“İstanbul’un 100 Mücevheri ve Sanatçısı” şehrin mücevher geleneğini anlatıyor. Elinden geldiğince… Mücevher ve değerli taş uzmanı Aylin Gözen’in hazırladığı kitapta; İstanbullu sadekârların ürettikleri, uzun süreden beri İstanbul’da sergilenen, şehirle özdeşleşmiş mücevherlere ve mücevher sanatçılarına yer veriliyor. İstanbul’un mücevherleri maddi değerleri kadar hikâyeleriyle de dikkat çekiyor.

İzmir’in Torbalı ilçesindeki Metropolis Antik Kenti kazılarından haber geldi 2009 yılında. Yaklaşık 2500 yıl öncesine tarihlenen bozulmamış bir mezar bulunmuştu ve içinde 25 yaşlarında olduğu tahmin edilen genç bir kadın iskeleti vardı. Etrafındaysa 41 adet koku şişesi, bronz aynalar, bir çift altın küpe, pullar, kemikten ve gümüşten kozmetik kaşıklar… Bundan yaklaşık 9000 yıl önce Konya’nın Çumra ovasında yaşayan Çatalhöyüklülerden de silah ve baltalar değil, incik boncuklar kalmıştı geriye. Hatta kundaktaki bebeklerinin mezarlarında bile bilezikler vardı. Bunu da 5 yıl önce Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi’nde açılan sergide gördük bizzat. Ve anladık: Süs eşyası, takı, mücevher… Vazgeçilmezi insanoğlunun. Her toplum, her ülke, hatta her şehrin kendince bir mücevher kültürü var. İstanbul’unkini öğrenmek şimdi elimizde.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ’nin sırtlandığı İstanbul’un Yüzleri Projesi’nin yeni kitabı ‘İstanbul’un 100 Mücevheri ve Sanatçısı’ şehrin mücevher geleneğini anlatıyor. Elinden geldiğince… Mücevher ve değerli taş uzmanı Aylin Gözen’in hazırladığı kitapta; İstanbullu sadekârların ürettikleri, uzun süreden beri İstanbul’da sergilenen, şehirle özdeşleşmiş mücevherler ve mücevher sanatçılarına yer veriliyor. Bunlara Bizans ve Osmanlı medeniyetlerine ait değerli ziynet eşyaları, savaşlarda kullanılan zırhlar ve muhtelif eşyalardan oluşan İstanbul’un antika mücevherleri de dahil. İşte onlardan bazıları…

Kaşıkçı Elması

Sultan IV. Mehmed döneminin defterdarı Sarı Mehmed Paşa’nın kaleme aldığı ‘Olayların Özü’ isimli esere bakılırsa; elmas, 1699 yılında İstanbul’daki Eğrikapı çöplüğünde bulunur. Bulan kişi taşı cam zanneder ve bir kaşıkçıya verir; üç kaşık karşılığında… Onu orada bir kuyumcu görür, on akçeye alır, bir arkadaşına gösterir. Taşın elmas olduğu anlaşılınca arada anlaşmazlık çıkar ve olay kuyumcubaşıya taşınır. Kuyumcubaşı, her iki tarafa da birer kese akçe vererek taşı alır. Dönemin sadrazamı olayı duyar ve taşı almak ister ama o sırada bilgi IV. Mehmed’e ulaşır. Taş saraya gelir, işlenir, 86 karat bir pırlanta olur. Kuyumcubaşıya kapıcıbaşılık rütbesiyle birkaç kese altın verilir.

Yavuz Sultan Selim’in Mührü

Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi’nden İstanbul’a dönüşünden sonra yapılan bu mühür, padişahın “Benim altınla doldurduğum hazineyi bundan sonra gelenlerden her kim mangır ile doldurursa hazine anın mührüyle mühürlensin ve illa benim mührümle mühürlenmekte devam olunsun” şeklindeki vasiyetine uygun olarak Cumhuriyet dönemine kadar kullanılmış. Osmanlı İmparatorluğu’nda, yeni bir padişah başa geçtiğinde ya da hazineye girmek gerektiğinde bu iş kalabalık bir heyet eşliğinde yapılırmış. Hazine kethüdası, hazinenin anahtarını getirerek Yavuz Sultan Selim’in mührünü kontrol eder, bu mühürle kilitlenmiş kapıyı özel bir törenle açarmış. Yüzük şeklinde olan ve halen Topkapı Sarayı’nda bulunan mührün ortasında ‘Sultan Selim Şah’ ve etrafında karşılıklı olarak ‘Tevekkülî alâ hâlikî/ Tevekkülüm beni yaratanadır’ yazıyor.

Kevkeb-i Dürri Elması

Son derece dindar olan Sultan I. Ahmed, pek çok Osmanlı padişahı gibi Mekke ve Medine’de önemli onarımlar yaptırmış, Hz. Muhammed’in (sas) kabrine ve Kâbe’ye paha biçilmez hediyeler göndermiştir. Onlardan biri de Kevkeb-i Dürri Elması’dır (İncilerin Yıldızı). Elmas, altın bir diskin ortasında dört sıra halinde düz kesimli elmaslarla çevrili, bombeli bir yuvanın ortasında yer alıyor, 52 karatlık. Son derece sade ve etkileyici bir tasarıma sahip olan altın plaka, Sultan I. Ahmed tarafından yaptırılmış. Mihrap biçimindeki altın plakanın üst kısmında sülüs hatla ‘Şefaat ya Resulallah şefaat, Sultan Ahmed bin Mehmed Han’ yazısı bulunuyor. Diskin alt kenarındaki yarım şemsenin içinde de ‘Sultan Ahmed Han İbn Sultan Mehmed Han sene 1022 (1613)’ yazılı. asırlar boyu Medine’de Hazreti Peygamber’in kabrinde asılı olan elmas, I. Dünya Savaşı sırasında Fahreddin Paşa tarafından Medine’den İstanbul’a gönderilen eserler arasında yer alıyor.

Şah İsmail’in Maşrapası

1514’teki Çaldıran Meydan Muharebesi ve Zaferi’nin ardından Yavuz Sultan Selim’in İstanbul’a getirdiği ganimetlerden biri. Herat taşı adı verilen siyah bir taştan oyma tekniğiyle yapılan maşrapanın üzerindeki desenler altın kakma. Boyun etrafında yine altın kakma olarak, hatla ‘es-Sultan el-Âdil el-Kâmil el-Hâdi el-Veli Ebu el-Muzaffer Şah İsmail Bahadur Han el-Safevî halledallahû tealâ mülkehu ve sultanehu’ yazılı. Ejder şeklindeki gümüş kulpunda ise mine tekniğiyle yapılmış süslemeler var.

08.11.2011 Zaman