Ödemiş’in 6 kilometre kuzey batısında bulunan ve eski adı Datbey olan Günlüce köyündeki antik tarih, toprak altında yatıyor. Bugüne kadar ciddi bir arkeolojik kazı yapılmayan Günlüce köyündeki tarihi Hypaipa kentinin tarihi yapıları gün yüzüne çıkmayı bekliyor.

Günlüce köyünün tarihinin milattan önceki asırlara kadar dayandığını belirten yerel tarihçi emekli tarih öğretmeni Behiç Galip Yavuz, Hypaipa kentinde yaşadıkları bilinen Persler, Lidyalılar, Yunanlılar, Romalılar ve Bizansların birçok tarihi yapısının toprak altında bulunduğunu ve devletin buraya ilgi göstermesi gerektiğini söyledi. Toprak üstündeki kale surları ve köprülerin ayakta durabilmek için doğal şartlara dirense de yıkılıp yok olmaya yüz tuttuğunu belirten Yavuz, “Köyün sokaklarında, bahçelerinde topraktan yapılmış şarap küpleri, tuğla, kiremit parçaları ile mermerden yapılmış birçok tarihi eser parçalarını görmek mümkün. Bunların koruma altına alınması gerekir” dedi.

Öte yandan tarihi çok eskilere kadar dayanan çömlekçilik mesleğinin köyde nesilden nesile devam ettiği gözleniyor. Bir zamanlar Dağbağ tepesindeki üzüm bağlarından yapılan şarapların küplerle, Yunan mitolojisinin en güçlü ve tanrıların kralı olduğuna inanılan Zeus’a gönderildiği inancının efsanelerde anlatıldığına dikkati çeken Behiç Galip Yavuz, “Zeytin ve üzüm bağları çok olan Hypaipa’da çömlekçilik mesleği de yaygın olarak yapılıyormuş. Bunları gün yüzüne çıkarmamız gerekiyor.

DATBEY (HYPAİPA)

İzmir’in Ödemiş ilçesine bağlı Datbey (Günlüce) Köyü’nün kuzeyindeki Bozdağ’ın uzantısı üzerindedir. Hypaipa Hellen dilinden bozulmuş bir sözcük olup “yalçın kayalık” anlamındadır. Hypaipa kentinin ünü kadınlarının olağanüstü güzelliği ve bir de Arakhne (örümcek) mytos’u nedeniyle yayılmıştır. Bu efsaneyi Ovidius günümüze yansıtmıştır. Efsaneye göre Arakhne, Hypaipalı ,yetenekli bir genç kızdır. Babası Idmon, Kolophonlu olup Phokaia (Foça)’nın mor boyasıyla yünleri boyar ve satarmış. Kızı Arakhne, Lydia’da becerisiyle tanınmış olup, kır perileri ile yakınlık kurmuştu. Onu nakış işlerken görenler becerisine hayran kalır, ustalığını Athena’nın verdiğini anlarlardı. Ne var ki Arakhne ileri geri konuşup, yün dokuma becerisinin Athena’dan daha önde olduğunu söylemekten de geri durmuyordu. Buna üzülen Athena, yaşlı bir kadın görünümünde ona gelerek, “İnsan yaşlanınca yalnız elden ayaktan düşüyor ama geçmiş yıllar da ona güngörmüşlük, bilge kazandırıyor. Benim sözümü dinle Tanrıçaya kafa tutma, içinden yalvararak tanrıçanın seni bağışlamasını dile. Böyle yaparsan belki sana acır ve bağışlar.” der. Arakhne bu sözlere kızarak “Akılsız, sen bunamışsın. Söylediklerin beni hiç etkilemedi. Söyler misin, Athena neden benden kaçıyor, benimle yarışmaya gelmiyor” diye cevap verir. O zaman Athena “Çoktan geldi” dedikten sonra kendi kimliğine bürünüp iki dokuma tezgahı kurarak yarışmaya başlarlar. Athena dokuduğu kumaşları tanrıların ve tanrıçaların gücünü gösteren, kendilerine karşı gelenlerin nasıl cezalandırıldığını gösteren resimlerle bezedi . Arakhne de, kendi dokuduğu kumaşında tanrıların, tanrıçaların kötü yönlerini, ölümlülerle yaşadıkları cinselliği canlandırdı. Athena içini kaplayan kıskançlıkla, Arakhne’nin dokuduklarını yırttı ve kızın üzerine fırlattı. O anda Arakhne’nin bir örümceğe dönüştüğü görüldü. Hypaipa’nın kuruluşu da bu mythos ile özdeştirilmiştir. Günümüze bu kentle ilgili bir kalıntı gelemediği gibi yörede de herhangi bir araştırma yapılmamıştır. Bununla beraber kentin M.Ö. VII-VI. yy.larda kurulduğu sanılmaktadır.

21.04.2011 Mücadele