Üsküdar’a yanaşan vapur yolcularını tepeden selamlayan kırmızı caminin hikayesi, bizi Fatih Devri’ne götürür. Rum Mehmed Paşa Camii’nin sadece dış görünümü değil, banisi Mehmet Paşa’nın hayatı da sıradışıdır.

Kentin en eski Osmanlı eserlerinden olsa da hep kafa karıştırır mimarisiyle. Taş ve tuğlalı renkli duvar örgüsü, yüksek kasnağı, kasnaktaki pencere uygulaması Bizans kiliselerini andıran yapının adı da Rum Mehmed Paşa Camii üstelik.

Osmanlı veziriazamlarından ilk idam edilen Çandarlı olur. İkincisi ise sadece üç yıl görev yapan Rum Mehmet Paşa. Aslen Rum olan Mehmet Paşa Müslüman olur, aldığı eğitimlerle yükselir. Oysa tarih, aslında hiçbir zaman din değiştirmediğini ve özellikle Türklere karşı çok acımasız olduğunu yazar. Burası oldukça önemli bir detay aslında. Fatih, İstanbul’u yeni fethetmiş, sıra şehri şekillendirmeye gelmiştir. İmparatorluğun yeni başkentinin temellerini atılırken, imar faaliyetleriyle eşzamanlı siyasi çalışmaları da sürdürülür. Ancak devletin ileri gelenleri, bu hususta farklı yol izler. Bizans’tan gelen devlet adamları (Mahmut Paşa, Mehmet Paşa gibi) İstanbul’daki külliyelere bani olurken Anadolu bağlantılı olanlar imzalarını atacakları eserler için taşrayı tercih eder.

AMACI YENİDEN GÖZE GİRME

Fetihten sonra yıllarca sadrazamlık yapanlar, Angelos Hanedanı’ndan olan Mahmut Paşa, Paleologos Hanedanı’ndan Murat Paşa ve Rum Mehmet Paşa gibi Bizanslı ailelere mensuptur. Rum Mehmet Paşa’nın bu eserleri, sert yönetim tarzıyla gözden düşmesinin ardından, yeniden göze girmek istediği için yaptırmak istediği söylenir. Ekrem Hakkı Ayverdi, Fatih Devri Mimarisi adlı eserinde durumu tüm açıklığıyla anlatır: “Bütün motifler, süsleme ve inşaat unsurları Türk olduğu gibi nispetler de umumiyetle Türktür. Denebilir ki Bizans ricalinden birisi olan hatta Paleologlar’a mensubiyeti rivayet edilen Rum Mehmet Paşa, 1469 yılında sadaretten azlinden sonra isbatı diyanet ve tekrar göze girmek niyeti ile bu camiye başlamış fakat gene mensup olduğu muhiti bırakamayıp mimarisini yaşatmak arzusunu yenemeyerek, Rum ustalar kullanmış ve onlar da eski itiyat sevkiyle, altı taş olarak işlenmiş binanın üstünde ve kemerlerde tuğla kullanmış, kornişi büküp yuvarlak kasnak işlemişlerdir.” Rum Mehmet Paşa Üsküdar dışında, Aydın ve Tire’de cami, Manisa’da ise bedesten inşa ettirir.

Rum Mehmet Paşa’nın yaptıkları Rum ailelere tanıdığı ayrıcalık ve İstanbul’a Anadolu’dan Türklerin iskanına mani olmakla sınırlı kalmaz. Özellikle Karaman Seferi’nde Türklere uyguladığı zulüm, Aşık Paşa Tarihi’nde de yazılıdır. O devri çok iyi bilen Aşık Paşazade “Rum Mehmet, yürüdü. Larende’ye vardı. Mescitlerini ve medreselerini yaktı, yıktı ve bozdu. Babasının evi gibi harap eyledi. Şehrin kadınlarını ve oğlanlarını soydurdu. Çıplak ettirdi. Larende’den gitti. Vardı, Ereğli’ye çıktı. Ereğli’nin ilini ve köylerini harap eyledi” şeklinde tarihe not düşer.

Mehmet Mermi Haskan, Yüzyıllar Boyunca Üsküdar eserinde yapının etrafındaki yapıları detaylarıyla yazar. Caminin hemen önünde meşhur Şerefabad Kasrı, su deposu ve mutfağı, Adliye Camii ve karakolu, II. Mahmud Çeşmesi, Abdülaziz Efendi Namazgahı, Ümmü Gülsüm Sultan Çeşmesi, Şair Şemi’nin Kabri, İsmal Ağa

Çeşmesi ve Harbiye Nazırı Mahmud Şevket Paşa Konağı bulunurmuş. Aslında külliye olarak inşa edilen yapının medresesi, imareti ve hamamı günümüze ulaşmaz.

Yapı erken Osmanlı devri mimarisi üslubunda. Ters T planlı, klasik zaviyeli cami şemasında inşa edilen yapının avlusuna Medrese Kapısı’ndan basamakla çıkılarak ulaşılmakta. Bizans yapısı üzerine inşa edildiği tahmin edilen yapını son cemaat yeri 1894 depreminde yıkılınca ahşap saçak yapılır. Son cemaat yerinin sütunlarının Bizans olduğu dikkat çeker.

Kapının üzerinde Arapça kitabede tarih yazmasa da ebced hesabıyla 1471-1472 tarihlerine ulaşılır.

AZİZ MAHMUD HÜDAYİ’NİN ODASI

Kare planlı ana mekanı örten merkezi kubbenin iki yanında ikişer kubbeli yan sahınların bulunmakta. Kanatlı tip yapıdaki bu odalar önemli. Ocaklı olan bu odalardan biri Aziz Mahmud Hüdayi hazretleri kalmı eşiyle. Bursa’dan Üsküdar’a geldiklerinde kaldıkları bu odada ilk çocuklarının da dünyaya geldiği anlatılır. Dışa çıkıntı yapan alçı mihrabın üzeri de yarım kubbeyle örtülü. İki yana asılan bayrakların Rum Mehmet Paşa’ya ait olduğu görüşü kadar Kabe örtüsü olduğu da söylenir. Çemberlitaş Atik Ali Paşa Camii plan tipini anımsatan yapının minberi ahşap. Mahfiller, ahşap işçiliği ve iç mekanı süsleyen kalem işlerinden bazıları yapıyla yaşıt. Oymalı ahşap ayaklı vaiz kürsüsü de oldukça eski.

Yapının ardındaki çokgen türbekesme taştan yapılmış.Türbe ışığını, sivri kemerli üst pencereler vedikdörtgen, klâsik parmaklıklıalt pencerelerden almakta.Türbe duvarları üzerine sağır kubbesi oturtulmuştur. Türbenin içinde ahşap bir sanduka vardır.

Cami ile türbenin farklı malzemelerden yapılması, türbenin farklı tarihte inşa edildiğini düşündürmekte.

19.07.2014 Star