Cuma, Mart 24, 2017

Yearly Archives: 2015

by -
1476

Bursa’nın İznik İlçesi’nde, M.Ö. 149 yılında yekpare bazalt kayadan yapılan ve Bithynia uygarlığından kalan lahit mezara, sprey boyalarla sevgililerin isimlerini yazması, kalp resimleri yapması çirkin görüntülere neden oluyor. Roma’da 1800 yıllık tarihi sütuna metal para ile adını kazıyan Türk öğrenciye 2 bin 200 euro para cezası kesildiğini hatırlatan turizmciler, Türkiye’de cezaların caydırıcı olmaması yüzünden tarihi eserlerin büyük zarar gördüğünü söyledir.

İtalya’nın başkenti Roma’da geçtiğimiz günlerde İmparatorluk Forumları’ndaki (Fori Imperiali) sütunlardan birine metal parayla adını kazıyan Türk öğrenci gözaltına alındıktan sonra 2 bin 200 euro para cezasına çarptırıldı. Geçen yıl yine aynı bölgede yer alan Kolezyum’un (Flavianus Amfitiyatrosu) duvarına adının baş harfini kazıyan kişi 4 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Dünyada tarihi eserlerin korunmasına verilen önemin Türkiye’de olmaması turizmcilerin tepkilerine neden oluyor.

iznikte-2-bin-200-yillik-berberkaya-lahdine-sprey-boya-ile-isimler-yazildi

Lahite sprey boyalı magandalık
Tıpkı Roma’daki eserler kadar tarihi geçmişe sahip İznik Lefke Kapısı çıkışındaki yamaçta yekpare bazalt taşından yapılan Berberkaya Lahiti de magandaların yaptıkları yüzünden büyük zarar gördü. Üzerine nerdeyse lahtin tamamını kaplayacak şekilde sprey ya da yağlı boya ile isimlerini yazanların oluşturduğu görüntü turizmcileri isyan noktasına getiriyor. Sit alanı içinde olmasına rağmen, verilen zararın cezai yaptırımların yetersizliğinden kaynaklandığını savunan turizmciler şöyle konuştu: “İtalya’da en küçük bir zarar bile cezasız kalmıyor ve örnek oluyor. Kültür ve Tabiat Varlıkları’nı Koruma Kanunu’na göre bu tür zararı verenler 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmaları gerekiyor. Bizde izinsiz kazı yapanlar ve eşsiz sanatsal ve tarihi değere sahip lahitleri kıranlar bile tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılıyor. Bu yüzden Vandalların saldırıları devam ediyor.” diye konuştular.

İznik’te geçtiğimiz günlerde, sit alanı ilan edilen antik taş ocağındaki Herakles kabartmasının daha önce kırılan sol kolunun ardından asa taşıdığı sağ koluna da zarar verilmişti.

Arkeolojihaber.net gündeme taşımıştı
Nisan 2014 yılında arkeolojihaber.net tarafından hazırlanan özel dosya ile Berberkaya Lahdi’nin içler açısı kamuoyunda ses getirdi. Dönemin Bursa Milletvekili Aykan Erdemir konuyu Meclis gündemine taşıdı ve Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik’in yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

Berberkaya Lahdi
Halk arasında Berberkayası olarak da adlandırılan lahit, antik çağdan İznik’e kalan eserlerden en önemlisi sayılıyor. Lahtin, Bityhnia kral mezarlarından olabileceği öngörülüyor. Bu varsayıma göre Nikaia ile tek ilişkisi olan 2′nci Prusias, oğlu Nicomedes ile girdiği mücadele sonucu İznik’e sığınmış. Daha sonra İzmit’te öldürüldü. 2′nci Prusias’ın ölümü üzerine hazırlanan yekpare lahtin İznik’e getirilirken çatladığı tahmin ediliyor. Bu varsayıma göre lahitin M.Ö 149 yılına ait olduğu tahmin ediliyor. Fakat bu görüşe katılmayan sanat tarihçisi Prof. Semavi Eyice’ye göre lahit İznik’e hakim bir tepeye yerleştirilmiş depremler veya zemin kayması sonucu tepeden aşağıya yuvarlanarak olduğu yere yan yatarak göle bakan alınlığı kırılmış.

31.12.2015 Doğan Haber Ajansı, arkeolojihaber.net arşivi

by -
866

Kocaeli’nin Gebze İlçesi’ndeki 500 yıllık Çoban Mustafa Paşa Camisi’ne mermer kaplamalar ve pisuvarlar yapıldı. Yeni kaplanan mermerlerin tarihi dokuya uygun olmaması büyük tepki çekti.

Gebze ilçe merkezinde bulunan, Çoban Mustafa Paşa tarafından 1510 yılında yaptırılan Çoban Mustafa Camisi ve Külliyesi’nin erkek tuvaletinde yeni düzenlemeler yapıldı. Tarihi caminin tuvaletinde duvarlar mermerle kaplanarak üzerine pisuvarlar monte edilirken, pisuvarların arasına da yine mermerden paravanlar konuldu. Ayrıca yeni lavabolar yapıldı.

Ancak tarihi caminin dokusunu bozan düzenleme tepki gördü. Tarihi camide yapılan bu restorasyonun 500 yıllık caminin dokusuna uygun olmadığı ileri sürüldü.

Gebze Tarih Araştırma Komisyonu Başkanı Resul Orman tarihi yapının özelliğini bozmayacak şekilde düzenlemeler yapılması gerektiğini belirterek şöyle dedi: “Külliyenin lavabolarının modernize edilmiş haliyle halkın önüne sunulduğu, tarihi dokuya zarar verdiği için biz tarihçiler ve tarih gönüllüleri olarak bu süreci istemiyoruz. Restorasyonun aslına uygun yapılmasını uygun görüyoruz. Külliyenin tarihi dokusuna zarar vermesinler, yetkililer bu işi bilenlere yaptırsınlar.”

30.12.2015 haber.sol.org.tr

by -
1181

Bartın’ın Amasra İlçesi’nde Roma Dönemi’nde yapılan, Bizanslılar, Cenevizliler, Osmanlılar döneminde onarımlar görerek günümüze kadar ulaşan ve 2013’de UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’ne eklenen tarihi Amasra Kalesi’nin duvarlarına, sprey boya ile yazı yazıldı.

Amasra Kalesi, 15 Nisan 2013’te, Dünya Miras Merkezi tarafından, ‘Ceneviz Ticaret Yolu’nda Akdeniz’den Karadeniz’e Kadar Kale ve Surlu Yerleşimleri’ adıyla UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’ne eklendi. Amasra Kalesi’nin Dünya Miras Listesi’ne alınması süreci devam ederken, Boztepe ve Zindan Mahallelerini çevreleyen duvarlarına yazılar yazılması tepki çekti. ‘Sormagir’ ve ‘Zindan’ adında iki ana kütleden oluşan kaleyi ilçeye bağlayan Kemere Köprüsü’nün bulunduğu ‘Karanlık Tünel’ olarak bilinen yer ile kalenin çeşitli noktalarında duvarlara farklı renklerde sprey boya ile yazılar yazıldı. 3 ana giriş kapısı bulunan kale duvarlarındaki yazı, kalp ve şekiller kirliliğe neden oldu.

amasra-kalesinin-duvarlarina-sprey-boya-ile-yazi-yazildi-1

Boztepe Mahallesi Muhtarı Hüseyin Göktepe, kale duvarlarına yazılan yazılar ile ilgili Kaymakamlık ve Müze Müdürlüğü’ne şikayette bulunduklarını söyledi. Göktepe, “Amasra Kalemizin geçmişi 3 bin yılıktır. Buraya gelen bazı insanlarımız kalenin surlarını sprey boya ile boyamışlar. Bu bize hiç yakışmıyor. Buraya yurt dışından da turistler geliyor ve bu manzarayı görünce çok şaşırıyorlar” dedi.

Amasra Belediye Başkan Vekili Recep Işık da Amasra Kalesi’nin, Amasra için büyük önem taşıdığını söyledi. Kalenin, geçmişten günümüze kadar korunarak geldiğini anlatan Işık, şöyle konuştu: “İnsanlarımız bunun değerini bilmelidir. Çevreyi gezdiğimizde kale surlarına, tarihi dokuya anlamsız, hiçbir şekilde bir şey ifade etmeyen yazılar görüyoruz. Bu yazılar kalemiz için tehlikeden ziyade, görüntü bozukluğuna neden oluyor. Vatandaşlarımızın, gençlerimizin daha duyarlı, dikkatli olmasını istiyoruz. Amasra dünyanın gözbebeği bir yerdir. Burası hepimize emanet edilmiştir. Biz de en iyi keşilde korumalıyız.”

amasra-kalesinin-duvarlarina-sprey-boya-ile-yazi-yazildi-3

Kale surlarında çeşitli renklerde sprey boyalar ile yazılan yazı ve şekillerin, kalenin tarihi dokusuna zarar vermeden silinmesi için çalışma yapılacağı bildirildi.

29.12.2015 Doğan Haber Ajansı

by -
1642

Mersin’in Erdemli İlçesi’nde Şeytan Deresi Kanyonu’nun sarp yamaçlarında M.Ö. 2’nci ve M.S. 3’üncü yüzyıl arasında yapıldığı tahmin edilen ‘Adamkayalar’ olarak adlandırılan insan kabartmaları, yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekiyor. Ulaşımı zor olan bölgendeki tarihi eserler define avcılarının talanına uğrarken, uzmanlar bölgenin ‘arkeolojik park’ olarak ilan edilmesini istiyor.

Mersin’in önemli arkeolojik değerleri arasında yer alan 11 erkek, 4 kadın, 2 çocuk, bir dağ keçisi ve kartaldan oluşan Adamkayalar, sarp bir yamaçta yer alması nedeniyle ulaşımı büyük sorun yaratıyor. Keçilerin bile zor inebildiği kayalıklardan geçerek Adamkayalara ulaşan meraklılar, bu anı görüntüleyerek ölümsüzleştiriyor. Tüm bu zorluklara karşın Adamkayalar bölgesi bugüne kadar hiç bir tarihi kalıntı bulunmamasına karşın define avcıları tarafından talan ediliyor.

Mersin Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Serra Durugönül, Adamkayalar kabartmalarının, Türkiye dahil, dünyanın hiçbir yerinde benzerinin olmadığını söyledi. Bölgeyi ilk olarak 1980’de üniversite öğrencisi iken gördüğünü ifade eden Durugönül, o dönem bugün ki halinden çok daha iyi olduğunu hatırlattı. Define avcılarının bu bölgede bir şey bulmasının mümkün olmadığını belirten Durugönül, “O dönemde yaşayanlar hırsızlara karşı, mezarlarını bambaşka yerlere yapmışlar. Aslında mezarların olduğu yerleri bulmak mümkün değil. Oraları define kaçakçıları boşuna kazıp, tahrip ediyorlar. Eskiçağ’da insanlar oraya kabartmalarını yapmışlar ama mezarlarını bizim bile bulamayacağımız, vadinin bambaşka yerlerindeki ana kayalarda oluşturmuşlar. Bugüne kadar hiç kimse oralardan bir şey bulamadı, bulamazlar. Bu vadinin coğrafik ve topografik örnekleri var ama içerisinde bu zenginlikte kabartmalar yok. Şeytan Deresi’ni yürüdükçe farklı mezarlar ve kabartmaları görmek mümkün ama hepsi tahrip ediliyor” dedi.

KORUMA GÖREVLİSİ TAHSİS EDİLMELİ
Bölgenin korunması için biz dizi önlemleri içerek önerileri Mersin Valiliği’ne ilettiklerini de hatırlatan Durugönül, şöyle konuştu: “Biz yıllar önce Mersin Valiliği’ne resmi bir başvuruda bulunduk. Oraya bakanlığın izin verdiği bir yürüyüş yolu, insanların rahatlıkla üzerinde durabileceği bir platform yapılarak, insanların rahatlıkla gezebileceği ve güvenlik kameraların yerleştirilmesi konusunda Valiliğe bir proje önermiştik. En iyi çözüm orada bir koruma görevlisinin bulundurulmasıdır. Buradaki kişi hem giriş-çıkışı kontrol eder hem de bir turist rehberi gibi bölge ile ilgili olarak gelenlere bilgi verir. Valilik bu projeye sıcak baktı, konuyu bakanlığa bildirdi ama hala aynı noktadayız. Türkiye’yi bırakın çağdaşı eserler sunan Akdeniz coğrafyasında hiçbir yerde bu şekilde birbirleriyle bağlantılı anlatımı olan ve yan yana çok figürlü kabartmaların bir arada görüldüğü bir yer yok. Avrupa sınırlarında zaten yok. Adamkayalar bir defada yapılıp bitirilmemiş, arka arkaya yapılmış ve en erken örneği M.Ö. 2’nci yüzyıl, en geç örneği M.S. 3. Yüzyıl’da yapılmış. 500 yıl boyunca orada insanlar ölülerini gömmüş, sonra da hep anma törenleri için gelmişler.”

29.12.2015 Doğan Haber Ajansı

by -
1280

Mersin’in Tarsus ilçesinde 3. derece sit alanında yapılan çalışmada antik yol bulunduğu bildirildi.

Tarsus Müze Müdürü Mehmet Çavuş, yaptığı yazılı açıklamada, Caminur Mahallesi’nde 3. derece arkeolojik sit alanı içerisinde bulunan alanda gerçekleştirilen sondaj kazısında bazalt taştan, poligonal teknikte inşa edilmiş antik yol ortaya çıkarıldığını belirterek, kazı çalışmalarında Roma dönemi ve İslami dönemlerini de kapsayan kültür katmanlarının varlığının belirlendiğini kaydetti.

Yolun batı cephesinde yolla bağlantılı sıra dükkanlar ile ayrıca pişmiş toprak künk boru sisteminin de tespit edildiğini aktaran Çavuş, açıklamasında şunları kaydetti:

“Deniz kapısı olarak bilinen tarihi Kleopatra Kapısı’nın 215 metre kuzeydoğusunda ve kapı ile aynı aksta ortaya çıkan kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzantı veren bazalt taştan yapılan yolun, antik dönem Tarsus kentinin hemen güneyinde yer alan Regma (Aynaz) Gölü ve Kydnos (Berdan) Nehri  vasıtasıyla Akdeniz deniz ticaretine ve Mersin güzergahına ulaşımı sağlayan şehrin merkezindeki ana arterlerden birisi olduğu anlaşılıyor.”

29.12.2015 Anadolu Ajansı

    by -
    1811

    Rusya’nın kuzey batısında Itkul Gölü kıyısında yer alan Okunev Kültürü’ne ait kurganda 4 bin 500 yıllık bebek iskeleti bulundu.

    Bebeğin huş ağacı kabuğundan yapılmış bir beşik ile gömüldüğünü ifade eden arkeologlar, mezarın içinde kötü ruhları kaçırmak için konulan ya da çıngıraklı oyuncak olarak kullanılmış olan boynuz, kuş kafaları, geyik, yabani domuz ve çeşitli etobur hayvan figürleri bulunduğunu söyledi. Uzmanlar, figürlerin iskeletin göğüs kısmında bulunduğunu belirtti.

    İncelikle oyulmuş figürinler büyük ihtimalle geyik boynuzundan yapıldığını ve üstlerinde kırmızı boya izleri olduğunu söyleyen Polyakov ve Esin “Figürinlerin bazılarının içlerinde boşluklar var. Bunlar birbirlerine temas ettikleri zaman modern çıngıraklar gibi gürültü sesler çıkarabilir” diyor.

    rusyada-4-bin-500-yillik-bebek-iskeleti-bulundu

    Ayrıca mezarda 11 bakır levhanın birbirine dikilmesinden oluşan deri örgüden yapılma başlık ile bir adet küpe bulundu.

    22.12.2015 archaeology.org

     

    by -
    3071

    Tarihi Yarımada’da kazma vurulan her yerden kültür varlığı çıkarken tiyatro ile ilgili henüz bir bulguya rastlanılmadı. Antik kaynaklara göre tiyatro Topkapı Sarayı’nın bulunduğu akropolden Sarayburnu’na inen yamaçta bulunuyor.

    Neolitik dönem M.Ö. 6500 yılları bulgularına bile ulaşılan İstanbul’da antik tiyatro ile ilgili bilimsel bir çalışma bugüne kadar yapılmadı. Tarihi Yarımada’da kazma vurulan her yerden kültür varlığı çıkarken tiyatro ile ilgili henüz bir bulguya rastlanılmaması antik kaynaklarda işaret edilen yerin doğru olduğunu gösteriyor. Kaynaklara göre Topkapı Sarayı’nın bulunduğu akropolden Sarayburnu’na inen yamaçta 2 tiyatro olduğundan söz ediliyor. Bugün Topkapı Sarayı’na ait arazide Büyük Tiyatro (Theatrum Majus Amphitheatrum) ile Küçük tiyatronun (Theatrum Minus) toprak altında olduğu sanılıyor.

    Anadolu Yakası’ndaki Fikirtepe’de yapılan kazılarda Bakır Çağı’nın sürdüğü M.Ö. 5500–3500 yıllarına ait izlerden sonra, Marmaray tüp geçidi kazıları sırasında Cilalı Taş Devri’nin sürdüğü M.Ö. 6500’lü yıllara ait kalıntılara rastlanan İstanbul oldukça eski bir şehir olarak tarih içindeki yerini koruyor. Kadıköy’de Fenikelilere ait kalıntılar, M.Ö. 13. yüzyıl ve 11. yüzyıllarda Traklar İstanbul’a yakın Semistra kentini kurdu. Kral Lygos zamanında da Topkapı Sarayı’nın bulunduğu yerde bir Akropolis oluşturuldu.  M.Ö. 685’te Megara’dan gelen Yunanlar burada bir koloni meydana getirip MÖ 667 yılında Byzantion şehrini kurdular. Daha sonra şehre M.S. 196’da Roma İmparatorluğu hakim oldu. Kentin adı önce Augusta Antonina, ardından İmparator I. Konstantin zamanında kent Roma İmparatorluğu’nun başkenti ilan edilerek adı Nova Roma olarak değiştirildi. 337 yılında İmparator I. Konstantin’in ölümüyle şehrin ismi Konstantinopolis’e çevrildi.

    TİYATRO ANTİK ŞEHİRLERİN VAZGEÇİLMEZİYDİ
    Antik dönemde tiyatrolar eğlence mekânı olmalarının ötesinde, önemli kararların halka duyurulduğu yer olarak da kullanılırdı. Antik tiyatrolar yarım daire planlı, seyirci oturma yerleri basamaklar halinde genellikle bir yamaca yaslanırdı. İstanbul’un çağdaşları arasındaki tüm antik kentlerde tiyatro şehrin önemli mimari yapılarındandı.  Efes, Milet, Perge, Pergamon, Troia, Phokaia, Atina’da olduğu gibi İstanbul’un da bir tiyatroya sahip olması gerekirdi.

    Romalılar’ın şehre hakim olması ile birlikte Aya İrini’nin bulunduğu alana yani Akrapol’de Jupiter, Venüs ve Apollo adına tapınaklar yapıldı. Sultanahmet Meydanı’nda uç kısmı hala ayakta olan Hippodrom’un inşa edildi. Gülhane Parkı ile Sarayburnu arasına denk gelen, Topkapı Sarayı’nın boğaz girişine bakan yamaca da 2 tiyatro yapıldı.

    KAYNAKLARDA YERİ BELLİ
    Antik kaynaklarda bu tiyatrolardan şöyle bahsedilir; Notitia Urbis Constantinopolitanea (M.S. 440) : Bu kitapta İstanbul’un 14 bölgeye ayrılarak yönetildiğinden ve 2.Bölgede bir Theatrum Minus’tan söz edilir. Janin’in , 1950 basımı “Constantinople Byzantine, Dévelopment Urbain et Répertoir Topographique” adlı kitabında da “Theatrum Minus, büyük bir ihtimalle Afrodit Tapınağı’na bakan ve Artemis Tapınağı yanında inşa edilen “eski Megaralılar tiyatrosu” olarak değerlendirilmekte ve tiyatronun birinci tepenin kuzeye doğru olan yamacının uç noktasında yer aldığı söylenir. Bu bölge içine alındığında batıdaki Gotlar Sütunu’nun da küçük tiyatronun tam ortasını işaret edeceğini belirtilmektedir. Janin, kitabının başka bir yerinde “Sarayburnu’nda 1913’te ortaya çıkartılan kalıntılar olasılıkla Theatrum Minus’a aittir ve Gotlar Sütunu’nun da bu yerin merkezini işaret etmesi gerekir” demektedir.

    1909’da tatil için geldiği İstanbul’dan bir daha ayrılamayan Ernest Mamboury tarafından hazırlanan “Constantinople Guide Touristique” isimli İstanbul rehberinde de “Gotlar Sütunu’nun, Septimius Severus tarafından inşa edilen Theatrum Majus’un spinasına ait olması gerekir” demektedir.

    KAZILARDA PARÇALARI BULUNDU
    Akropolün çevreleyen Sur-u Sultani içinde yapılan kazılarda tiyatroların bu bölgede olduğuna dair işaretler alındı. 1913 yılında Gülhane Parkı düzenlenirken ve Sarayburnu’ndaki kazılar esnasında Gotlar Sütunu’nun çevresinde ortaya çıkarılan kalıntılar tiyatroya ait olduğu düşünüldü. Topkapı Sarayı’nın 2. avlusunda, saray mutfaklarının bulunduğu noktada 1959 yılında yapılan kazılarda da 11 parça mermerden tiyatro oturma sırası bulundu.

    Bu kadar bilgi ve antik kaynağa rağmen halen İstanbul’un antik tiyatrosu için bilimsel bir araştırma yapılmaması oldukça garip. Tiyatroların var olduğu sanılan arazide uzun yıllar TSK’ya ait askeri depolar bulunuyordu. Lakin bu depolar eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın ısrarları ile Topkapı Sarayı’na kazandırıldı. TSK araziden tamamen çıktı. Artık burada bir araştırma yapılmaması için sebep yok. Gerek İstanbul Arkeoloji Müzesi gerekse İstanbul’daki arkeoloji bölümü olan üniversiteler bu bilimsel çalışmayı yürütebilir. Üstelik teknoloji oldukça ilerledi. Jeoradar ve jeofizik yöntemleriyle yerin altındaki mimari yapıları keşfetmek mümkün. İstanbul bu araştırmayı hak ediyor. Kültür turizmine de büyük katkı sağlayacağı aşikar.

    29.12.2015 Radikal Haber: Ömer Erbil

    by -
    984

    Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde insana ait 15 kafatası ile kemiklerin bulunduğu mağaranın, eski dönemlere ait kaya mezar olduğu tespit edildi.

    İlçeye bağlı Salihli Mahallesi’nde yaşayan Mehmet Bakır’ın, fidan dikmek için iş makinesiyle Pirvınd Tepesi’nde çalışma yaptığı sırada mağara girişine rastlaması üzerine bölgeye giden Diyarbakır Arkeoloji Müzesi ekipleri, incelemelerinin ardından hazırlayacakları raporu Kültür ve Turizm Bakanlığına sunacak.

    Bakanlığın vereceği izin doğrultusunda alanda kazı çalışmalarına başlanması planlanırken, mağarada bulunan insana ait 15 kafatası ve kemiklerin, detaylı inceleme için üzeri toprakla örtüldü.

    diyarbakirda-bir-magarada-bulunan-kemikler-roma-donemine-ait-olabilir

    Uzmanlar, eski döneme ait kaya mezar olduğunu belirledikleri mağaranın, Roma döneminden kalmış olabileceğini ancak bunun detaylı araştırma sonrası saptanacağını bildirdi.

    Salihli Mahallesi’nin muhtarı Ramazan Deniz, mağarada hem jandarma ekiplerinin hem de arkeologların inceleme yaptığını belirterek, “Bu tepenin altında benzer mezarların çıkabileceği yönünde bazı işaretler var. Bazı oyuklar mevcut. Bu alanda arkeolojik kazı çalışması yapılmasını istiyoruz” dedi.

    Mahallenin korucubaşı Senai Damar ise kemiklerin bulunması üzerine bilgi verilen jandarmanın kendisini olay yerine yönlendirdiğini vurgulayarak, “Geldiğimde içeride beş mezar gördüm. Her birisinde 4-5 kafatası ve kemikler vardı. Jandarma da burada inceleme yaptı. Gelen arkeologlar da incelemelerinin ardından kemiklerin üstünün toprakla kapatılmasını istedi” ifadesini kullandı.

    25.12.2015 Radikal

    by -
    2655

    Geçtiğimiz Eylül ayında, 4 bin yıllık Sümer destanı “Gılgamış”ın bilinmeyen bölümlerini içeren bir tablet bulundu.

    Kuzey Irak’ın Süleymaniye kentindeki Süleymaniye Müzesi yetkilileri, 2011’de bir kaçakçıdan bir dizi tablet ele geçirmiş, uzun süren incelemeler sonucunda, tabletlerden birindeki çivi yazılarının pek çoklarınca “dünyanın en eski öyküsü” olarak nitelenen “Gılgamış” destanının bugüne kadar bilinmeyen dizelerini içerdiği anlaşılmıştı.

    Tabletteki çivi yazılarının çeviri çalışması, Londra’daki Doğu ve Afrika İncelemeleri Okulu’nun (SOAS) Yakındoğu ve Ortadoğu Dilleri ve Kültürleri Bölümü profesörlerinden Faruk el-Ravi ile aynı okulun dekan yardımcısı Andrew George tarafından yapılmıştı.

    İşte el-Ravi ile George’un İngilizceye aktardıkları metnin bir bölümünün Türkçedeki yaklaşık çevirisi;

    Bu bölümde, bir sedir ormanındaki tahtalı güvercinler, üveyikler, cırcırböcekleri, leylekler, çil kuşları ve maymunlar, tanrıların buyruğuyla ormana bekçilik eden Humbaba’nın huzurunda adeta bir konser veriyorlar. 

    Bir kuş şakımaya başladı ormanın içinden:

    […] sesleniyorlardı birbirlerine, cıvıl cıvıldı ortalık,

    [Yalnız bir(?)] cırcırböceği bastı cayırtıyı ağaçtan,

    […] türküye durmuşlardı, yeri göğü çınlatıyorlardı.

    Bir tahtalı güvercin sızlanıyor, yanıt geliyordu bir üveyikten.

    Leyleğin [çağrısıyla] düğün yerine döndü orman,

    çil kuşunun [çığlığıyla] orman bayram etti.

    [Maymun analar] çığırıyor, genç bir maymun basıyordu çığlığı:

    tıpkı çalgıcılar ve davulculardan(?) [bir çalgı takımı gibi(?)],

    her gün çalıp söylüyorlardı Humbaba’nın huzurunda.

    28.12.2015 kulturservisi.com

    by -
    1145

    Muğla’nın Ula ilçesi yakınlarındaki Thera Antik Kenti, yaklaşık 700 dönüm alanıyla dev bir açık hava müzesini andırıyor. Köylüler, geçtiğimiz yıllarda korumaya alınan mezar kompleksini çevreleyen tellerin söküldüğünü, bazı mezarların harman yeri yapılmak için tahrip edildiğini belirtirken, bir çok antik kalıntının da tarla sınırı olarak kullanıldığı öğrenildi.

    Muğla – Marmaris karayolunun 1 kilometre içerisinde Ula ile Yenice köyleri arasında Okkataş mevkiinde bulunana Thera Antik Kenti, korumasız bir açık hava müzesi görünümünde. Yenice köyü yakınlarındaki tarlalardan başlayan yüzlerce kaya mezarının bir çoğu tahrip edilmiş durumda. Yaklaşık beş yıl önce yüzey çalışması yapıldıktan sonra kaderine terk edilen antik kentte, bilinen kaya mezarlarının yanı sıra diğer antik kentlerde rastlanılmayan, üstü lahit, altı mezar kompleksi olan eserler de yer alıyor. Her noktadan görülebilmesine rağmen antik kentte definecilerin izlerine rastlanıyor.

    muglada-kaderine-terk-edilen-thera-antik-kenti-yok-oluyor-1

    Kentte tespit edilebilen yapı kalıntılarının tamamına yakını kaçak kazı çukurları sayesinde fark edilebiliyor. Antik tiyatrosu dinamitle patlatıldığı belirlenen kentte bazı eserleri korumak için yerleştirilen tel örgüler de yine defineciler tarafından parçalanmış durumda.

    Milattan önce 4. yüzyılda yapıldığı sanılan antik kentin kaderine terk edildiğini belirten köylüler, zamanla toprak altında kalan ve çalıların kapladığı eserlerin sağlam olarak günümüze kadar geldiğini, bazı eserlerin de tarla sınırı olarak kullanıldığını belirtiyor.

    26.12.2015 Yeni Asır