Frigya’nın En Eski Köyü Bulundu

0
952

Eskişehir ve Kütahya sınırında yer alan İnönü İlçesi, Aşağı Kuzfındık Vadisi’nde bulunan Kanlıtaş yerleşmesinde Frigya’nın dip tarihine ışık tutacak yeni bir kazı çalışması başlatıldı. Ağustos-Eylül ayları arasında gerçekleşen Kanlıtaş Höyüğü kazısı, Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Ali Umut Türkcan’ın başkanlığında ve Eskişehir Eti Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü ortaklığında yürütüldü. “Frigya Bölgesi’nde kültür tarihinin derinliklerine inen bir kazı yoktu.” diyen Doç. Dr. Türkcan, Kanlıtaş Höyüğü’nün MÖ 6000’e kadar gittiğini ve bu seneki buluntuları itibari ile Frigya’nın en eski köyü olabileceğini belirtti. Ardından, Kanlıtaş Höyüğü’nde 3 yıl süren yüzey araştırmalarını ve ilk kazı sezonunun nasıl geçtiğini değerlendirdi.

Doç. Dr. Ali Umut Türkcan, Kanlıtaş yerleşmesinin Frigya Bölgesi kültür tarihi derinliklerini araştırmayı hedefleyen bir kazı projesi olarak yola çıktığını ve Kanlıtaş’ın bu seneki buluntuları itibari ile Frigya’nın en eski köyü olabileceğini söyledi. Nedenini ise şu şekilde açıkladı: “Kanlıtaş, yaklaşık MÖ 6000’e kadar gidiyor. Buna yakın bir yerleşmemizi, 1990’larda İstanbul Üniversitesi tarafından kazılmış Eskişehir’de bu bölgenin tarih öncesi kültürünü belirleyen Orman Fidanlığı yerleşmesinde görüyoruz. Bu yerleşmelerin genel karakteristik özelliği yaygın olarak vadi tabanlarına kurulmuş görünen höyükler gibi olmaması. Yerleşmeler, kaya üzerine ya da yamaç üzerine kurulmuşlar.” Bunun nedenini hâlâ bilemediklerini ifade eden Doç. Dr. Türkcan, kazı yapma sebeplerinden birisinin MÖ 6000’den özellikle de MÖ 3000’e kadar Porsuk Nehri’nin havzasında gelişen bu yerleşmelerin karakterlerini anlayabilmek olduğunu söyledi.

Bu bölgenin adı; “Porsuk Kültürü”

Batı Anadolu’da bu tarihlerde kültür tarihi içinde bir boşluk olduğunu belirten Doç. Dr. Türkcan, o dönem yerleşmelere “Kalkolitik Dönem Yerleşmeleri” adı verildiğinin, Kalkolitik yerleşmelerin Neolitik Dönem sonrası artık yavaş yavaş gerçek madenciliğe başlayarak köylerin daha da büyüyerek kentlere doğru evrimleştiği bir dönem olduğunun; ancak o dönemin özellikle Batı Anadolu ve Kuzeybatı Anadolu’da gelişim aşamalarının daha yeni anlaşılmaya başladığının bilgisini verdi. Türkcan, ayrıca “Bu kültürel gelişim, özellikle Orta Anadolu’da Kapadokya’dan Doğu Marmara’ya kadar MÖ 5000’den itibaren kesintiye uğruyor. Yerleşmelerin çoğunun ovalardan kayalıklara ve yamaçlara doğru çekilmeye ve küçülmeye başladıkları düşünülüyor.” dedi. Bu bölgede özel bir kültürün varlığının Orman Fidanlığı kazılarında da tespit edildiğini söyleyen Doç. Dr. Türkcan, 1992-95 yıllarında Orman Fidanlığı kazılarının belirleyici olduğunu ve bu bölgedeki kültüre “Porsuk kültürü” adı verildiğini de kaydetti.

Doç. Dr. Ali Umut Türkcan, Osmanlı başlangıç tarihini veren kale, Karacahisar Kalesi’nin karşısında bulunan Orman Fidanlığı’nın Eskişehir’in Kanlıtaş’la beraber en eski yerleşmesi; ancak Kanlıtaş’ın daha da erken bir döneme, Neolitik Döneme gittiğine dair birtakım kuşkuları olduklarını belirtti.

Anadolu kültür tarihinde bu bölge yeniden anlaşılacak

Çalışmalar sırasında ortaya çıkarılan buluntuları değerlendiren Doç. Dr. Ali Umut Türkcan şunları söyledi: “Bu malzeme Orman Fidanlığı kurtarma kazılarından sonra ilk defa çıkıyor. Anadolu kültür tarihinde bu dönem malzemesinin eşi yok. Yoğun bezeme çeşitlerine sahip seramik malzeme bu bölgeye özgün bir malzeme olup Porsuk Kültürü’nü tanımlamamız için en önemli göstergelerdendir.”. Doç. Dr. Türkcan, yerleşmelerin yansıttığı dönemin Anadolu için olduğu kadar Balkanlar’ın tarih öncesi kültür tarihi içinde bir soru işareti olduğunu söyledi ve bu malzemenin bazı özelliklerinin Balkanlar’da Eski Yugoslavya’da geniş bir alana yayılan tarih öncesi Vinca Kültürü’nün öncüsü olduğu varsayımlarının da son yıllarda tartışılmakta olduğunu kaydetti.

“Konya, Çatalhöyük ile çağdaş bir yerleşme olabilir”

Doç. Dr. Türkcan, Kanlıtaş’ın Porsuk Kültürü’nün en korunaklı ve en büyük yerleşmesi olduğunu, şu anda yerleşmenin yaklaşık 100 metre yarı çapında olduğunu ve yerleşme merkezinin bir kayalığın üzerine yapılandığını belirtti. “Büyük olasılıkla kaya yüzeylerini de yerleşme için kullanmışlar.” diyen Türkcan, bu seneki kazılarda MÖ 6000’in evrelerine hemen ulaştıklarını ifade etti. Doç. Dr. Türkcan kazılar ilerlediğinde, Eskişehir’de Seyitgazi ve Çukurhisar’da tabakasız olarak tespit edilen MÖ 7000 Neolitik Döneme ait bulgular ortaya çıkarsa, Konya’nın Çatalhöyük ile çağdaş bir yerleşme olabileceğinin altını çizdi.

Höyüğün, son evresinde terk edilmiş olabileceğini belirten Doç. Dr. Türkcan bu durumu ise “Genel olarak tepe kesimlerinde daha sonraki dönemlerden dolayı tahribat olur; ama biz bunu görmedik ve yüzeyin hemen altında yoğun bir malzeme ve dağılmış duvarların, geniş ve yanık bir dolgunun içinde höyüğe rastladık.” şeklinde açıkladı. Doç. Dr. Ali Umut Türkcan, çalışmalar sırasında ortaya çıkartılan taş duvarların olduğu yerde yıkılması ve sürüklenmemesinin ilgilerini çektiğini belirtti. Ayrıca 1-2 sene içinde yerleşim planını ortaya çıkarmış olacaklarının da bilgisini verdi.

“Bölgede Paleolitik Dönem’e ait çok zengin veriler ortaya çıktı”

Doç. Dr. Türkcan, 2008 ve 2009 yıllarında kazı öncesi yapılan yüzey araştırmaları hakkında ise “Geçen sene Ankara Üniversitesi ile yerleşme eteğinde yapılan jeoradar çalışmalarında yerin yaklaşık 3 metre altında birbiriyle benzer mekânlar ortaya çıktı. Yerleşmenin bugünkü düzleminin çok daha altında büyük bir yerleşmenin daha varlığını anlıyoruz. Bu durum Kanlıtaş’ın bize düşündüğümüzden çok daha büyük bir yerleşim olduğunu gösteriyor.” dedi.

Kazının amaçlarına değinen Doç. Dr. Türkcan, bu döneme ait yerleşme birimlerinin mimarisinin yanı sıra beslenme sistemleri, çevre iklim ile ilgili etkileşimlerini Palinoloji, Arkeozooloji, Jeomorfoloji gibi disiplinlerle beraber çalışarak ortaya çıkarmayı hedeflediklerinden bahsetti. Osmangazi Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü ile ortak bir çalışma başlatacaklarını söyleyen Doç. Dr. Türkcan, bölgede Eskişehir kültür tarihinin en eski kültür bulgularına rastladıklarını, höyüğün de bulunduğu Kuzfındık Vadisi ve onun civarlarında en azından GÖ 300 bin yıl öncesine kadar giden Paleolitik Dönem’e ait çok zengin taş alet verilerinin ortaya çıktığını belirtti. Buluntuların İstanbul Üniversitesi Prehistorya Anabilim Dalı’ndan Berkay Yalçın adlı uzmanın incelediğini söyledi.

Kanlıtaş, bir mermer bilezik üretim merkezi

Kazıyı yapmadan önce yüzey araştırmalarında diğer önemli bir konunun birçok buluntu grubuna rastlamaları olduğunu belirten Doç. Dr. Türkcan, en dikkat çekici olanın ise iyi kalitede yapılmış mermer bilezikler olduğunu kaydetti. Türkcan “Burada yoğun mermer bileziklerin yapıldığını keşfettik; çünkü yüzeyde düzinelerce mermer bilezik var. Çalışmalar sırasında mermer bileziklerin yapım teknolojilerini bütün aşamalarının görülmesi nedeniyle Kanlıtaş’ın bir mermer bilezik üretim merkezi olduğunu çok açık söyleyebiliriz.” dedi. Bu sene açılan mekânlardan birinde daha önce benzerini görmedikleri aletleri mermer bileziklerle beraber ortaya çıkardıklarının bilgisini veren Doç. Dr. Türkcan, bunların mermer bilezik üretimi ile ilgili olduklarını düşündüklerini ve bu durumun ileriki aşamada mermer bilezik işliklerinin daha fazla çıkacağını gösterdiğini belirtti.

“Süt üretiminin çeşitlenmesini daha iyi anlayabileceğiz”

Doç. Dr. Ali Umut Türkcan, Kanlıtaş Höyüğü kazısı ile mimari ve yerleşim tipini anlama, dönemin çevresel etkilerini değerlendirebilme ve özellikle de o dönem yerleşmeleri üzerindeki çevre ile kültürü arasındaki etkileşimi anlayabilmeyi amaçladıklarını söyledi. Diğer önemli amaçlardan bir tanesini ise şu şekilde dile getirdi: “MÖ 5000’e doğru Avrupa’da süt üretiminin ve sütün yan ürünlerinin kullanıldığını biliyorduk. Özellikle bu son 10 senedir önemli bir konu olmaya başladı. Buradaki kaplarda yağlipit analizi yaptırabilirsek, olasılıkla süt üretiminin çeşitlenmesini daha iyi anlayabileceğiz; çünkü anladığımız kadarıyla Orta veya Batı Anadolu’dan Avrupa’ya giden bir beslenme teknolojisi olabilir.” Orman Fidanlığı kazısında kesinleştirilmiş mutlak tarihlendirmelerin olmadığından, Porsuk Kültürü’nün daha iyi tarihlendirmelere ihtiyaç olduğunu belirten Doç. Dr. Türkcan, Anadolu Üniversitesinin de destekleri ile radyo karbon tarihlendirmesi ve ısı ışıma (termoluminesans) ile mutlak tarihlendirme yoluna gitmeye çalışacaklarını söyledi.

Anadolu Üniversitesi Rektörlüğü’nden maddi desteğin yanı sıra manevi ve teknik çok büyük bir destek aldıklarını, bu nedenle kendilerine destek veren herkese teşekkürlerini ileten Doç. Dr. Ali Umut Türkcan, Eskişehir’e de Anadolu Üniversitesine bir kazı evi kazandırdıkları için memnuniyetini dile getirdi ve sözlerine şöyle devam etti: “Okulumuzun yanı sıra Atölyeler Müdürlüğü ve Ayniyat Müdürlüğü’nün çok büyük desteğini gördük. Eskişehir’e sabit bir kazı evi kazandırdık. Bu kazı evinde sadece yatakhane değil; laboratuvarlar da kuruldu ve önümüzdeki 5-10 sene arasında devamlı çalışması düşünülüyor. Türkiye’nin en saygın ve faal kurumlarından biri olan üniversitemizi temsil eden bir okul şeklinde çalışacak bu tesisi oluşturmanın gururu içindeyiz.”

02.10.2013 e-gazete.anadolu.edu.tr, Haber: Çiler Özceylan