıköy] araştırması olduğunu söylüyor. “Fikirtepe yerel ve göçebe toplulukların karşılaştıkları bir kültürdü. Anadolu’dan gelenler çanak çömleği, buğdayı arpayı buraya getirdi ve buradaki yerel topluluklarla birleşerek bir karma ekonomik modelin ortaya çıktı.”

Mehmet Özdoğan sözü Yenikapı’da altı yıldır devam eden ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri tarafından yürütülen Marmaray Arkeolojik Kazıları’na getiriyor. Başbakan’ın “Marmaray Projesi’nin gecikme nedeni” olarak nitelediği bu kazı, sayısız buluntusuyla kent tarihini binlerce yıl geriye götürmüştü. Basının yoğun ilgisi nedeniyle kamuoyunun yakından takip etme imkânı bulduğu bu araştırma sayesinde İstanbul için söylenen “2500 yıllık kent” klişesi yıkılmış ve kent için ilk kez “8500 yıllık” denmeye başlamıştı. Özdoğan yine de, Yenikapı’daki bilgiden yeterince faydalanıldığı görüşünde değil: “Yenikapı’da İstanbul’ un değil tüm Marmara’nın jeolojik ve tarihi arşivi var. Arkeolojik dolgu, geçmişin arşividir. Yeterince değerlendirilmez ise ölü bir arşiv haline gelir. Bu durumu, kitapları yağmalanmış, paramparça olmuş, kapısı kitlenmiş bir kitaplığa benzetebiliriz. Bilgi oradadır ama o bilginin ne olduğunu bilmeyiz.”

Özdoğan, Şubat ayında daha önce benzerine rastlanmayan ve tarihöncesi döneme ait yeni gömülere ulaşılan Yenikapı alanı hakkında konuşmaya şöyle devam etti: “Oraya en son dökülen inşaat molozlarından, Fikirtepe dönemindeki (MÖ 6400 ile 5800) yerleşmenin öncesine doğru inen bir dolgu var. Kentin aşağı yukarı 8500 yıllık sürecini Yenikapı’da görebilirsiniz. Doğada her dönemde meydana gelen değişimleri birlikte gözlemleme imkânına ilk kez burada sahibiz. Tektonik hareketlerin neden olduğu yer değişimlerini, akarsuyun hareketlerini ve ayın anda İstanbul’un kültürel tarihini de görebiliyoruz.”

Özdoğan’a göre merkezi ve yerel otorite, sunduğu tüm bu imkânlara rağmen Yenikapı’da üretilen bilginin kente kazandırılması ve onunla bütünleştirilmesi yönünde hiçbir plan ve programa sahip değil. Bilim insanı bu düşüncesini, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti projesiyle örneklendiriyor:

“Kentte kaç tiyatro, kaç eğlence yeri olduğunu bildiren, kültürün ekonomiyle ilgili çıktısı iyi toplandı. Ama kültür başlığı altında yapılan bu şey iyi yapılan bir çalışma olsaydı, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin arşivindeki dokümanların arşivlenmesine başlanırdı. İstanbul 2010 AKB projesinden Türkiye genelinde kullanılabilir bir yazılımın çıkması bekleniyordu. Ama ortaya çıkmaya başlayan şey, sadece İstanbul üzerinde kullanılabilme potansiyeli olan bir yazılım.”

Başkanı olduğu İÜ Prehistorya ABD’dan geçtiğimiz yık emekli olan bilim insanı, konuşmasını yine “kurtarmak için değil, öğrenmek için” araştırma anlayışının yerleşmesinin gerekliliğine getirdi:

“Bu kadar önemli bir kentin geçmişini öğrenmek için sistemli, sırf ona yönelik bir çalışma yapılması gerekir. Bunu yaparken kente rahatsızlık vermemesine de özen gösterilir. Ama İstanbul gibi bir kentin en önemli [Yenikapı] kazısının, arkeologların arkasında iş makineleri beklerken yapılması yanlıştır.”

18.04.2011 Habervesaire