Bathonea Değil Antik Köy!

939

Antik çağdan liman, deniz feneri ve su sarnıcı izlerine rastlanan bir arazinin adının Bathonea olmaması TOKİ müdahalesi için yeterli sebep mi?

Küçükçekmece Göl Havzası içinde devam eden ve İstanbul tarihi için büyük şans olarak nitelendirilen Bathonea antik kentine TOKİ tarafından konut yapılmak istenmesine tepkiler çığ gibi büyüyor. İstanbul Üniversitesi’nin Çapa ve Cerrahpaşa hastanelerinin yenilenmesi karşılığında 1. derece arkeolojik sit alanlarının da bulunduğu arazilerini TOKİ’ye devrettiğini duyurmuştuk. TOKİ bu arazilerde konut yapmak için İstanbul 1 Nolu Kültür Varlıkları Koruma Kurulu’na proje sunmuştu. Hali hazırda arkeolojik kazıların devam ettiği parsellerin de içinde bulunduğu proje için dün İstanbul Üniversitesi’nden bilim dünyasını şaşkına uğratan bir açıklama geldi.

İşte o açıklama: ‘‘Habere konu edilen arkeolojik kazıların devam ettiği alanın Bathonea antik kenti olduğuna dair bugüne değin kazılar sırasında herhangi bir yazılı belge ele geçmemiş olduğu bilinmektedir. Söz konusu eski yerleşmenin Bathonea olmadığı konusunda söz konusu kazının bilimsel danışmanlarından üniversitemiz öğretim üyesi Prof. Dr. Oğuz Tekin’in yazıları bulunmaktadır. Bu bağlamda bilimsel olarak Bathonea olduğu kanıtlanmamış bir ‘Thrakia Geç Antik Dönem/Erken Bizans kome (köy)’ yerleşkesinin Bathonea olarak adlandırılması bilimsellikten uzaktır.’’

Byzantion’un parçası

Bu açıklama ile İÜ, sit alanı olan arazilerini TOKİ’ye peşkeş çekmesinin ayıbını örtmek için ‘‘burada ismi Bathonea bile olmayan küçük bir antik köy bulunuyor, konut yapılmasının ne sakıncası var’’ demek istiyor. İÜ bunu yazarken de kendi üniversitesinden Prof. Oğuz Tekin’in makalelerini örnek gösteriyor. Ne demiş Tekin bir de ona bakalım. Tekin’in Arkeoloji ve Sanat dergisinin 132. sayısındaki makalesinden alıntılar veriyorum: ‘‘… Byzantion’un egemenlik alanı klasik ve Helenistik çağlarda olasılıkla Silivri teritoryumunun başladığı yere kadar uzanıyordu. Bu nedenle Küçükçekmece ve civarı da kesinlikle Byzantion’un bir parçasıydı. Orada polis statüsünde ayrı bir kent bulunması söz konusu değildir.’’

’’…Antik Çağ yazarlarının eserlerinde sadece Bathynias adlı çayın adı geçmekte iken Bathonea adlı bir yerin adının geçmemesi tesadüf değildir. Çünkü yazıtlarda adı geçen Bathonea bir yer adı olmayıp etnik bir sınıfı işaret etmektedir.”

Yine Eski Çağ Enstitüsü Haberler isimli dergide de Tekin, ‘‘Sadece yazıtlarda adı geçen Bathonea, bir toponim yani yer adı olmayıp toplumsal bir sınıfı (cemaat) işaret etmektedir.”

Yine İÜ’den Prof. Hamdi Sayar da Bathonea olmadığı görüşünde ve şöyle diyor: ‘‘Eski çağlarda bazı yerleşmeler var ki şehir ama şehir statüsünde değil. Son araştırmalara göre burası İstanbul ile Balkanlar arasında bir yol istasyonu.’’

Bulunmaz bir tarihi fırsat

Şimdi de Bathonea ismi nerden çıktı ona bir göz atalım. Bathonea ismi bir asır önce bulunan iki yazıtta geçiyor. Biri halihazırda Arkeoloji Müzeleri bahçesinde duran ve Haliç Tersanesi’nde 19 yüzyıl sonlarına doğru bulunan lahitin üzerinde yer almaktadır. Arif Müfid Mansel bu lahitin üzerindeki yazıtı okuyarak yayımlıyor. Lahitin üzerinde ‘‘Bathonea’lı Rufus’un oğlu Damas’ın 33 yıl yaşadığı’’ kaydı var. İkinci yazıt ise Gümüşyaka’da 20. yüzyıl başlarında bulunmuş bir stel üzerinde Bathonea ismi yer alıyor. Prof. Dr. Semavi Eyice bu yazıtlardan yola çıkarak ortaya koyduğu makalede, ‘‘Küçükçekmece dolaylarında Bathonea adında küçük bir yerleşim yerinin varlığı, bazı mezar kitabelerinden tahmin edilebilir ise de kesin yeri bilinmemektedir’’ diyor. Ortada bir Bathonea kenti var ancak bunun yeri tam olarak bilinmiyor. Bilimsel kazıları sürdüren Yrd. Doç. Şengül Aydıngün de kesinlikle burası ‘Bathonea’ demiyor. Ancak her geçen yıl kazılardan gelen buluntuların adım adım kendilerini o yöne götürdüğünü düşünüyor.

Buranın Bathonea olmadığı fikrini savunan İÜ’den Prof. Tekin ile Prof. Sayar, Kültür ve Turizm Bakanlığı izni ile sürdürülen Bathonea arkeolojik kazılarının bilimsel danışmanları. Yani kazı başkanı bu iki farklı görüşe rağmen hiç bilimsel kıskançlık yapmadan her iki ismi de danışman olarak kazı heyetinde bulunduruyor. Üstelik Bathonea ismine itiraz ettikleri makaleleri de kazının resmi internet sitesinden çekinmeden yayımlıyor. Halen o makaleler site ziyaretçileri tarafından okunuyor. Çünkü buranın adının Bathonea olmasının ya da olmamasının bir önemi yok. 3 antik liman, bir deniz feneri, duvarları ile ayakta duran su sarnıcı ve kazdıkça bilim heyetini şaşırtmaya devam eden arkeolojik buluntuları ile inanılmaz bir yerleşim yerini konuşuyoruz. Devam eden kazılar İstanbul tarihi için bulunmaz bir fırsat. Hititlere ait olduğu sanılan 2 yapı adak heykelciği müthiş bir buluntu. Daha önce Trakya’da hiç Hitit izlerine rastlanmamıştı. Şimdi bu gerçeklerle yüz yüzeyken bu arazilerin TOKİ’ye peşkeş çekilmesine kılıf bulmak düşüncesiyle “Burada bir antik şehir yok demek” tek kelimeyle insafsızlık olur. İsmi Bathonea ya da başka bir isim olmasının ne önemi var? Buluntular buranın arkeolojik sit olması için yeterli bir neden. Asla bu arkeolojik alana ve sitten nasıl çıkarıldığı bugün çok iyi anlaşılan parsellere TOKİ’nin konut yapmasına izin verilmemesi gerekir.

09.03.2014 Radikal