Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Çağ Anabilim Dalı eski Başkanı Prof.Dr. Alparslan Ceylan, Türkiye’de defineciliğin bulaşıcı hastalık haline geldiğini söyledi.

’Ekonomik kriz, kısa yoldan zengin olmak ve dedektör reklamlarının’ defineciliği cazip hale getirdiğini öne süren Prof.Dr. Ceylan, “Definecilerimiz artık ülke sınırlarını aşıp komşu ülkeleri eşmeye başladı. Yunanistan’dan papaz getirenler bile var” dedi.

Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki 50 bin kilometrekare alanda 14 yıldan bu yana yüzey araştırması yaptıklarını belirten Prof.Dr. Alparslan Ceylan, araştırmalarında çok sayıda ilginç nokta ile karşılaştıklarını belirtti. Araştırma yaptıkları höyük, kale ya da yerleşimlerde kendilerinden önce mutlaka orada bir ya da birkaç kez kaçak kazı ekibi tarafından eşelenmiş olduğunu vurgulayan Prof.Dr. Alparslan Ceylan, kaçakcıların hızına yetişemediklerini belirtti. Özellikle dedektör reklamlarının kaçaklığı cazip hale getirdiğini ifade eden Prof. Dr. Ceylan, şöyle konuştu:

“Bundan 10 yıl önce defineciliği hastalık olarak görüyorduk. Kısa yoldan zengin olmak için şimdi her seviyeden her insanın kazı çalışması yaptığını biliyoruz. Bu iş çığrından çıktı. Dedektörlerin çoğalması, insanların birbirini teşviki ve ekonomik kriz gibi nedenlerle defineliciliğin bulaşıcı bir hastalık olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Araştırmalarımda tam 20 yıl hiç uyku uyumadan her gece kaçak kazıya çıkan biri ile karşılaştık.

Kaçak kazı yaptığı bölgede biz rastladık. Çok sevindi. Bize kendince bilimsil bilgiler verdi. Şunu gördük ki o bulunduğu bölge önemli bir bölge ama altının veya değerli madenlerin kullanılmadan önceki döneme ait. Yani çok erken bir döneme ait. 6- 7 bin yıllık yerleşim alanı. Adama; ’Artık git evinde rahat uyu. Burada altın veya maden hiçbir şey çıkmaz. Koca dağı boşuna kazmışsın. Git uyku uyu dedim.’ 6 ay sonra tekrar görüştüğümüzde kaçak kazıyı bırakmış ama alışkanlık olduğu için uyuyamadığını söyledi.”

 

KONFERANSLARI TAKİP EDİYORLAR

Kaçak kazı yapan definecileri ’Ferhat’ın modern temsilcilerine’ benzeten Prof. Dr. Alparslan Ceylan, verdikleri çok sayıda konferansa özellikle definecinin büyük ilgi gösterdiğini bildirdi. Her konferansta izleyicilerden çok salonun bir tarafına kaçakcılık dairesinin elemanları bir tarafını da kaçak kazı işi yapanların doldurduğunu belirten Ceylan, şöyle konuştu:

“Bunlar konferansta bilimsel bilgi, veriler elde etmeye çalışıyor. Kaleler, hoyükler nasıl olur ? Ne gibi özellikleri vardır ? Ya da bizim kültür varlıklarına veya envertarlara geçirdiğimiz yerde kazı yapmak suç teşkil ediyor mu? Kendileri acaba kazı yaptıkları yerlerdeki kültür envarterlerine girmiş mi, girmemiş mi? Suç unsuru oluşturup oluşturmadığı yönünde bilgi topluyorlar. Definecilerin bize zararı yok ama, toprak altındaki kültür varlıklarına var.

Altın bulmak amacıyla kaçak kazı yaptığı yerde küp çıkarıyor. 4 bin yıllık bir eser. İçinde ’altın yok’ diyor ve onu orada kırıyor. Gittiğimizde kırık parçalarla karşılaşıyoruz. Oysa o küpü müzeye ulaştırmış olsa, para kazanacak. Bu şekilde Erzincan’da bir vatandaşın 4 bin yıllık pitosu kullandığını görmek bizi çok sevindirdi. 2 metre boyundaki pitos o dönem kullanılan buzdolabı gibi birşey. Pitosun 4 bin yıl sonra kullanıldığını tespit ettik ve çok ilginç.”

Yasalara göre izinsiz kazı yapmanın suç olduğunu, bu kişilerin tarihi yok ettiklerini hatırlatan Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Eski Çağ Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Alparslan Ceylan, sözlerini şöyle tamamladı:

“Definecilerin yaptıkları işin suç olduğunu bilmeleri gerekiyor. Çok kıymetli tarihi bilgilerimizi yenileyebileceğimiz veya geleceğe miras olarak bırakabileceğimiz bu kadar kıymetli eserleri tahrip etmeleri topluma, yaşadıkları insanlık çağına ihanet olarak görüyorum. Bunun için bir an önce çeşitli tedbirler alınmalı. Yani sadece ’yapmayın’ demekle olmaz. Kamu kurum ve kuruluşlar bununla ilgili çalışma yapıyor ama yeterli olduğu kanaatinde değilim. Toplumun bilinçlendirilmesi lazım. Araştırma için gittiğimiz alanların yüzde 95’inde kaçak kazı ile karşılaşıyoruz.

Hatta zaman zaman kürek parçaları, kürek kırıkları veya kazı alatlerini buluyoruz. Erzurum’da 15 metre derinliğe kadar indiklerini tesbit ettik. 15 metreyi indikten sonrada iç kısıma tünel eşerek gitmişler. Defineciler aynı zamada hayatlarını tehlikeye atıyor. Gaz sıkışması olan bölgelerde kaçak kazı için giren insanların geri çıkma şansı yoktur. Definecilerin sayısını tahmin etmek mümkrün değil. Kırmızı çizginin ötesindeyiz. Definecilerin binlerce yıldır toprak altında kalmış medeniyeti tahribine göz yummamak lazım. Türk defineciler çevre komşu ülkelere dahi gidiyor. Bunu oradaki bilim ardamları ve yetkililerden duyuyoruz. Altın bulmak için Yunanistan’dan papaz getirenleri bile duyduk.”

29.04.2011 Radikal