Dünyanın en önemli arkeolojik mirasları arasında yer alan Efes Antik Kenti içinde dönemin zenginlerinin konakladığı Yamaç Evler’deki 2 bin yıllık ihtişamlı duvar resimleri, yeniden restore ediliyor. Duvarların orijinale en yakın şekilde görülebilmesi amacıyla yapılan çalışmada Türk işçilerin de emeği büyük. Efes’e 23 yıl önce toprak taşımak için giren Hasan Savaşer de “alaydan yetişme” bir restorasyon uzmanı olarak çalışmalara katkı veriyor.

Her yıl 2 milyona yakın turistin ziyaret ettiği Efes Antik Kenti içinde ayrı bir bölümde ziyaret kabul eden Yamaç Evler, Efes medeniyetinin zenginliğini yansıtan bir çalışmaya tanıklık ediyor.

Antik kentin yaslandığı Bülbül Dağı’nın eteklerine M.Ö 1. yüzyıldan itibaren açılmaya başlanan teraslar üzerine kurulan Yamaç Evler, duvar resimleri ve taban mozaikleriyle Efes medeniyetinin ihtişamını yansıtıyor. 1977’deki kazısının ardından restore edilen resimlerin teknolojiyle yeniden restorasyonu için 2010 yılında başlatılan çalışma kapsamında bu yıl 8 odadaki 120 metrekarelik duvar yüzeyi elden geçirildi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün izniyle Avusturya Arkeoloji Enstitüsü’nün bilimsel başkanlığında ve Efes Vakfı’nın sponsorluğunda yürütülen proje kapsamında tarihi resimlerle bezeli duvarlar sağlamlaştırılarak özel kimyasallarla temizlendi. Rötuş boyalarıyla yeniden canlanan resimler 2 bin yıl öncesine en yakın görünümle tekrar ortaya çıkarıldı.

Alanında dünyanın en iyisi olarak gösterilen 20 restorasyon uzmanı arasında belki de en dikkat çekici kariyere sahip olan isim ise ilkokul mezunu bir Türk.

Efes Antik Kenti’ne 1991 yılında el arabasıyla toprak taşımak için giren 47 yaşındaki Hasan Savaşer’in hikayesi, ekip içinde yer alan üst düzeyde eğitimli insanlardan biraz farklı.

Kendisini “alaydan yetişme restorasyon uzmanı” olarak tanımlayan Savaşer, AA muhabirine yaptığı açıklamada Yamaç Evler’de dünyanın en zor restorasyon işlemlerinden birinin gerçekleştirildiğini, burada mesleğine aşık insanların hünerlerini sergilediğini belirtti.

“2 bin yıllık bir esere dokunmak, sonraki 2 bin yıllara taşımak ve bunu sizin yapıyor olmanız çok haz verici” diye konuşan Savaşer, ekibin içinde yer almanın kendisi için büyük gurur kaynağı olduğunu ifade etti.

Savaşer, şöyle konuştu:

“1991’de 24 yaşındayken bu işe başladım. İlk zamanlar kazı ekibine yardım ediyordum. Elimizde kazma kürek el arabasıyla toprak çekiyorduk. Zamanla burada ne yapıldığını anlamaya başladım. Arkeolojiye merak saldım. Çıkarılan her eserde, ayağa kaldırılan her sütunda ben de heyecan duymaya başladım. Burası aynı zamanda bir okul. Şayet bu işi seviyorsanız buradaki uzmanlar size inanılmaz destek veriyorlar. Yeter ki sizin meraklı olduğunuzu, sorduğunuzu ve öğrenmek istediğinizi görsünler. Burada da işçi olmama rağmen bana çok büyük destek verdiler. Zaman içinde restorasyon tekniğini öğrendim.

Bir gün, bir arkeolog kazıdan çıkan topraklı tabanları kimin düzeltebileceğini sordu. Ben de ‘ben yaparım’ dedim. Bana en ince ayrıntısına kadar gösterdi. Daha sonra diğer buluntuların ve mezarların temizliğini de öğrendim. 2010 yılında duvar resimleri restorasyonu başladıktan sonra Yamaç Evler’de çalıştım. Burada da uzmanlardan görerek, kişisel olarak araştırma yaparak işi öğrendim. Restorasyonun hemen her aşamasına katılıyorum. Restorasyonu izlemek üzere gelen öğrenci grupları oluyor. Kazı Başkanı Doç. Dr. Sabine Ladstatter’in görevlendirmesiyle onlara burada ne yaptığımızı, restorasyonun nasıl sürdüğünü anlatıyorum.”

Bu işin kendisi için bir geçim kaynağından çok yaşam biçimi haline geldiğini anlatan Savaşer, sahada uzmanlaşan, işini tutkuyla seven bir kaç işçinin daha bulunduğunu, herkesin bir süre sonra belli alanlarda uzmanlaştığını kaydetti.

Efes’te uzun süre vakit geçiren insanların buradan ayrılamadığını, burayı bir hastalık olarak tanımladıklarını anlatan Savaşer, bir çok arkeoloğun emekli olduğu halde buradan kopamadığına dikkati çekti.

– Orijinale en yakın şekilde

Toprak altında çıkarıldıktan sonra 40 yıl öncesinin teknolojisiyle restore edilen duvarları tekrar ele aldıklarını anlatan Savaşer, yaptıkları işlemi ise şöyle özetledi:

“Eserlerin kazısı 1977’de yapılmış, o dönemde restorasyon yapılmış ancak eserler zaman içinde açık havayla temas halinde olması nedeniyle kirlenmeye yüz tutmuş. Gelişen restorasyon teknikleri ve kimyasallarla duvarlardaki resimleri ve taban mozaiklerini orijinal haline en yakın duruma getiriyoruz. Duvarı sağlamlaştırdıktan sonra üzerindeki kalkerler ve polenler nedeniyle oluşmuş tabakayı kimyasallarla temizliyoruz. Bazı yüzeylerde eserin orijinalliğini bozmayacak biçimde tamlamalar yapıyoruz. Suluboyayla resimler üzerinde küçük rötuşlar yapıyoruz. Burada amaç, resme müdahale etmek değil birbirinden kopuk noktalar arasında bütünlük sağlamak. Eserin dokusunu kesinlikle bozmuyoruz. İşlemlerin zaman gerektirmesi ve çok hassas çalışılması nedeniyle bir duvar ancak 2 ayda bitirilebiliyor” dedi.

– 8 bin yıllık kent

8 bin yılı aşkın bir tarihe sahip olduğun tahmin edilen Efes Antik Kenti’nde bugün ortaya çıkarılan kent M.Ö. 3’üncü yüzyılda kuruldu. 12 İyonya şehrinden biri olan ve döneminde Asya’nın en büyük kentlerinden olan Efes, Roma İmparatorluğu’nda Asya Eyaleti’nin başkenti ilan edilmişti. M.S. 4’üncü yüzyılda limanın dolmasıyla ticari açıdan gerileyen kent zamanla önemini kaybetmiş, 1330 yılında da Aydınoğulları Beyliği’ne geçmişti.

19’uncu yüzyıldan bu yana kazı çalışmaları devam eden Efes, halen Türkiye’nin en geniş kapsamlı arkeolojik araştırması olarak gösteriliyor.

19.07.2014 TIME TURK