Antalya Perge antik kentindeki arkeolojik kazılarda bulunan at heykeli görenleri büyülüyor. Müze deposuna kaldırılan heykeli ilk defa Radikal görüntüledi.
Antalya havalimanına 5 dakika mesafedeki Perge antik kenti adeta gizli kalmış bir cennet. Türkiye ’nin yeni Efes, Bergama, Troya antik kenti olma yolunda hızla ilerliyor. Antalya Şehir merkezine 17 km mesafedeki Aksu sınırları içindeki antik kent maalesef yılda 250–300 bin ziyaretçi ağırlıyor. İyi bir tanıtımla ziyaretçi sayısının milyonları bulması bekleniyor. Çünkü tiyatrosu, stadyumu, anıtları insanı büyülüyor. Antalya müzesine dünyanın en önemli heykel koleksiyonunu bulundurma imkanını kazandıran antik kenti arkeologlar kazdıkça şehrin anıt eserleri de bir bir ortaya çıkmaya başladı. Geçen ay bulunan 1800 yıllık at heykeli de bunun son örneği oldu.

Perge’nin kuruluşu Troia savaşlarından sonra olduğu tarihçiler tarafından ifade edilir. Lakin 1986 yılında ortaya çıkan bir Hitit tabletinde şehrin adının geçmesi, Troia savaşlarından (M.Ö 1275’ten) yaklaşık 1000 yıl önce de şehrin var olduğunu ortaya koyar. Şehir önce bugünkü akropolise kurulmuş olsa da daha sonra tepenin güney eteklerine doğru yayılır. Perge’de, Helenistik, Roma ve Hıristiyanlık dönemleri olarak 3 ayrı dönemden söz etmek mümkün. Şehrin en önemli yapıları arasındaki 2 kule Helenistik dönemde inşa edilir. Yine şehir surları da bu dönemde yapılır. Roma döneminde ise şehir adeta anıtlarla dolar. Tiyatro, stadyum, hamamlar, anıtsal çeşmeler, agora bu dönemde inşa edilir. Hıristiyanlık döneminde ise şehir de büyük kiliseler yapılır ve şehir metropolitlik merkezi olu

Güney kapısından antik kente girildiğinde sizi iki kule karşılıyor. Büyük İskender’in şehri zapt etmesinden sonra yapıldığı düşünülen kulelerin yüksekliği 13 metre. Uzun yıllardır bir türlü bitirilemeyen kule restorasyonu halen devam ediyor. Doğu kulenin hemen yanında muhteşem bir agora yer alıyor. İki kulenin önünden başlayan yanları sütunlu, ortasında 2 metre genişliğinde su kanalı bulunan cadde başlıyor. Caddenin her iki kenarında ise dükkanlar yer alır. Mozaikli yolda yürürken büyülenmemeniz mümkün değil. Hayal gücünüzü kullanıp eksik parçaları birleştirdiğinizde kendinizi tarih öncesi çağlarda buluyorsunuz. Kulağınızda caddenin ortasından akan suyun sesi ve satıcıların canhıraş bağrışları canlanıyor. Harika bir duygu ile kalıntılar arasında geziyorsunuz. Cadde kentin en kuzeyinde Nymphaeum (çeşme) anıtı ile son buluyor. Çeşme anıtının üzerindeki başı kırık heykel bile sizi etkilemeye yetiyor. Antik dönemde çeşmeden akıtılan su kenti boydan boya geçiyor.

Antik kentte ilk kazılar Türk arkeolojisi açısından önemli bir isim olan Prof. Dr. Arif Müfit Mansel tarafından 1946 yılında başlıyor. Kazılar 1975-1987 yılları arasında yine ünlü bir isim Prof. Dr. Jale İnan tarafından sürdürülüyor. Bu tarihten sonra ise 2012 yılına kadar Prof. Dr. Haluk Abbasoğlu kazılara başkanlık ediyor. Arkeolojik kazılar son 3 yıldır ise Bakanlar Kurulu kararıyla Antalya Müzesi’ne devredildi. Müze, Doğu Batı yönündeki caddenin arkeolojik kazılarını ve çevre düzenlemesini yaptı. Caddenin sonundaki hamamın önünde sürdürülen arkeolojik kazılarda muhteşem bir at heykeli çıkarıldı. Aynı yerde çıplak erkek heykeli (Dioskur) ile bir tanrıça başı bulundu. Kazı ekibini sevindiren buluntular 2014 yılının en önemli buluntusu olarak kayıtlara geçti.

‘EKSİK PARÇALARI TAMAMLAMAYA ÇALIŞIYORUZ’

Antalya Müzesi Müdürü ve aynı zamanda kazı başkanı Mustafa Demirel heykeli nasıl bulduklarını anlatıyor;

“Batı caddenin sonlandığı hamamın önündeki arkeolojik kazılar sırasında bulundu. Havuzun hemen batı ucunda şu anda tam olarak mimarisini tespit edemedik bir anıt açığa çıktı. Tabii anıtın hemen arkasında sol tarafta gördüğümüz podyumla anıt arasında muhteşem diye tabir ettiğiniz at heykeli çıktı. Milattan sonra 2. Yüzyıl ortalarına tarihleyebileceğimiz atın gövdesiyle kaidesi iki ayrı parça halinde bulundu. Şu anda restorasyon çalışmaları devam ediyor. Onun yanında bir tanede erkek heykeli çıktı. Bunların tabi aynı şekilde anıtın en üstünde yan yana durup durmadıklarını şu anda net olarak karar vermiş değiliz. Çalışma tamamlandıktan sonra konu netleşecek. Sol ön ayak, sağ ön ayak ve sağ arka ayakta biraz eksik parçalarımız var. Kazılar sürüyor eksik parçaları da tamamlayacağımızı düşünüyorum. Müzemizde at heykeli yoktu. Bu çok önemli eseri koleksiyonumuza eklemiş olduk.”

BULUNAN HEYKELLER

At Heykeli (M.S. 2 yy.): İnce grenli beyaz mermerden yapılmış başı hafif kendi soluna dönük, ince işçilikli, erkek at heykelidir. Ölçüleri: Göv. Uz. 110 cm x Yükseklik: 85 cm, Göv. Kal. :36 cm’dir. Yüz detayları ve yeleleri belirgin verilmiş heykelin ön ayaklarının tamamı, arka ayaklarının ise baldır kısmından aşağısı kırık ve noksandır. Atın karnının alt kısmında üzerinde durduğu kare kaideye ait kırık ve noksan bir parça bulunmaktadır. Koşum takımları detaylı bir şekilde verilmiş olan heykelin, ağzı açık olup, dili ve gemi görülmektedir. Yüz damarları belirgin şekilde tasvir edilmiş olan at heykelinin burun delikleri açık şekilde işlenmiştir. Kulakların uç kısımları ve kuyruğu kırık ve noksandır. Roma dönemine tarihlendirilir. Su anıtının üzerinde olduğu tahmin edilmektedir.

Tanrıça başı ( MS.2 yy.): İnce gözenekli, beyaz mermerden yapılmış ideal boyuttaki (45x25x27) tanrıça heykel başıdır. Baş hafifçe sağa dönük oval bir yüz hattına sahip saçlar ortadan ikiye ayrılmış bukleler halinde enseye doğru iner. Başında yüksek bir başlık ön kısmında İsis tacı ve arkada sur tacı bulunmaktadır. Sur tacı kırık ve noksandır. MS 2 yy. sonuyla tarihlendiği düşünülen tanrıça başının İsis yada Tykhe olduğu söylenebilir.

Çıplak Erkek Heykeli (Dioskur M.S 2.yy): Yüksekliği 159 cm, genişliği 62 cm, kalınlığı 29 cm olup merkezinde bir deniz yıldızı bulunmaktadır. Burun, ağzı ve çenesi kırık bulunmuştur. Vücut kasları belirgin olup sağ kolun omuz altından sol kolun dirsek altından (2 parça) sağ bacak diz altından, sol bacak kalçadan kırık ve noksandır. Sol omzu üzerine atılmış bir pelerin bulunmaktadır.

05.10.2014 Radikal