İstanbul’un Tarihî Makyajları!

798

‘Aziz İstanbul’un hemen dibindeki varoşlardan geçtiniz mi hiç? İhtişamlı Süleymaniye’nin, Sultanahmet’in arka sokaklarını adımladınız mı? Büyük paralarla restore edilen tarihî eserlerin layıkıyla bir çevre düzenlemesi olmaması kötü bir tablo ortaya çıkarıyor.

Sadece Sultanahmet Camii’ni günde ortalama 15-20 bin kişi ziyaret ediyor. Bu rakam, yılda 4-5 milyonu buluyor. Teknik bilgiye devam edersek; İstanbul’a gelen turistlerin yüzde 65-70’i Ayasofya Camii ile Topkapı Müzesi’ne, yüzde 95’i de Sultanahmet Camii’ne gidiyor. Bu durum, bilinen hadisenin sayısal teyidi aslında. Turizm pastasında en büyük pay İstanbul’un, buna da herhangi bir itiraz yok. Gelgelelim siyasîler lafa başladı mı ‘Aziz İstanbul’u öve öve bitiremiyor. İşte burada biraz nefeslenmek gerek. İstanbul’un azizlik bir tarafı kaldı mı hâlâ? Her gün hoyratça katledilen bir şehir var artık haritada, ucube, pis ve bakımsız… Bunun en bariz misali de Haliç, İstanbul Boğazı ve Marmara Denizi ile çevrili tarihî yarımadada kol geziyor, hem de mafyavari. Şu güzelliğiyle tefahür ettiğimiz, Osmanlı’nın son başşehri günbegün eriyor! Malum, gerek Vakıflar Genel Müdürlüğü gerekse bazı özel teşebbüslerin gayretleri söz konusu; tarihî eserler restore ediliyor. Ancak sanat tarihçilerinin ciddî uyarıları var, tarihî yapıların tarihin çöplüğüne gönderildiğine dair. Kaldı ki Vakıflar Genel Müdürü Dr. Adnan Ertem de bu durumu, “Restorasyonda hatalar yaptığımız doğru.” sözüyle özetlemişti.

Tarihî yarımadada tarihî makyajlar söz konusu… Hemen herkesin ziyaret ettiği yerlerin ön tarafları bakımlı olma eğilimindeyken bu kadim eserlerin arka tarafları ise âdeta mezbeleyi andırıyor. Örnekleri vermeye başlayalım: Birinci sırayı Süleymaniye Camii ve çevresi hak ediyor. Mimar Sinan’ın kalfalık eseri, 2007-2010 yılları arasında kapsamlı bir onarım sürecindeydi. 16 Kasım 2010’da bir bayram sabahında, yeniden ibadete açılmıştı, devlet erkânının huzurunda. Buraya kadar her şey olması gerektiği gibi. Peki, Süleymaniye’nin hemen yanındaki Vefa neden bu kadar bakımsız? Gündüz vakti bile ürkütücü bir halde duran Vefa, kendi duygusuna fersah fersah ırakta. Süleymaniye şık bir beyefendiyi andırırken; yoldaşı Vefa pasaklı, pejmürde bir sokak adamı görüntüsünde. Vefa’dan az biraz ileride yer alan Şehzade Camii, gerçekten çok güzel… Koca Sinan’ın ‘Dünyanın merkezi burasıdır, dediği yeşil sütundan mülhem bir ada gibi duruyor şehrin ortasında. Lakin gel gör ki yeni yeni bakım sürecine girse de cami çevresi, yıllardır ilgisizlikten yakınıyor. Bozdoğan Kemeri ve Saraçhane Parkı, geceleri tinerci ve sarhoşların evi…

‘Kötü imaj olmasın diye grupları arka taraflardan geçirmiyoruz’

Mezkûr halden rehberler de oldukça şikâyetçi… Nüans Tur’dan Halis Kutlu, “Bugün milyonlarca turisti ağırlayan Sultanahmet Meydanı, Süleymaniye, Eyüp veya Fatih Camii çevresi gibi dünyaya mal olmuş yerlerin bir de gözden kaçan arka bahçeleri var. Hiç Süleymaniye’ye arkadan çıktınız mı? Süleymaniye Camii’ne gideriz içimiz ferahlar; ama bir de hemen arkasındaki Vefa’ya gidin orada evsiz fakir insanları, keşmekeş içinde yarısı yıkılmış yarısı ayakta eski ahşap evleri görürsünüz.” sözleriyle ‘içeriden’ biri olarak dikkat çekiyor vaziyete. Osmanlı mirası ahşap evlerin içinde tiner veya bali çeken gençlerin olduğunu anlatan Kutlu, Sultanahmet’in arka sokaklarında da benzer tablonun yer aldığını belirtiyor. Ve bir rehber olarak; “Çok mecbur kalmadıkça arka kısımları kullanmıyoruz. Çünkü grubu buralardan geçirip de rahatsız olsunlar ve akıllarında kötü bir imaj kalsın istemiyoruz.” ifadelerini kullanıyor.

‘Restorasyon aynı zamanda görgüdür’

Yıldız Teknik Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Teyfur Erdoğdu meselenin bam teline, “Güzellik ve estetik konularında neyi yüksek nitelikte yapıyoruz ki restorasyon çalışmalarımız da başarılı olsun sorusu anlamlıdır.” diyerek dokunuyor ve devam ediyor: “Restorasyon sadece teknik ve mühendislik ile ilgili değildir, mutlaka yüksek bir estetik duygusu, kültür ve görgü gerektirir. Türkiye’de restoratörlerin ancak çok azı gerçekten görgülü, hem hayatlarında, hem kişiliklerinde, hem de giyim kuşam ve fikirlerinde özgün ve tarz sahibidirler; geriye kalanların kaçta kaçının bu konularda geçer not alabileceğine bir bakalım. Bu yüzden yapılan işler de doğal olarak vasatın altında kalmaktadır.” Her gün binlerce kişinin akın ettiği Sultanahmet civarı da aynı dertten mustarip. Cami ve çevresi kısmen temizken arka tarafları kendi haline terk edilmiş… Zaten otel işgalinin olduğu suriçinde bir de olur olmaz yerlerde otoparklar çıkıyor karşınıza.

İstanbul sıkıntısı…

Sultanahmet’in ara sokakları gerçekten kötü. Mesela Eminönü’nde yıllardır onarılmayı bekleyen o kadar çok han var ki… Mahmutpaşa Çakmakçılar Yokuşu’nda bulunan Büyük Valide Han, bu yerlerden sadece biri. I. Ahmed’in hanımı, IV. Murad ve Deli İbrahim’in valideleri Kösem Sultan tarafından inşa ettirilmiş olan Büyük Valide Han, her şeyi özetliyor aslında. Çatısından şehr-i İstanbul seyredildiğinde, metropolün tarihî yanı feryat ediyor. Boğaz manzarasının sarhoş edici güzelliği her ne kadar şiir olsa da arkanızdaki çer çöp nedeniyle bu hikâye, ‘İstanbul sıkıntısı’na dönüşüyor. Bakmayın siz resmî ağızların tarihi ayağa kaldırıyoruz mesajlarına, tarihin belini doğrultacak dermanı kalmamış. Çünkü çoktan öldürdük bizler onu! Teyfur Erdoğdu, bu paradokstan kurtulmanın yolunun ise klasik ve yüksek Türkçenin tüm incelikleri ile öğretilmesinden; millî, cihanşümul görgü, sanat ve estetik eğitimlerinin aileden başlatmaktan geçtiğini söylüyor: “Denetim mekanizmalarını da denetleyecek, bağımsız, gerekirse Batı’dan ve Japonya’dan yardım alarak kurumlar ihdas edilmesi; ihmali görülenlere ağır değil çok ağır cezaların verilmesi; halihazırda vatandaşı mağdur eden koruma ve restorasyon kanunlarının gözden geçirilerek tashih edilmesi; vatandaşa yönelik koruma ile ilgili bilinçlendirici çalışmaların yoğunluklu şekilde yapılması gerekir.”

Tophane’de bulunan bir diğer Sinan eseri Kılıç Ali Paşa, bezemeleri değiştirilse de her şeye rağmen ruhnüvaz. Restoresi geçtiğimiz sene tamamlandı… Onarım sürecinde en çok eleştirilen yerlerin başında geliyordu. Özetleme lüzumunda bulunursak; onun da görünen yüzü güzel gibi… Lakin arka sokağında nedendir bilinmez bir moloz yığını duruyor. Esnaf ise bu pisliğe çoktan alışmış. Keza Yahya Efendi Dergâhı restorasyonunda mezar taşları kıyımı yaşanmıştı, çevreyi düzenlemek adına. Tarihî İstanbul surlarının vaziyeti de içler acısı… İstanbul’un fethi, çağ açıp kapatan bir olay olarak anlatılır tarih kitaplarında. Ancak kuşatmanın bu canlı şahitleri göstermelik birkaç bakımın dışında ucubelerin arasına sıkışmış kalmış. Döküntü bir halde varlıklarını sürdüren surların İstanbul gibi düşmesine az bir zaman kaldı. Kılavuza gerek duymayacak kadar da bedbin son başkent. İki yol var: Gözlerini kapayan kendine gece yapar, İstanbul’u geziyorum gözlerim kapalı!

02.05.2014 Zaman Haber: Samet Altıntaş