Mezopotamya Uygarlığının Ortaya Çıkışı

663

Mardin Artuklu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü tarafından düzenlenen ve Türkiye arkeolojisinin önde gelen isimlerinden biri olan Prof. Dr. Hayat Erkanal’ın sunduğu “Mezopotamya Uygarlığının Ortaya Çıkışı” başlıklı konferans çok yoğun ilgi gördü.

Üniversitenin konferans salonunda düzenlenen ve adeta bir arkeolojik şölenin yaşatıldığı konferansa; il protokolünden birçok ismin yanı sıra, akademisyenler, öğrenciler, basın mensupları ve STK temsilcileri katıldı.

Mardin Artuklu Üniversitesi adına açılış konuşmasını yapan Arkeoloji Bölümü Başkanı, Yrd. Doç. Dr. Güner Coşkunsu, arkeolojinin basit bir tanımlamayla “geçmişin dili” olarak ifade edileceğini belirterek,” Geçmişte yaşamış insanları, o insanların kültürlerini, uygarlıklarını her yönüyle anlayabilmek için; günümüze kadar ulaşmış olan maddi kalıntılarını bulmak, incelemek, değerlendirmek, bilgiye dönüştürmek ve bize bırakılan evrensel kültürel mirası koruyarak gelecek kuşaklara aktarmanın, bilimsel ve özverili uğraşısı” olduğunu belirtti.

Arkeoloji bilimi vasıtasıyla, Mardin’de yaşayan insanların köklerinin binlerce yıl öncesine kadar, kanıtlarıyla ortaya çıkartıldığını hatırlatan Coşkunsu; arkeolojinin insanlık tarihinin evrensel köklerini aradığını, toplumların tarihleriyle ve kökleriyle olan bağlarının kopmamasına yardımcı olduğunu söyledi.

“Köksüzlük… Kökleri ile bağları kopartılmış nesiller… Ne kadar da ürpertici…” diyen Güner Coşkunsu, “Tahrip edilen ve edilmesine göz yumduğumuz her tarihi eser ve yerleşme yeri, hem sizin hem benim köklerimi zayıflatmak ve kesmek demektir. Neden Bağdat’ta ve Tahrir Meydanı’nda önce müzelere, arkeolojik ve tarihi eserlere, Bayman’da Buda heykellerine saldırılıp yok edildiğini hiç düşündünüz mü? Nedenini size ben söylemeyeceğim… Lütfen sizler de bunun üzerinde biraz düşünün. ” şeklinde konuştu.

Arkeologların ne ‘mezar kazıcısı’, ne ‘define arayıcısı’ ne de yanlış telaffuz edilen ‘alkolikler’ olmadığını vurgulayan Yrd.Doç.Dr Coşkunsu konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Bizler hazine peşinde koşan Indiana Jones’lar değiliz! Çünkü biz arkeologlar, bilimsel metod ve teknikleri kullanarak, pek çok kişiye sıradan gelen her bir taş aleti, kerpiç parçasını, kemik ve tohumu tıpkı altın ya da gümüşten ender bir sikke, görkemli bir heykel, anıtsal bir saray gibi hazine değerinde ve evrensel kültürel mirasımızın bir parçası olarak gören bilim insanlarıyız.”

Unesco Dünya Kültür Miras’ına girmesi gereken Mardin’de şimdiye kadar ciddi bir arkeolojik araştırma yapılmadığını kaydederek şimdiye kadar az sayıda yapılan kurtarma kazılarından elde edilen verilerin Mardin’in genel arkeolojik, tarihi, zengin ve köklü kültürel geçmişini aydınlatmak için yeterli olmadığını belirtti.

Güner Coşkunsu, “Mardin’de özellikle prehistorik yani tarih öncesi çağlarda yaşamış olan insanlara dair bilgimiz çok zayıf, bu döneme ait bilimsel kazılarla ele geçen malzeme çok azdır. Henüz toprak altında keşfedilmeyi bekleyen ya da hızla ilerleyen inşaat çalışmaları ile ortaya çıkan belgeler uzmanları tarafından araştırılmak için beklemektedir. Bir kısmı ne yazık ki hızla yok olma tehlikesi altındadır. Kentlerin tarihini yatay olarak değil enine ve boyuna kesitlerle okumak mümkün olduğundan arkeolojik kazılara mutlaka ihtiyaç vardır.” diyerek konuşmasını şöyle tamamladı:

“Dünyada, kampüsünde yüzbinlerce yıllık bir tarih, hem prehistorik hem de Orta Çağ kalıntılarını içeren bir Üniversite kaç şehre, bilim insanına ve öğrenciye nasip olur? Bu eşsiz miras bize, Mardin’e, Mardin Artuklu Üniversitesi’ne nasip oldu. Kampüsteki arkeolojik alanlar öğrencilerimiz için bir uygulama alanı ve tez araştırmaları için bir kaynak olacak ve bir açık hava müzesine dönüştürülebilecek niteliktedir.”

Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Serdar Bedii Omay’a her alanda verdiği desteklerden dolayı teşekkür ederek konuşmasına son veren Coşkunsu’nun ardından, kürsüye gelen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Mustafa Oflaz’ın kısa selamlama konuşmasından sonra konferansa geçildi.

Tanıtıcı slayt eşliğinde yapılan konferansta ‘Kral Yolu’ olarak tanımlanan ‘İpek Yolu’ üzerinde Mezopotamya kültürlerini içeren çok sayıda merkez niteliğinde yerleşim yerinin bulunduğunu anlatan Prof. Dr. Hayat Erkanal, Tur Abidin üzerinde bulunan yerleşim ünitelerinin ise daha çok istasyon niteliğinde olup bu merkezlerin önemli kısmının lokalize edildiğini belirtti.

Erkanal, Asur’un çeşitli yazılı kaynaklarında da yer alan bu merkezler sayesinde, Mardin’in Mezopotamya’nın en önemli bölgelerinden biri olarak tanımlandığını ve araştırmalarda ele geçen yüzey buluntularının da bu sonucu desteklediğini ifade etti.

04.06.2012 haberler.com