Ölülerini İslami kurallara uygun gömmelerine rağmen Orta Asya geleneklerini de sürdüren Türk topluluklarına ait mezar, Anadolu ortaçağ arkeolojisine yeni bir boyut kazandırdı.

Fırat Nehri’nin kıyısında dizili yüzlerce yerleşmeden biri olan Akarçay Höyük ortaçağ tabakaları ve alışılmadık bir İslami ölü gömme âdeti ile ortaçağ arkeolojisine yeni bir boyut kazandırdı. Şanlıurfa, Birecik ilçesine bağlı Akarçay köyündeki yerleşimde 1999 yılında başlayan ve 2007 yılına kadar aralıklı olarak yürütülen kazılarda ortaçağa tarihlenen dört evre tespit edildi. Höyüğün üst konisinde, teraslar halinde kurulan bu yerleşimlerden ilki 10-12. yüzyıla tarihlenen Hıristiyan topluluklara ait. Bu katmanın hemen üzerinde II. Süleyman Şah (ö. 1204) dönemi sikke buluntularıyla belgelenen Anadolu Selçukluları ile bağlantılı bir yerleşim bulunuyor. 12. yüzyılın sonları ile 13. yüzyılın başlarına tarihlenen bu evre Anadolu’ya göç eden Türk toplulukları arasında, sadece kentli ve göçebeler değil, köy düzeyinde yerleşik ve tarım yapan toplukların da bulunduğunu gösteriyor.

Bu evrenin ardından taş sıralarıyla çevrili basit mezarlara rastlanıyor. Doğu-batı doğrultusunda, başları batıda, baş ve gövde güneye döndürülmüş, eller ise karın bölgesinde toplanan bu bireylerin mezara İslami geleneklere göre yerleştirildikleri anlaşılıyor. Mezarlığın hemen üzerinde yer alan ortaçağa ait son yerleşim ise 14-15. yüzyıla tarihleniyor.

Ortaçağ kültür tarihi ve ölü gömme âdetleri bakımından Anadolu ortaçağ arkeolojisinde benzeri bilinmeyen bir mezar, höyükteki veriler arasında önemli bir yer tutuyor. Başsız bir atla birlikte gömülen bir bireyin mezarı bu. Bireyin, başı batıda olmak üzere doğu-batı doğrultusunda, baş ve gövdesi güneye (kıbleye) çevrili olarak, İslami geleneklere uygun şekilde gömüldüğü anlaşılıyor. Analizler, boyun ve dizkapağı arkasındaki bıçak kesiği izleriyle atın mezara kurban olarak konulduğunu işaret ederken, insan iskeletinin 20-25 yaşlarında genç bir kadına ait olduğunu gösteriyor. Kemikbilimsel (osteolojik) incelemelerde, omurgasında belirgin bir kamburluğa sebep olan bir patoloji tespit edilen bireyin, bel bölgesindeki bir omurunda da büyük bir baskı kırığı gözlendi. İskeletin kalça ve uyluk kemiklerindeyse uzun süre ata binmeyle ilişkilendirilen bazı değişiklikler belirlendi. Uzmanlar iskeletteki bu gözlemlerden yola çıkarak genç kadının çocukluğundan itibaren ata bindiği, olasılıkla at binmeyle ilgili bir kazadan dolayı sakatlandığı ve bu sakatlıkla ilişkili olarak omurgasında bir bozulmanın oluştuğunu öngörüyor.

İslami geleneklerle uyuşmayan bu defin şekli Orta Asya gelenekleriyle benzerlikler göstermektedir. Orta Asya Türklerinde İslam öncesi bazı geleneklerin sonra da sürdüğü, bunların arasında ölü gömme geleneklerinin olduğu biliniyor. Örneğin Arap seyyah İbni Batuta’nın tanık olduğu Manisa’da Saruhanoğlu beyinin oğlunun mumyalama süreci de Anadolu Selçuklu döneminden bilinen mumyalama geleneğinin bir devamıdır. Bu mumyalamayla yapılan defin geleneği de İslami değildir. Akarçay Höyük’teki bu mezar, 12. yüzyıl sonlarındaki ortaçağ yerleşimcilerinin Türklerden oluştuğunu ve Orta Asya inanç unsurlarını İslamlaşma sürecinde hâlâ terk etmediklerini göstermektedir.

31.10.2011 Atlas

Bunlarda İlginizi Çekebilir!