Nekropol’e halen ulaşılamaması nedeniyle gizemini konuyor.

Çanakkale’ye bağlı Tevfikiye Köyü sınırları içerisindeki 5 bin yıllık medeniyete ev sahipliği yapan Troia Antik Kenti, 150 yıldır kazılmasına rağmen Nekropol’e halen ulaşılamaması nedeniyle gizemini konuyor. Doç.Dr. Rüstem Aslan, mezarlığın bulunmasıyla birlikte Troia’nın tüm gizeminin çözülebileceğini söyledi.

Troia Antik Kenti’nde, arkeolojik kazıların 150’nci yılına girildi. Ancak, Troialılar’ın Nekropol’ü halen bulunamadı. Antik kent Troia’da 150 yılda 5 ayrı arkeolog kazı yaptı. İlk olarak 1863 yılında Frank Calvert, Hisarlık Tepe’yi arkeolojik olarak keşfetti. 1870-90 yılları arasında yaptığı kazılarla Heinrich Schliemann Hisarlık Tepeyi Troia’ya dönüştürdü. 1983-94 yıllarında ise Wilhelm Dörpfeld yaptığı çalışmalarla Troia’nın 9 kentini saptadı. 1932-38 yıllarında ise, Carl William Blegen yaptığı çalışmalarla Troia’yı Ege Arkeolojinin merkezine yerleştirdi. 1988-2005 yılları arasındaki yeni dönem kazılarını gerçekleştiren Manfred Osman Korfmann ise, Troia’yı arkeolojik anlamda Anadolu’ya geri verdi.

Troia Antik Kenti’ndeki kazılarda 25 yıldır görev alan Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Doç.Dr. Rüstem Aslan, kazıların 150’nci yılına ulaşmasına rağmen Troia’nın çözülememiş gizemleri ve yanıt verilemeyen sorular bulunduğunu söyledi. Yanıtı verilemeyen sorulardan en önemlisinin M.Ö. 3’ncü binden, yani Troia I’den son Tunç Çağına, yani Homeros Troia’sı olarak tanımlanan Troia VI ve VII dönemine kadar var olduğu bilinen fakat keşfedilemeyen Nekropol olduğunu ifade eden Doç.Dr. Aslan, şöyle devam etti:

“Şimdi sorulması gereken soru; 150 yıldır devam eden bu kazıların ardından Troia bazı sırlarını ortaya koyuyor mu, koymuyor mu? Bugüne kadar pek çok tartışma oldu. Ama hala Troia’nın çözülememiş gizemleri ve cevapları verilememiş sorular var. Troia zenginliğini yüksek surlar ve güçlü kulelerle korumaya çalışıyordu. Tabii 150 yıllık arkeolojik kazılar sonrasında bu zenginliğin en iyi görülebileceği yerler mezarlıklar. Bugüne kadar ki tüm arkeolojik çabalar, Troia I’den yani M.Ö. 3’üncü binden, yani günümüzden 5 bin yıl öncesinden başlayıp Troia Savaşı’nın yaşandığı Troia VI ve VII’ye kadar, yani M.Ö. 1200’lere kadar olan döneme ait mezarlığı keşfetmeye yönelik olmuştu. Fakat bugüne kadar hiçbir arkeolog bu sorunun cevabını bulabilmiş değildir. Mezarlık bulunduğunda bütün bu döneme ait gömü hediyesi olarak mezarlara konan silahlar, takılar ve diğerleri korunmuş bir şekilde gün ışığına çıkartılabilecek. Troialıların 5 bin yıl öncesinden, Troia savaşına kadar ne tür silah ve takı kullandıklarını daha detaylı bir şekilde saptayabileceğiz. Şu anda Troia’nın nüfus tahminini, yerleşim alanının büyüklüğüyle yapabiliyoruz. Fakat mezarlığı bulduğumuzda gömü sayısıyla beraber nüfusun biraz daha gerçekçi şekilde tahmin edilmesi söz konusu olacak. Mezarlık buluntuları ile bu insanların nasıl beslendiklerini, ne tür hastalıklar geçirdiklerini, nasıl öldüklerini bütün hayatlarının nasıl geçtiğini daha somut şekilde ortaya koyabileceğiz.”

ALÜVYON DOLGUNUN ALTINDA MI?

Bundan sonraki dönemde Troia çalışmalarının odaklanması gereken noktasının mezarlık çalışmaları olacağını belirten Doç.Dr. Rüstem Aslan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Korfmann, kendisinden sonraki kuşağın ana amacının mezarlığı aramak, bulmak ve kazmak olduğunu söylüyordu. Biz de bu doğrultuda önümüzdeki dönemde Troia’nın Nekropolü’nü bulmaya yönelik çalışmalarımızı yoğunlaştıracağız. Troia’ya zenginliği rüzgar getirdi. Troia’nın zengin bir kent olmasındaki en önemli faktörlerden birisi Çanakkale Boğazı’nın rüzgarlı olmasıydı. Tunç Çağı boyunca, yani M.Ö. 3’ncü binden, 1200’lere kadar buradan geçmek isteyen gemilerin kontrolü Troia’da oluyordu. Troia, gemi seyrüseferini ve ticaretini kontrol eden zengin bir kentti. Troia, arkeolojinin bilime dönüştüğü yer. Troia’daki kazı çalışmaları 150 yıldır devam ediyor. Ancak Troia’daki nekropolün M.Ö. 3 binden 1200’lere kadar olan, yani 2500 yıllık bir zamana ait mezarlıklarının nerede olduğunu bilemiyoruz. 1983’ten itibaren bütün araştırmacılar mezarlığı bulmak için farklı yöntemler denemiş. Ama bulamamış. Bazı araştırmacılar mezarlığın yerleşmenin dışında olduğunu tahmin ediyor. Ancak Troia’nin liman olan çevresi Kara Menderes Nehrinin Kazdağlarından getirdiği alüvyonlarla dolmuş. Şu anda ovanın alüvyon dolgunluğu 20 metreyi buluyor. Mezarlığın bu alüvyon dolgunun altında olabileceği düşünülüyor. Gelecekteki Troia çalışmalarının bu alanda yoğunlaştırılmasının önemli olduğunu söylemek istiyorum.”

29.10.2012 Vatan