Kutsal Alan Artık Görülebiliyor

392

Çanakkale’nin Ayvacık ilçesi Gülpınar beldesindeki Apollon Smintheus Tapınağı’nda yürütülen 2011 yılı kazı çalışmaları sona erdi.

Kazı Başkanı Prof. Dr. Coşkun Özgünel, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ”Smintheion kutsal alanının”, Troas bölgesinin önemli kült merkezlerinin başında geldiğini ve bu önemi Homeros destanlarına borçlu olduklarını söyledi.

”Tanrı Apollon’un Troas bölgesinde onurlandırılmasını” farklı tanımla Homeros’un İlyada destanında bulduklarını ifade eden Özgünel, ”Homeros’un İlyada’sında, Apollon Smintheus Tapınağı’nın rahibinin tanrıya yakarışı da kültün bu bölgedeki varlığına bir başka işarettir. Tanrı, ‘Sminthos’ adı ile ilk kez Troas bölgesinde ortaya çıkıyor. Homeros’un destanına ek olarak Strabon ve Aelianus’un kült konusundaki anlatımları kültün kökenine de ışık tutar. Ayrıca yaptığımız çalışmalarda Smintheus kültünün özellikle Troas bölgesinde doğmuş ve gelişmiş bir kült olduğu kesinlik kazanmış oldu” dedi.

Özgünel, kutsal alanın sadece Helenistik dönemde değil, Roma döneminde de görkemin doruğuna ulaştığının, ele geçen arkeolojik malzemeyle desteklendiğini belirterek, şu bilgileri verdi:

”Genel niteliği itibarı ile 2011 Gülpınar kazıları, günümüz Gülpınar yerleşiminin arkeolojik veriler ışığında kalkolitik dönemden itibaren yerleşim gördüğünü kesin olarak ortaya koymuştur. Kutsal alanda arkaik Apollon kutsal alanlarında var olan kutsal kaynağın tapınakla bağlantısı ve tapınağa gelen kutsal yolun varlığı son kazılarla doğrulanmıştır. Devam edecek olan kazılar, hem kutsal yolun diğer yapılarla, hem de tapınakla olan bağlantısını ortaya koyacak ve kutsal alanın çevre kentlerle olan bağlantısını araştırmaya yönelik olacaktır.”

Kazı ekibinden Samsun’daki Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Davut Kaplan ise, 1980’den beri yapılan kazılarla bu coğrafya üzerinde kutsal alanın varoluş nedeninin kanıtlandığını söyledi.

Öncelikle 19. yüzyıl araştırmacı, gezgin ve kazıcıları tarafından tapınak ve ona bağlı mimari parçalardan söz edilmesine karşın, kutsal alan ve çevresi ile ilgilenilmediğini ifade eden Kaplan, ”Geçmiş dönemlerde farklı amaçlarla yapılan çalışmalar, tapınak ve sorunları ile ilgilenmekten öteye gidememiştir. Bu nedenle hocam Coşkun Özgünel’in yapmış olduğu kazı ve araştırmalar kutsal alanın amacı ve mimarisini farklı yönleriyle ortaya koymuştur” diye konuştu.

”Kutsal alan artık görülebiliyor”

Yrd. Doç. Dr. Kaplan, bugün klasik bir Osmanlı yerleşimi olan ve yamaca kurulan Gülpınar beldesinden kutsal alana bakıldığında, beldenin son binalarının yer aldığı bahçelerin içine doğru sokulan bölgede tapınak ve alt tarafında kutsal alanın büyük bir kısmının görülebildiğini söyledi.

Bu görüntüye son yıllarda kazılan ve bu yılki çalışmalar da eklenince kutsal alanın günümüzden 7 bin sene öncesinden başlamak üzere geçirdiği bütün mimari evreleri görmenin mümkün olduğunu dile getiren Kaplan, ”Gülpınar’daki en erken mimari evre, yapılan çalışmalara göre şimdilik erken kalkolitik dönem kadar ulaşmış bulunmakta. Arkeometrik tarihlemelere göre günümüzden yaklaşık olarak M.Ö. 5200 ve 4800 arası bir dönemde iskan edildiği anlaşılan Smintheion kalkolitik yerleşimi, Troya öncesi Troas bölgesini karakterize eden bir dönemi temsil etmektedir” dedi.

Kaplan, günümüzden 7 bin yıl önce iskan gördüğü ortaya konan yerleşim alanında, kare planlı, taş temel üstü kerpiçle yapılmış duvarlarla çevrili birbirine bitişik yapılmış evlerin yer aldığını belirterek, şöyle konuştu:

”Prehistorik köy toplumunun günlük yaşantılarına ait izler, kazı çalışmaları sırasında ele geçmektedir. Bunlar arasında, çanak, çömlekler, taş baltalar, kemik iğneler, deniz kabuğundan yapılmış boncuklar ve kolyeler, öğütme taşları yer almaktadır. Geçim ekonomileri içerisinde ise en ilgi çekici ve de önemli buluntuyu kazılar sırasında ele geçen köpek balığı dişi ve figürün parçaları oluşturmaktadır. Her yönüyle Antikçağ Anadolu’su için özgün olan ve var olmaya devam eden Apollon Smintheus Tapınağı ise, temel seviyesine kadar tahrip edilmesine karşın, daha önce yapılan araştırma ve kazılarda olduğu gibi kendi kaderine terk edilmemiş, Coşkun Özgünel ve ekibi tarafından her yıl devam eden restorasyon çalışmaları ile eski görkemine kavuşuyor. M.Ö. 2. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilen tapınağın ön ve arka cephelerinde 8, uzun kenarlarında ise 14’er sütun dizisi yer alıyor. Tapınağın ölçüleri, 23,20 metreye 41,65 metredir. Alt yapısında üç farklı tür taş kullanılmış. Temel, yöreye özgü volkanik tüf taşından yapılmış. Üzeri çevrede çok görülen andezit-bazalt taşı ile kaplı. Bu blokların üzeri de mermer kaplıdır. Üç bölümden oluşan tapınağa 11 basamak ile çıkılır. Bu bölümler, giriş sırasıyla, pronaos (kutsal ön oda), naos (kutsal oda) ve opisthodomos’dur (arka oda).”

Tapınak çevresinde su ile ilgili pek çok yapı yer alıyor

Yrd. Doç. Dr. Davut Kaplan, su kaynağının ve buna bağlı olarak Roma döneminde hamam ve yıkanma geleneğinin, ”Tanrı huzuruna çıkmadan önce” önemli olduğunu ve bunu da farklı evrelere ait hamam yapısıyla bir kez daha belgelediklerini söyledi.

Roma dönemi hamamının üç farklı evresinin ortaya konmasının burada terk edilmeyen bir temizlik ve ritüel varlığının kanıtı olduğuna işaret eden Kaplan, ”Görüldüğü gibi, tapınak ve hamam gibi bütün yapılar, ister günlük yaşam olsun, ister dini inanışın uygulanışında olsun suya ihtiyaç duyarlar. Bu bağlamda suya fazlasıyla gereksinim duyularak tapınak ve çevresinde su ile ilgili birçok yapının yer aldığı alanda su depoları ve pişmiş boru hatlarının sayıca çokluğu da suyun önemine işaret eder” diye konuştu.

Özellikle hamamın sıcak mekandan soğuk mekanlara doğru bir dizi bölümü barındırdığını ifade eden Kaplan, şöyle devam etti:

”Bu bağlamda caldarium (sıcak mekan), tepidarium (ılık mekan, caldarium ve apodyterium arasındaki ısının kaçmasını önleyen ve fazla sıcak olmayan mekan), soğuksu havuzu içeren frigidarium (soğuk mekan) ve apodyterium (soyunma veya elbise değiştirme mekanı) olmak üzere dört ana mekan tanımlanmıştır. Hamamın en önemli yanı ise tabandan ve duvardan ısıtma sisteminin uygulanmış olmasıdır. Hamam binasını ısıtmak ve yıkanılabilir bir duruma getirmek için iki önemli unsur şarttır. Bunlar sıcak su ve sıcak havadır. Biz 2011 yılı çalışmalarıyla bütün bu unsurların bir arada kullanıldığını belgeledik. 2011 yılı çalışmalarıyla sayıları 30’a ulaşan heykel kaideleri, adak anıtları ve onurlandırma yazıtları, kutsal alan ve işlevi konusunda hamamı da içine alarak yeni bulgular vermektedir. Hamam girişi ve aksında ortaya çıkartılan heykel kaideleri, kültür, sanat ve sosyal açıdan ilkleri barındırmaktadır. Heykel kaideleri ve adak anıtlarının tümü, Geç Antik Dönem’de duvarlarda devşirme örgü malzemesi olarak kullanılmış ve şans eseri fazla tahribat görmemişler. Kaideler, Apollon Smintheia Pauleia spor oyunları ve sosyal yaşamın iç içe olduğu din ve sanatın bir arada kullanıldığını göstermesi açısından bir ilktir. Yaklaşık bütün heykel kaideleri üzerindeki yazıtlar dikkate alındığında Apollon Smintheia Pauleia şenliklerinde düzenlenen pankration ve güreş oyunlarında ödül ve derece almış sporcuların onurlandırılma yazıtlarıdır ve her birinin üzerinde kendi heykelleri dikilmiş olmalıdır. Heykeller bronz olması nedeniyle günümüze ulaşmamışlardır. Heykellere ait ayak izleri dışında herhangi bir bulgu ele geçmemiş olmasına rağmen, en azından kutsal alanın ev sahipliği yaptığı şenliklerin ve katılımların geniş bir coğrafyaya yayıldığını göstermesi açısından önemlidir.”

Roma döneminde görkemli hale gelen ve genişleyen kutsal alanın, sadece 35 kilometre uzaktaki Alexandria Troas’a hizmet eder duruma gelmediğini ve bütün yakın coğrafyalara hizmet verdiğini vurgulayan Kaplan, ”Anıtsal tapınak ve kutsal alana gelen yol bu inanışın birer belgesidir. Asıl önemli olan nokta, bu seneki çalışmalarda bu kutsal yolun bir kısmının ortaya çıkarılmış olmasıdır” ifadelerini kullandı.

17.10.2011 Akşam