Cam Tarihi Marmaray İle Değişti

860

Marmaray metro inşaatı projesi kapsamında Sirkeci’de yapılan arkeolojik kazılarda, Roma, Bizans ve Osmanlı’dan günümüze ulaşan 2 bin yıllık cam sanatının izlerine rastlandı. Devam eden kazılarda elde edilen kalıntılar, Osmanlı döneminde cam sanatının ulaştığı noktayı da ortaya koydu.

Doğuş Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Üzlifat Özgümüş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Marmaray Projesi kapsamında yapılan çalışmaların, dünyanın en büyük ve önemli kazıları olduğunu, 2007 yılından beri Sirkeci’de kazı yaptıklarını belirtti.

İstanbul’un, büyük imparatorluklara başkentlik yaptığını, bu yüzden her döneme ait eserlerin bulunduğunu aktaran Özgümüş, ”2 bin yıllık kesintisiz bir buluntu var. Yunanlı’nın son döneminden başlayarak, günümüze kadar geçen sürede üretilen bütün camlara ulaştık. Genç Roma, Erken Bizans, Orta Bizans, Erken Osmanlı camları, Genç Dönem camları var, Klasik Dönem Osmanlı camları var” diye konuştu.

Her dönemin kendine ait özelliğinin bulunduğunu, Yunanlılar’a ait tek bir cam kalıntısının ortaya çıktığını ifade eden Özgümüş, hala kazıların devam ettiğini, o dönem ait camların çıkabileceğini bildirdi.

Roma dönemine ait kalıntıların 2 çeşit olduğunu kaydeden Özgümüş, çok şık ve üzerinde kaliteli işçilik kullanılan camların üst düzey insanlar için, diğer kısmının ise halk tarafından günlük yaşantıda kullanılan camlar olduğunu tahmin ettiklerini aktardı.

Roma dönemine ait camların Bizans’tan daha kaliteli olduğunu anlatan Özgümüş, Roma’nın her şeyinin Bizans’tan çok farklı olduğunu, en mükemmel ürünlerin Roma İmparatorluğunda görüldüğünü kaydetti.

Günlük yaşantıda kullanılan bardak, kase ve tabak çeşitlerinin çok geniş bir hayal gücünü yansıttığını anlatan Özgümüş, bu kalıntıların günümüzde kullanılan bardak, tabak ve kaselerin ön tipleri olduğunu bildirdi.

”Ennion camı”

Özgümüş, bugün kullanılan bardak ve tabak tiplerinin binlerce yıl önce bulunan bir dizayn olduğunu aktardı.

Kesme camların ön tiplerinin de çok eski döneme dayandığını, bunların en eski tiplerinin Roma’da ve İran’da yapıldığını bildiren Özgümüş, ”Üzerinde insan figürleri var. Kesmeyle yapıyorlar. Bunlar 3. 4. yüzyılın kesme camları. Roma’ya ait yaldızlı cam Türkiyede ilk defa bulundu. 1. yüzyıla ait en önemli buluşumuz ise, Ennion camı. Bu usta Lübnan’ın Sayda şehrinde olan bir usta. Bu usta çok önemli. Marka bir ustadır. Kalıba üfleyerek kaplar üretiyor ve bu kalıpların içinde kendi adı var. İmzalı olan camlar. Bu dünyada sayılı. Belli müzelerde ve özel koleksiyonlarda var. Türkiye sınırları içinde ilk defa Marmaray kazılarında çıktı” ifadelerini kullandı.

”Bulunan vazolardan iki tanesi bütünlenebilir”

Eski dönemlerde sade renkli camların çok nadir üretildiğini dile getiren Özgümüş, ”Camlar, hafif yeşilimsi, mavimsi, kahverengi. Çünkü camı o dönemlerde çok iyi arıtamıyorlar. Nadir örnekleri arıtabiliyorlar. Cam harmanı zaten kumdan oluşuyor. Kumun içinde eğer mineral varsa, renk değişiyor. Bunu ayrıştırmak çok zor. Onun için, çok önemli özel camların dışında biz sıradan renkler görüyoruz” dedi.

Özgümüş, Bizans döneminin en önemli örneklerinden olan yüzlerce kadehlerin bulunduğunu, günümüzde kullanılan kadehlerin hemen hemen aynı olduğunu bildirdi.

Orta Bizans dönemine ait (12. yüzyıla ait) bir şişenin bütün olarak, Osmanlı dönemine ait vazoların da parça halinde bulunduğunu dile getiren Özgümüş, ”Bulunan vazolardan iki tanesi bütünlenebilir. Ancak geri kalanı bütünlenemiyor. Ağızlar var, boyundan parçalar var, diplerden yüzlerce parça var ama onların bir

araya getirilmesi yıllar sürer. Yani bir bilmece gibi yayacaksınız parçaları hangisi uyuyorsa onları birleştireceksiniz. Çok kısa sürede bütünlenebilecek 2 tane örnek var. Çünkü diğer parçaların hepsi çok kırık” diye konuştu.

Osmanlı Dönemi

Bizans dönemindeki ve Erken Osmanlı dönemindeki camların renklerinin aynı olduğunu ifade eden Özgümüş, şunları söyledi:

”Belli ki cam işçiliği kesintisiz devam etmiş. Yeni gelen Osmanlı ustalarıyla, Bizans ustaları beraber çalışmışlar. Arada bir geçiş olması lazımdı, olmamış. Hemen oradan aynı renklerin kullanımıyla Osmanlı’da cam üretimi devam etmiş. Arada bir kopukluk yok. Aynı sanat devam ediyor. Daha sonra biz bu kahverengilerin, koyu yeşillerin biraz azalıp daha az sayıda yapıldığını görüyoruz. Renkler Osmanlı’nın sevdiği turkuaza dönüşüyor. Şişeler büyüyor. Zamanla kendine has bir kimlik ediniyor. Bu süreci kazılardan elde ettiğimiz camlarda görebiliyoruz. Artık bunlar Osmanlı’nın ürettiği dediğimiz camlar, Surname-i Hümayun adlı düğün kitabında gördüğümüz resimlerdeki camlarla aynı. 3. Murat dönemine ait bir düğün kitabıdır. Nakkaş Osman tarafından resmedilmiş. Kazıdan çıkan camların biçimi, rengi, dekorasyonu bu resimlerdekilerle aynı. Ustaların hareketleri, kullanılan aletler, fırının biçimi o kadar gerçekçi ki, inanılmaz bir şey. ”

”Cam tarihini değiştiren bir kazı”

Buluntulardan sonra, eski minyatürlerin de belge olarak kullanılabileceğine anladıklarını aktaran Özgümüş, sözlerini şöyle devam etti:

”Tamamen örtüşüyor birbiriyle. Birçok uzman, resimlerdeki gibi Osmanlı’da iyi bir camcılığın olmadığını iddia ediyorlardı, özellikle batılı yazarlar. Böylece bunların yerli ürün olduğunu, gerçekten Osmanlı ustalarınca üretildiğini ispatlamış olduk aslında. Bu buluntular çok iyi oldu. Sirkeci camlarıyla beraber Osmanlı camcılığının karanlık sayfası da açılmış oldu. İlk dönem Bizans camcılığını devam ettirmişler ama daha sonra kendilerine has bir kültür oluşturmuşlar. Hem renk değişiyor, cam eserlerin boyları büyüyor, şişelerin biçimleri değişiyor. Osmanlının biçimi daha kıvrak, süslemesi de daha kıvrak. Kendine özgü bir tarz oluşturuyor. Arada kopukluk yok. Yumuşak bir geçişle o zevkin değişimini biz izliyoruz. Cam tarihini değiştiren, bilgileri değiştiren bir kazı oldu. Cam tarihi açısından, Sirkeci’deki kazılar çok önemli. Bu işçiliğin, bu tekniğin, bu endüstrinin İstanbul’da ne kadarlık bir geçmişinin olduğunu anlıyoruz. O geçmişin içinde de önemli buluşlara sahne olduğunu anlıyoruz.”

Bu parçaların bütünleme çalışmalarının yıllar alacağını, mutlaka parçaların sergilenmesi gerektiğini dile getiren Özgümüş, zaman içerisinde bir müze oluşturulması gerektiğini belirtti.

Özgümüş, camın ilk geri dönüşümü sağlanan malzeme olduğunu, İstanbul’da bu kadar yoğun camın, ilk defa bulunduğunu kaydederek, ”Müthiş camlar ortaya çıkıyor, binlerce parça var elimizde. Cam sanatına çok önem verilmiş. Cam kıymetli bir malzeme. Cam ne kadar halkın her kesiminde kullanılsa da önemli bir malzeme. O açıdan en geniş kapsamlı cam buluntusu ortaya çıkıyor” dedi.

Günümüzdeki cam sanatı

Günümüzdeki cam üretimi ve sanatını da değerlendiren Özgümüş, şunları ifade etti:

”Günümüzdeki cam sanatı asla geçmişe yetişemez. Mümkün değil. Bir Mezopotamya camcılığı, bir İran camcılığı günümüzde yok. Şimdi daha sade olan camlar da var daha süslü camlar da var. Kesme cam sanatı, çok eskilere dayanıyor. İran’da, Roma’da, Abbasiler’de çok üstün örnekleri var. Hayal güçleri gerçekten çok gelişmiş. Günümüzdeki sanatçıların ürünleri bana göre sanatsal açıdan daha kısır. Yeni buluşlar var, yeni teknikler var ama şimdi cam üretmek çok kolay olmasına rağmen, eski dönemlerin güzelliği, cazibesi ve emeği yok. Düşünsenize iki cam tabakası arasında altın deseni var. Altın yaldızlı süslemeler. Günümüz sanatçıları, bu kadar teknik imkan olmasa rağmen eski dönem sanatçılarından daha geri durumda. Onlarda sonsuz bir desen var. İşçilik anlamında çok yetenekliler. Kısıtlı imkanlarla, tamamen el işçiliğine dayanan camlar üretilmiş. Halk tabakasının kullandığı camlarda bile çok çeşitlilik var. Osmanlı ve diğer imparatorlukların camlarıyla yarışacak bir cam bulamıyorsunuz. O kalitede, o incelikte bir cam üretemiyorlar, üretilmiyor. Günümüzdeki ustalarda el beceresi yok.”

Restoratör ve konservatör Serra Kaynak da farklı dönemlere ait, çok sayıda cam elde ettiklerini, maalesef bütünlenebilir cam örneğinin çok az olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

”2-3 santimlik cam parçaları üzerinde bile çalışıyoruz. Onlar bile bize ciddi bilgiler verebiliyor. Onun için çok titiz bir çalışma gerekiyor. Bize bilgi verebilecek olan parçalar üzerinde daha titiz çalışıyoruz. Camın üzerindeki çok hafif iz, çizgi bile, bize dönemi ya da benzeri hakkında bilgi verebiliyor, farklı bir yere götürebiliyor. Onun için öncelikle temizlik çalışması yapıyoruz. Maalesef tamamlama, tümleme çalışmalarını pek fazla yapamadık. Çalıştığımız bölge, zaman içinde çok fazla inşaat yapılan bir bölge olduğu için, farklı dönemlere ait kalıntılar aynı tabakadan çıkabiliyor. Ancak yavaş yavaş tabakalar belli olmaya başladı. Aynı tabakadan, aynı döneme ait camlar gelmeye başladı. Bu sevindirici bir gelişme. Daha net tarihleme şansımız oluyor. Özellikle Osmanlı dönemine ait, o bölgede üretim yapıldığına dair izler veren camlar ortaya çıktı. Osmanlı camlarında üretime dair detaylar var.”

21.11.2011 Akşam