Suriye’den yağmalanan arkeolojik eserler, kaçakçılar tarafından Reyhanlı’ya getiriliyor. Kaçakçılar, 15 bin dolarlık eserlerin 300 dolara satıldığını söylüyor.

Christian Science Monitor gazetesi Suriye’den Türkiye’ye kaçakçılık yapan muhalif Abu Abd al-Tedmuri ile görüştü. Suriye’den yağmalanan arkeolojik eserleri Türkiye’ye getiren muhalifler ve aileleri, Reyhanlı’da konaklıyor. Savaş başladıktan sonra satışların patladığını belirten Tedmuri, gazete muhabirleriyle birçok muhalifin konakladığı Reyhanlı’daki bir dairede görüştü. Muhabirlere, kaçırdığı altın madenî paraları ve büstleri gösteren al-Tedmuri; gösterdiklerinin, koleksiyonunun yalnızca küçük bir kısmı olduğunu belirtiyor. Al-Tadmuri, çaldığı eserlerin önemli bir kısmını Türkiye’de sattığını söylüyor.

ÖZGÜR SURİYE ORDUSU DA DÂHİL

Muhaliflerin kaçakçılık yaptığı Palmira kentinin Greko- Romen harabeleri, UNESCO tarafından dünya kültür mirasları arasında sayılıyor. Esad rejimi ve muhalifler arasındaki çatışmaların harabelerin çevresinde gerçekleşmesi de kaçakçıların eserleri yağmalamaları için uygun ortamı oluşturmuş. Suriye’de iç savaş başlamadan önce Palmira’da bir dükkânda çalışan 25 yaşındaki Tedmuri, “Suriye’de gelişen olaylardan sonra bütün harabeler açığa çıktı ve kimse onları korumadı. Ordu, o çevredeki bölgeleri, muhaliflerin saklandığı şüphesiyle mermi ve bomba yağmuruna tuttu. Bombaların yeni kraterler ortaya çıkarmasıyla insanların harabelere erişimi kolaylaştı. Kimi vatandaşlar eserleri kâr amaçlı çalarken, Özgür Suriye Ordusu savaşçıları da cephane satın alabilmek için bölgeden birçok eser aldı” dedi. Eserlerden taşınamayacak kadar ağır olanları mahallesine gömen al-Tedmuri, daha hafif ve küçük eşyaları ise Türkiye’ye getirmiş. Ancak muhalif, ülkesindeki eserleri “yeterince para teklif edilirse” çok kısa sürede Türkiye’ye getirebileceğinin altını çiziyor.

ARTIK KORKULARI YOK

Palmira ve komşu kenti Tedmur, iç savaştan önce ülkenin başlıca turist merkezleri olarak tanınıyordu. Bölgenin sakinleri; otel, dükkân ve restoranlarda çalışarak, deve turları ve harabeler arasında günbatımı turları düzenleyerek para kazanıyordu. Kentlerdeki tarihî yapıların, büyük zarar görmesine karşın Suriye’nin birçok bölgesindeki gibi yok olmaması da şans sayılıyor. Karaborsadaki lakabını mahallesinin isminden alan al-Tedmuri, ülkesinde turizmin yakın gelecekte gelişeceğine inanmıyor. Muhalif, eserleri çaldığı için “millî bir pişmanlık duygusu yaşamadığını” da sözlerine ekliyor. Savaştan önce de kaçakçılık girişimlerinde bulunulduğunu belirten al-Tedmuri, muhaberattan korkulduğu için hırsızlıkların yaygınlaşmadığını ifade etti. Zira savaş öncesinde kaçakçılık suçundan yakalananlar 15 yıl hapse mahkûm ediliyormuş. Ancak, savaş sonrası durumun farklı olduğunu söyleyen al-Tedmuri, “Artık korkumuz yok” dedi.

Paris merkezli International Council of Museums’un çalışanlarından France Desmarais, kültürel eser kaçakçılığının savaşın başlamasından sonra arttığını belirtti. Organizasyon, 2013’te durumun ciddiyetine dikkat çekmek için Emergency Red List of Syrian Cultural Objects at Risk’i (Suriye’nin Risk Altındaki Kültürel Eserlerinin Acil Kırmızı Listesi) yayımlamıştı.

USTA KAÇAKÇILAR ÜZÜLÜYORMUŞ

Al-Tedmuri, savaş öncesinde UNESCO’ya kaydedilmemiş eserlerin kaçakçılığının adil olduğunu düşünüyor. Müşterilerinin çoğunun Türkler olduğunu ifade eden muhalif, eserlerden birinin Almanya’da yaşayan gizli bir alıcı tarafından satın alınmasına şaşırdığını dile getirdi. Zaman zaman İstanbul’a da seyahat eden Al-Tedmuri, küçük eserleri yabancı koleksiyonerlere ve dükkânlara satıyormuş. Muhalif, satış fiyatından memnun olmadığını da vurguluyor. “Değerli parçalar 300- 400 dolara satılıyor; bu hiçbir şey.

Usta kaçakçılar bu derece değerli eserlerin düşük fiyata satıldığını görünce üzülüyor” diyor Al-Tedmuri.

30.04.2014 Taraf