Bu İddiayı, Türkiye’de Göbekli Tepe’de, İnsanoğlu Tarafından İnşa Edilmiş En Eski Tapınakları Bulan Arkeolog Klaus Schmidt İleri Sürüyor.

La Repubblica Gazetesinin Haftalık Magazin Dergisi’nde yayımlanan makalede şunlara yer verildi;

Evet, yeryüzü cenneti vardı ve onu kaybettik. Onu doğayla aramızdaki anlaşmayı bitirmeye karar verdiğimiz zaman kaybettik. Ünlü Berlin Arkeoloji Enstitüsünden Klaus Schmidt’in kaleme aldığı ve bugünden itibaren kitapçılarda bulunabilecek olan “Costruirono i Primi Templi” (İlk Tapınakları İnşa Ettiler- Oltre Yayınları, 286 sayfa) adlı kitapta betimlenen, son yılların en yankı bulan arkeolojik buluşlarından birinin ortaya koydukları böyle görünüyor. İtalya’da çıkan baskısı, kitabın Almanya’da basımından dört yıl sonra gelen ilk çevirisi. Diğer ülkelerde eylül ayında çıkacak ancak İngilizce yayımlanması öngörülmüyor; şu ana dek kabul gören insanlık tarihinin rekonstrüksiyonunu tamamen yeniden gözden geçirme fikrini pek hazmedemeyen Anglosakson arkeoloji elitlerinin husumeti buna neden gibi görünüyor.

Güney Afrikalı arkeolog David Lewis-Williams’ın tabiriyle, “Dünyanın en önemli arkeolojik sitesi”nin adı Göbekli Tepe ve Suriye sınırına yakın Urfa kentinin kuzeyinde bulunan oldukça mütevazı bir tepe. Bu bölge, “verimli yarım ay” denilen ve Filistin’i, Türkiye’nin güneydoğusunu ve Irak’ı kapsayan alanın en kuzeyde kalan kesimi. Yaklaşık 11 bin yıl önce burada, avcılık yapan kabileler yabani tahıl toplamaya ve daha sonra ekmeye başladı ve böylece tarımı icat ettiler ve bir dizi yeniliğe (yazı, şehir, anıtlar, devletler) hayat verdiler.

1994 senesinde Klaus Schmidt, verimli yarım ayın kuzeyinde bulunan neolitik sitelerde inceleme yaparken otuz yıl öncesinde Amerikalı bir grubun ziyaret ettiği ve “ortaçağ mezarlığı” olarak ortaya attığı Göbekli Tepe’ye bir göz atmaya gitti ve mezar taşı olduğu sanılanların, aslında neolitik T şeklinde sütunlar olduğunu anladı. Daha sonraki kazı dönemlerinde Schmidt ve Türk meslektaşları dört büyük megalitik çemberi ortaya çıkardı: T şeklindeki 43 sütundan oluşan, 10 ila 30 metre çapında çemberlerdi ve sütunların üzeri, yılanlar, tilkiler, yaban domuzları, aslanlar, eşekler, boğalar, böcekler ve örümceklerle süslenmişti. Schmidt, “Yani bir taş çağı hayvanat bahçesi ama bazı figürler, hayvan kılığına bürünmüş şamanları da temsil ediyor olabilir.” diyor.

Esas şoke edici gelişme, muhtelif arkeolojik katmanlarda bulunan hayvan kemiklerinin tarihlendirme sonuçları sırasında yaşandı: Göbekli Tepe’nin 11 bin yıl önce inşa edilmeye başlandığı ve 1500 yıl boyunca devam ettiği anlaşıldı. Başka bir deyişle, Firavunlar Giza Piramitlerini; Keltler Stonehenge’i kurarken Göbekli Tepe’nin megalitik daireleri 6-7 bin yıllıktı. Schmidt şöyle anlatıyor: “Kimilerinin her biri 50 ton ağırlığında olan sütun blokları, henüz tekerleği, seramiği veya metalleri keşfetmemiş ve hatta tarımı yahut hayvan yetiştirmeyi henüz bilmeyen binlerce insan tarafından inşa edildi. Nitekim kazı alanında sadece vahşi hayvan kemiklerine rastladık.” Ancak sürprizler burada bitmiyor. Sütunların üzerinde kazılmış başlıca figürlerin altında, hayvan ve yarım ay, çember veya bir nevi “h” kombinasyonlarından oluşan semboller göze çarpıyor. Schmidt’e göre “Görüntü itibarıyla Mısır hiyerogliflerini çok andırıyor. Muhtemelen resim yazısı söz konusu, bu figürler aracılığıyla insanlar bilgiye ulaşıyordu. Yani yazının temel fikri, binlerce yıl öncesine kayıyor.”

Bu anıtsal kompleks ne işe yarıyordu? “Göbekli Tepe halkının sembolik ve manevi dünyasını yeniden oluşturmak imkânsız ama burada her şey kutsallıktan bahsediyor.” Kısacası, bir nevi neolitik katedral, insanlığın her türlü ibadet mekânlarının ilk örneği.

Bu devasa girişimin muazzam boyutları, Schmidt’e göre müthiş bir “yan etki” ortaya çıkarmış olmalı: “Bu anıtı inşa eden binlerce insanın geçimini sağlamak için bir noktadan sonra av yeterli olmamış olsa gerek. Göbekli Tepe’den birkaç kilometre mesafede Karaca Dağ adlı mevki bulunuyor ve burada ekilerek yetiştirilen buğdayın yabani ilk örnekleri bulundu. Bu doğal tahıl tarlalarından, bol ve muhafazası kolay besin elde etmek için tohum toplamaya başlamış olsalar gerek. Daha sonra da ekme işlemine geçilmiş.” Dolayısıyla Schmidt’e göre insanların tarıma yöneldiğini anlatan insan anıtlarından ilkiydi. Dünyada buzullaşmadan daha iki bin yıl önce çıkmış su, çayır, ormanlarıyla Göbekli Tepe, avcı-toplayıcıların cenneti olmuş olsa gerek.

Ancak tarımın icat edilmesi, o cennet için son anlamına geldi. Bölgeye gelen yeni çiftçi toplum, antik tapınağı, metrelerce toprağın altında ortadan kaldırmaya karar vermiş olmalı. Kısacası Göbekli Tepe, insanın “yeryüzü cennetini” terk edip “ve sen toprağı alnının teriyle süreceksin” çağına girdiği yer olabilir. Pek çok yönden avantajlı bir değişim, ama herkes için değil..

16.05.2011 TIMETURK

Bunlarda İlginizi Çekebilir!