Hayvanların Kemik İliklerini Bile Yemişler

569

Paleolitik dönem insanlarının, kuraklık nedeniyle hayvan kemiklerini kırarak içerisindeki ilikleri bile beslenmede kullandıkları ortaya çıktı.

Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Görevlilerinden Yrd. Doç. Dr. Cevdet Merih Erek, “Son avcı toplayıcıların bulabildikleri her türlü besin kaynağını en iyi şekilde değerlendirmeye çalıştıklarını saptadık” dedi. Kahramanmaraş Direkli Mağarasında yapılan arkeolojik kazılar Paleolitik döneme ışık tutmaya devam ediyor. 2009 yılında bulunan Ana Tanrıça Figürü ile insanoğlundaki Tanrı inancının binlerce yıl öncesine gitmesine neden olan Direkli mağarasında, bu yıl yapılan kazılarda da insanların beslenme ve yaşam tarzlarına ilişkin çok önemli ayrıntılar tespit edildi. Yrd. Doç. Dr. Cevdet Merik Erek başkanlığında 1 Temmuz’da başlayan kazılara, Kültür Bakanlığı’ndan bir temsilci ve Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinden katılan 15 öğrencinin katılımıyla devam ediliyor. Zor şartlarda devam eden kazılarda 2 adet yemek ocağı bulunarak, tüketilen hayvanların kemiklerine ulaşıldı. Kazı Başkanı Erek, Karain Mağarası’nın ardından Paleotik döneme ilişkin kazıların yapıldığı tek yerin Direkli Mağarası olduğunu belirterek, araştırmaların önemine dikkat çekti. Mağarayı plan karelere ayırarak kazılarını sürdürdüklerini ifade eden Erek, şöyle konuştu: “Bu plan karelerin bizim için olan önemi şu anda içinde iki tane ocak sistemi saptadık. Bu ocakların içerisinde dönemin besin olarak tüketilmiş hayvanlarına ait kemik kalıntıları bulunmakta. Bu kemiklerin en önemli özelliği ortadan ikiye kesilerek içindeki özün, yani iliğin dahi beslenmede kullanıldığını göstermekte. Yaşanılan dönem son derece kurak ve besin maddelerine ulaşmakta son derece zor bir dönem. Bu sebeple de bu mağarada toplanan son avcı toplayıcıların bulabildikleri her türlü besin kaynağını en iyi şekilde değerlendirmeye çalıştıklarını saptadık.”

HAYVANLARIN KAFA TASLARI KIRILARAK BEYİNLERİ TÜKETİLMİŞ

Tüketilen hayvanların türlerine ilişkin de bilgiler de veren Erek, insanların açlık nedeniyle hayvanların kafa taslarını kırarak beyinlerini tükettiğini kaydetti. Erek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Mağarada yaşayan insanların o dönemde en çok tükettikleri hayvan kaplumbağa. Çünkü kaplumbağa çok hızlı yürüyemeyen bir hayvan. Bu sebeple yakalanması ve tüketilmesi de son derece kolay. Kaplumbağadan sonra en fazla tüketilen hayvan dağ geyikleri. Ama dönem itibariyle kuraklığın verdiği etkiyle bu hayvanların da sayısal olarak fazla olmadığı göze çarpıyor. Yani birey sayısı avlanılıp tüketilen birey sayısı bu hayvanlarda son derece az. Mağaradaki araştırmalarımızda bu hayvanlara ait kemiklerin uzun kemikleri bulmamıza rağmen kafataslarına ve boynuzlara ilişkin sonuçlar son derece az. Bunun sebebi kafatasının kırılarak parçalanılarak içerisindeki beyinlerin de tüketildiğinin anlaşılması. Boynuzları çakmak taşından üretilen aletlerin yani keskilerin delicilerin kazıyıcıların bu boynuzlar vasıtasıyla kullanılması söz konusu oluyor. Yani bir nevi sap takma olayını gerçekleştiriyorlar.”

TARIMSAL FAALİYETLERE İLK GEÇİŞ

Erek, araştırmalarda yabani buğday tanelerinin de besin kaynağı olarak kullanıldığını tespit ettiklerini belirterek, bu verilerin ise Anadolu’daki tarımsal evreye yeni geçiş sırasındaki durumu aydınlatması açısından önemli olduğunu vurguladı. Erek, şunları kaydetti: “Geçen sene bu mağaradaki kazılarımızda arkamdaki plan karelerde karbonlaşmış yabani buğdaylar bulmuştuk. Bu sene yine aynı şekilde deliller ele geçmekte ama son derece az. Bölgedeki yabani buğdayın toplanılarak besin olarak kullanıldığını da saptadık. Tabi tarımsal evrelere geçişlerle ilgili çok önemli noktalardan birisi. Çünkü buğdayın farkındalığı ve bunun daha sonra köy yerleşimlerine geçildiğinde evcilleştirilerek büyük toplulukların besinlerini temin etmeleri ve biriktirmelerinde çok önemli bir unsur olduğunu biliyoruz ve buradaki bu yerleşimin Anadolu için tarımsal evreye henüz yeni geçme sırasındaki durumu aydınlatması açısından çok önemli.”

SÜSLENMENİN FARKINDALAR

Yrd. Doç. Dr. Cevdet Merih Erek, döneme ilişkin en önemli bulgulardan birinin de delikli ve başlı iğneler olduğunu kaydetti. İğnelerin giyim kuşamın da varlığını göstermesi açısından son derece önemli olduğunu işaret eden Erek, “Ayrıca mağara içerisinde bu aşağıdaki laboratuarda sürekli sedeman ayıklaması sırasında taş kemik ve denizel kaklılardan yapılmış çok sayıda boncuk bulmaktayız. Bu tabi şunu gösteriyor. Dönemin insanı yaşamak için birçok şeyi gerçekleştirirken bu arada süslenmenin, düzgün ya da güzel görünmenin de farkında olduklarını gösteriyor bu malzemeler bize” diye konuştu. Direkli mağarası insanının bu mağarayı istasyon gibi kullanmış olabileceğini söyleyen Erek, sözlerini şöyle tamamladı: “Direkli mağarası insanı Akdeniz’e kadar ulaşıp orada belli bir müddet yaşadıktan sonra tekrar bu mağaraya geldiğini görüyoruz. Yine orta Anadolu kökenli volkanik bir taş olan opsidyenin hala aşağıda laboratuarda bulunan küçük yontma artıklarının varlığı da orta Anadolu ve Akdeniz arasında bir istasyonmuş gibi gösteriyor bu Direkli mağarasını. Ve gidiş gelişlerle sürekli bir iskana tabi tutulmuş Direkli mağarası sakinleri.” Kazıları yakından takip eden Kahramanmaraş İl Kültür ve Turizm Müdürü Seydihan Kücükdağlı’da ilginç bulgular elde etmeye devam ettiklerini söyledi.

Direkli Mağarası’nı yansıtan bir bölümün kent müzesinde oluşturulduğunun altını çizen Küçae7ok hızlı yürüyemeyen bir hayvan. Bu sebeple yakalanükdağlı, “İki yıl önceki ortaya çıkan Ana Tanrıça Figürünün 11 bin yıl öncesine kadar gitmiş olması, ortaya çıkan bulguların, kemiklerin, çakmak taşlarının buradaki yaşamla ilgili bilgiler ortaya koymuş olmasının çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu güzelliklere ‘geçmişi olmayanın geleceği olmaz’ gözüyle bakarak çok büyük katkısı olacağını, ilimizin tarihine, kültürüne turizm ve tanıtımına katkı sağladığını sizler aracılığıyla tüm dünyaya ulaştığını hep beraber gözlemlemiş olmakta elbette ki bizleri mutlu ediyor” ifadelerini kullandı. Direkli Mağarası kazıları Ağustos ayı sonuna kadar devam edecek.

30.07.2011 Haber 7