Restorasyonu Müteahhit Yapmamalı

528

Sanat Tarihçi Prof. Dr. Haşim Karpuz, restorasyonun arkeolojik kazı gibi çok incelik gerektiren bir iş olduğunu belirterek, bu nedenle müteahhitlere restorasyon işinin verilmemesi gerektiğini söyledi.

Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanata Tarihi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haşim Karpuz, Konya’nın restorasyon tarihine bakıldığında çok güzel işlerin yapıldığı gibi çok kötü, acemice restorasyonların da yapıldığını ifade etti.

Osmanlı döneminde Asar-ı Atika Nizamnamesine bağlı olarak Konya’da tarihi yapıların korunması ve restorasyonuna önem verildiğini ifade eden Prof. Dr. Haşim Karpuz, “Bazı fotoğraflarda bunu görüyoruz. 1905-1907 yıllarında Alaeddin Camii’nin minberinin, Sahip Ata Camii’nin mihrabının fotoğraf çekilmiş. Ve fotoğrafın arkasına imam dahil 3 kişi tutanak gibi imza atarak Asar-ı Atika’yı koruyacağım, yangın ve doğal felaketin dışındaki zararlardan sorumlu olacağım diye imama zimmetlemişler. Cumhuriyetin ilk yıllarında da korunma kararları alınmış. 1931 yılında Atatürk Konya Türk Ocağını ziyaret edince bir rapor vermişler. Gençler raporda, İnce Minare Medresesi, Karatay Medresesi, Mevlana Türbesi gibi birçok Selçuklu eserinin harap halde olduğunu ve bunların acilen restorasyonunun yapılmasını istemişler. Bunun üzerine Atatürk, İsmet Paşa’ya çok sayıda tarihi eserler var, yer üstünde ve yer altında zengin değerlerimiz var, bunların kazılıp restorasyonun yapılması için uzmanlara ihtiyaç var. Yurt dışına öğrenci gönderelim ve tarihi eser alanında mütehassıs yetiştirelim şeklinde telgraf çekmiştir” dedi.

Prof. Karpuz, gerek yurtdışına öğrenci gönderilmesi gerekse ülke içinde yetişen uzmanlarla 1950’li yıllarda İnce Minare, Karatay ev Sırçalı Medresesinin restorasyonları, o zamanın Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün tek restorasyon mimarı Mahmut Akok tarafından yapıldığına dikkat çekti. 1980’lere gelindiğinde Türkiye’nin ekonomik bakımdan güçlendiğini müzecilik, arkeoloji ve restorasyon alanında birçok uzmanın yetiştiğini dile getiren Prof. Karpuz, bu uzmanlarla Konya’da merkez ve ilçelerde birçok tarihi eserin onarıldığını belirtti.

RESTORASYON UZMANLAR TARAFINDAN YAPILMALI

“Restorasyonlarda işi alan müteahhit alanında uzmansa, iyi ustalar buluyorsa yapı aslına uygun olarak yapılıyor. Ancak bu işten anlamıyorsa yapının bütün özelliklerini yok ediyorlar” diyen Prof. Karpuz, şu değerlendirmelerde bulundu: “En kötü restore edilen tarihi eser Sahip Ata Hankâhı’dır. Çünkü yapının restorasyonunu bu işten anlamıyan birine vermişler ve hankah içinde bulunan Büyük Selçuklu duvar çinilerini kırmıştı. Bu olay karşısında genel müdür bile gözyaşlarını tutamadı. Sonrasında genel müdürlük olaya el koydu çok iyi bir çini restorasyonu buldular. Restorasyonun ardından hankah eski haline getirildi ve çini müzesi yapıldı. Önceki adam hiç tarihi eser restorasyon etmemiş, cahil ama müteahhit ihaleye giriyor ve kazanıyor. İhale yoluyla restorasyon yapılamaz. Restorasyon arkeolojik kazı yapılır gibi yapılmalı. En iyi uzmanları bulacaksınız ve bulduğunuz uzmanlar projesini ve uygulamasını kendilerini yapacak. Eşrefoğlu Camii’ de aynı şekilde. Çini işlerini yapan ustalar iyi ama çinileri çok abartılı bir şekilde restore ettiler. Yrd. Doç. Dr. Yaşar Erdemir, doktora tezi yaptı. Tezinde caminin özgün renklerini ve motiflerin şekillerinin orijinalini belirtmişti. Ancak çok abartılı bir restorasyon yapıldığı için çinilerde özgün renkler yakalanamadı.”

MÜZE-İ HÜMAYUN’NUN TARİHİ ÖZELLİĞİ VAR

Müze-i Hümayun’nun anaokulu olarak hizmet vermesini değerlendiren Prof. Dr. Haşim Karpuz, buranın tarihi özelliğinden dolayı kültür amaçlı kullanılmasının daha doğru olacağını kaydetti. Müze-i Hümayunda restorasyon değil rekonstrüksiyonun (bir eserin yeniden yapımı) yapıldığını aktaran Prof. Karpuz, “Dolayısıyla binanın orijinal bir tarafı yok. Sadece kapıya kitabesini koydular. Bu yapı mimarlık tarihi bakımından değeri yok ama tarih bakımından değeri var. Çünkü Konya’nın ilk müze binasını hatırlatması bakımından değeri var. Milli Eğitim mülkün olan tarihi binaları ihtiyaçları doğrultusunda değerlendiriyor. Ancak buranın ana okulu olarak yapılması yanlış. Kültür ve sanat amaçlı kullansalar daha doğru olurdu” diye konuştu.

KÖŞKLE İLGİLİ ELDEKİ BİLGİLER YETERSİZ

Alaeddin Tepesi’ndeki II. Kılıçarslan Köşkü’nün yapım çalışmalarını da değerlendiren Prof. Karpuz, köşkün genel durumu hakkında tamamlayıcı bilgilere sahip olmadıklarını söyledi. Yapılması planlanan projede köşkün iki kulesi olan bir saray gibi gösterildiğini ifade eden Prof. Karpuz, şunları kaydetti: “Eski fotoğraflar da bugünkü kalan parçanın tam yıkılmadan önceki halini gösteriyor. Bir işe yaramıyor. Ne kadar tarihi canlandırıyoruz ya da sarayı eski şekline dönüştüreceğiz dense de çok fazla ilerleme kaydedilemeyecek. Sarayın seyir köşkünü yapabiliriz ancak çok fazla üst yapıya ait restorasyon da ortaya konamayacak. Devam eden kazılarda yeni bilgi ve bulgulara ulaşmayı bekliyoruz. Acaba iç kale çift surla mı çevriliydi? Buna bakıyoruz. Sarayın önünde bir çift izine rastlandı. Kazılarda sarayın önünde çift sur izine rastlandı. Bu surların saray kompleksini içene aldığını, İnce Minare’nin hizasına gitmeden köşe yapıp sarayı içine aldığını ve bütün tepeyi çevrelediğini ileri süren görüşler var. Kazılarda iç kale surlarının Selçuklular zamanında yapıldığını ve restorasyona uğradığını görüyoruz. Çünkü Selçuklular Konya’yı fethettiğinde şehir haraptı. Selçuklularda haçlılara karşı korunmak için iç kalelerini restore etmişler. Kazılarda çini, mimari parçalar, alçı süslemeler, kandiller, sikkeler gibi küçük parçalar da bulundu. Bunlar önemlidir.”

KENT DOKUSUNUN KORUNMASINDA GEÇ KALINDI

Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğünün Alaeddin çevresinde aldığı kontrollü kazı çalışmalarında ise geç kalındığını anlatan Prof. Karpuz, “Selçuklu Konya’sının kent dokusunun korunması için çok geç kalındı. 1982’de Alaeddin Tepesi, Bedesten, Mevlana Müzesi’nin olduğu alan arkeolojik kentsel sit ilan edildi. Biz bunların birleştirilip surların geçtiği alanlarda kontrollü kazı yapılsın tavsiyesinde bulunduk. Şu anda kazı yapılan alanlarda sur çıkıyor ama anıtlar kurulu dış surlarının evin temelinde korumak şartıyla inşaata izin veriyor. Bu yanlıştır. Bu gün dershane olarak kullanılan eski otel binasının altında tarihi su kalıntıları var. Doktorlar iş hanının altında dış kale surları var. Belediye Konya surlarının bir bölümünü koruyup sergilemesi lazım ama bu yapılmıyor” diye konuştu.

06.08.2011 Konya Merhaba