Osmanlı’dan kalma sebillerin birçoğu günümüzde büfe olarak hizmet veriyor. Yüzlerce yıllık eserlerin mimari ve kültürel değerinin hiçe sayıldığı bu büfelere karşı çıkanlar “Hayır için yapılan yerler ticarethane oldu” diyor. 

Sokaktan geçenlere parasız su dağıtmak için 1500-1700 yılları arasında yaptırılan sebiller, Osmanlı mimarisinin en güzel örnekleri. Bu hayratlar yapılırken mimarlar kentin estetiğini de düşünerek kalem işçiliklerini de incelikle yapmış. Sebillerde dağıtılan su ve şerbeti içenler bir yandan da bu eserlerin güzelliğiyle büyülenmiş. Günümüzde ise artık birer büfeye dönüştürülen sebiller, tost kokularının yükseldiği birer ticarethane haline geldi. Önlerine konan dondurma dolapları, sıra sıra dizilmiş pet su şişeleri, rengarenk gofret kutularıyla eski etkileyiciliklerinden çok uzaktalar… İstanbul’un 100 Çeşmesi ve Sebili kitabını incelediğimizde de 11 sebilin sekizinin büfe olarak kullanıldığını görüyoruz. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yayınları’ndan çıkan kitabın yazarı, sanat tarihçisi Yrd. Doç.Dr. Gül Sarıdikmen de bu durumdan şikayetçi. Sebillerin günümüzde yapılış amacından tamamen saptırıldığını söyleyen Sarıdikmen, “Adeta atıl durumdalar. Allah rızası için karşılık beklemeden yapılan, hayır amacına hizmet eden sebiller, günümüzde büfe, lokanta, kafe, dükkan, satış birimi olarak ticari amaçla kullanılmakta. Sosyal dayanışmanın, yardımlaşmanın yerini maalesef ticari boyut aldı” yorumunu yapıyor. Sebillerin bilinçsiz bir şekilde büfe olarak kullanılması sırasında eserlere zarar da verilmiş. Sarıdikmen’in verdiği bilgiye göre Sirkeci’deki Muradiye Sebili’nin kemerli pencere açıklıklarını örten, dekoratif madeni şebekelerin su verme aralıklarının bir kısmı kesilmiş. Uzun yıllar kafeterya olarak kullanılan Kabataş’taki Koca Yusuf Paşa Sebili’nde de pencere açıklıklarını örten dekoratif madeni şebekelere zarar verilmiş. Bazı sebillerin de madeni şebekelerinin özellikle su verme aralıkları kırılarak hasara uğratılmış. Geçmişten günümüze miras sebillerin birçoğunun harabe halinde olduğunun da altını çizen Sarıdikmen, bu eserlerin bakımının yapılması gerektiğine dikkat çekiyor: “Sebillerin, yapılış amacı dışında kullanımına pek olumlu baktığım söylenemez. Vefa’daki Hüsrev Kethüda Sebili gibi pek çok örnek harabe haldedir. Ancak, bakımsız, harabe olarak, zamanın tahribatına bırakılmalarındansa sebillerin bakımı yapılıp başka amaçlı kullanıma devam edilmesi daha uygun görünüyor. Bu başka işleve dönüştürme aşaması ve kullanımı sırasında da mimari ve mimariye bağlı dekorasyonuna zarar verilmemesi gerekli. En büyük temennim, sebillerin öncelikle inşa ediliş gayesine uygun kullanılmaları. Pek çok şirket, firma, dernek vs. dönüşümlü olarak buralara su temin edebilir, sponsorluk yapabilir. En azından kandil, bayram ve Ramazan akşamları için bu yapılabilir. Sebil ya da sebilhane kültürü yaşatılabilir.”

GENÇLER SEBİL KÜLTÜRÜNÜ TANIMIYOR

Yazarımız Ahmet Örs de 1 Temmuz 2007 tarihli köşe yazısında konuya değinip “Bugünkü kuşaklar bu kültürün pek farkında değil. Oysa benim çocukluğumda bile, örneğin Yeni Cami’nin arkasındaki sebil asıl işlevini yerine getirirdi. Suyu içen, ölmüşlerin ruhuna dua okurdu. Bugünse sebillerin yerini meşrubat satan büfeler aldı” diye yazmıştı. Geçen yıl ise sebillerin eskisi gibi sadece su ya da şerbet dağıtımına hizmet etmesini isteyenler bir imza kampanyası başlattı. Kampanya açıklamasında “Osmanlı döneminde sebillerde bir görevli bulunur ve suyun yanı sıra, ayran, limonata, demirhindi gibi şerbetler dağıtırdı. Osmanlı sebil kültürünün yaşatılması, çocuklarımızın da bu insani davranışlardan, geçmişinden örnek alması için lütfen bu kampanyaya destek verin!” yazıyordu. Sebillerde büfe işletenler ise kiraların uygun olması nedeniyle durumdan memnun. “Gideri az, kazancı çok” diyorlar. Sebiller, belediye ruhsatıyla işletilip Vakıflar tarafından kiraya veriliyor.

HAMİDİYE SEBİLİ

Sultanahmet’e giden Alemdar Caddesi’nde bulunan Hamidiye Sebili, 1777’de yaptırıldı. Cephesi mermerle kaplı yapının saçaklarındaki kabartma ve işlemeler dönemin en güzel örneklerinden. Pencere kemerlerinde kartuşlar ve motifler olan sebil çok uzun süredir büfe olarak kullanılıyor.

KOCA YUSUF PAŞA SEBİLİ

Fındıklı Meclisi Mebusan Caddesi üzerindeki Koca Yusuf Paşa Sebili, vapurdan inenleri karşılayan bir tarih. Sadrazam Koca Mustafa Paşa sebili, 1785 yılında yaptırdı. 1956’da yol genişletmesi olduğunda yeri değiştirildi ve şimdiki yerine taşındı. Cephe sebil tarzına sahip olan yapının pencere üzerindeki dalgalı kemerlerinde ve etrafında çeşitli kabartmalar bulunuyor. Sebil uzun süredir kafe olarak kullanılıyor.

KAPTAN İBRAHİM PAŞA SEBİLİ

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin yanındaki Kaptan İbrahim Paşa Sebili, 1708’den beri ayakta. Sebil klasik Osmanlı döneminin tarih itibariyle son örneklerinden biri. Yapının pencere kemerleri üzerinde Şair Ferdi’nin 10 beyitlik manzum kitabesi yer alıyor. İnce işlenmiş süslemeleri olan sebil günümüzde büfe olarak kullanılıyor.

MURADİYE SEBİLİ

Sirkeci Hocapaşa’da bulunan sebili Mirmiran Mehmet Paşa, V. Murat için 1876’da yaptırdı. Köşe sebilin üzerinde kalem işi süslemeler yer alıyor. Sivri kemerleriyle dikkat çeken sebilin dekoratif kurnaları onu diğer sebillerden ayıran özelliklerinden. Sirkeci’nin işlek caddesi üzerinde yer alan yapı uzun süredir büfe olarak kullanılıyor.

KOCA SİNAN PAŞA SEBİLİ

Koca Sinan Paşa tarafından 1593’te Çemberlitaş’ta yaptırılan sebil, sekizgen planlı bir köşe sebili. Beş pencereli sebil sade olmasına rağmen oymalı kornişleri ve kabartmalarıyla dikkat çekiyor. Uzun yıllar büfe olarak kullanılan yapı, şimdilerde kitapçı olarak hizmet veriyor. Eskiden sebilin etrafında pazarlar kurulurmuş.

NEVŞEHİRLİ DAMAT İBRAHİM PAŞA SEBİLİ

Fatih Şehzadebaşı’nda bulunan Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Sebili, 1719’da yaptırılan külliyenin yedi bölümünden biri. Cadde üzerindeki külliye Lale Devri dönemi örneklerinden en güzeli olarak nitelendiriliyor. Kartpostallarda çok sık yer alan yapının yüzey ve sütun başlıklarında palmet, hatayi mukarnas, baklava ve yıldız gibi çeşitli motifler yoğun olarak kullanılmış. Döneminin karakteristik özelliklerini taşıyan sebil artık bir büfe.

BEŞİR AĞA SEBİLİ

Gülhane’deki sebil Sultan I. Mahmut’un kızlar ağası Hacı Beşir Ağa tarafından 1745’te yaptırılmış. Barok mimarisi özelliğini taşıyan sebilin etek kısmında tunç bilezikli kabartmalar ve istiridye kabuğu motifleri göze çarpıyor. Hemen bitişiğinde de çeşme bulunuyor. Uzun süredir büfe olarak kullanılıyor.

III. MUSTAFA SEBİLİ

Laleli’de bulunan III. Mustafa Sebili, 12 bölümden oluşan Laleli Külliyesi’nin en önemli parçalarından biri. Pencereleri sade olan yapının sütun ve saçak kısımlarında ince işlemeler var. Özellikle ayetler ve işlemeler göze çarpıyor. Günümüzde ise büfe olarak hizmet veriyor.

SEBİLLERDE YİNE ŞERBET DAĞITILMALI

FARUK PEKİN, REHBER

“Çocukluğumda sebillerde cuma günleri şerbet dağıtılırdı. Orada içtiğim karadut şerbetinin tadını hiç unutmam. Burada önemli olan ‘Kültür para kazandıran mı yoksa para harcanacak bir değer mi?’ sorusu. Tabii bu çok tartışılır. Ama bu durum sadece sebiller için geçerli değil. Restore edilen kervansaraylar da düğün için kullanılıyor. Bence doğru değil. En azından sebiller için bir müdürlük açılabilir. Bakımları yapıldıktan sonra yine şerbet, su ya da tatlı dağıtılabilir. Vakıflar bunun formülünü mutlaka bulabilir. Nasıl Ramazan’da hayır için iftar sofraları kuruluyorsa sebillerde de hayır için şerbetler dağıtılmalı.”

KEŞKE HİÇBİRİ İŞLETME OLMASA

MUSTAFA ŞİMŞEK, İSTANBUL BÜFECİLER ESNAF ODASI BAŞKANI

“Sebillerde işletilen büfelerin belli başlı kuralları var elbette. Bunlardan en önemlisi baca inşa edememeleri. Bu nedenle hazır gıda satmak zorundalar. Genelde büfecilerin alma sebebi de çok cüzi kira ödemeleridir. Bu büfeleri İstanbul Ticaret Odası başta olmak üzere birçok kurum denetliyor. Eskisi gibi şerbet dağıtılsa güzel olur ama bu kamuoyunun takdirine kalmış.”

ÇOK ÇİRKİN DURUYORLAR

PROF.DR. GÜL İREPOĞLU – SANAT TARİHÇİSİ VE UNESCO TÜRKİYE MİLLİ KOMİSYONU YÖNETİM KURULU ÜYESİ

“Sebillerin işlevi karşılıksız hizmet vermek, daha doğrusu su dağıtmaktır. Yapıların boş kalmasındansa kullanılmasını doğru buluyorum. Fakat bir düzenleme içinde işletilmeli. Açıkçası bu yapılar estetiğini kaybetmiş durumda ve çok çirkinler. Osmanlı döneminde sebiller kentin estetiğini tamamlayan binalardı. Restore edilip kente kazandırılması ve eskisi gibi su dağıtılması gerek.”

15.06.2014 Sabah, Haber: Ece Ulusum