Bir Tarihi Facia Olarak Restorasyonlar

1
2891

Yanlış restorasyon uygulamaları nedeniyle bazı tarihî eserler tanınmayacak hale geliyor. Yenileme çalışmaları sonrasında yapıları görenler, tarihî olduğuna inanamıyor. Atik Valide Şifahanesi, Süheyl Bey Camii restorasyon çalışmaları bu uygulamaların en bariz örnekleri.

Son yıllarda Türkiye’nin birçok şehrinde, özellikle de İstanbul’da birçok tarihi yapı restore edildi, ediliyor. Lakin bu restorasyonların bazıları görenleri şaşkına çeviriyor. Bazı eserler yenileme çalışmalarından sonra neredeyse tanınmayacak hale geliyor. Mekânların önceki ve sonraki halleri görenlere “Orası burası mıydı?” sorusunu sorduruyor. Çünkü binaların son halleri, tarihi eserden ziyade modern bir yapı görüntüsü veriyor. Bazı yapılar da yapılan yanlış restorasyon çalışmaları sonucunda adeta yamalı bohçaya dönüyor. Düzeltmeler ve rötuşlar sırıtıyor ve genel görüntüyü bozuyor. Yüzyıllar öncesinde inşa edilen bu tarihi mekânlar, ‘yenilikçi’ akımın etkisinde fazlaca kalmış insanların adeta egolarını tatmin ettiği deneysel bir nesne hâline geliyor. Yapılanlar, ünlü sanat eleştirmeni John Ruskin’in, “Restorasyon, bir yapının başına gelebilecek en büyük felakettir” sözünü anımsatıyor. Ecdat yadigârı emanetlerin bu şekilde yenilenmesi tarih ve kültür sevdalılarını derinden üzüyor. Hatta bazı duyarlı vatandaşlar, yapılan yanlışlıkları internette ve sosyal medyada teşhir ediyor. Görsel Gürültüler isimli internet sitesi başta olmak üzere birçok platformda bu hatalar insanların dikkatine sunuluyor.

bir-tarihi-facia-olarak-restorasyonlar

Osmanlı hükümdarı II. Selim’in eşi Nur Banu Sultan tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan İstanbul’un en büyük 3. külliyesi hüviyetindeki Atik Valide Külliyesi içinde yer alan şifahanenin başına gelenler bu duruma en büyük örnek. Yaklaşık 450 yıllık bir geçmişi bulunan şifahanenin son hali görenleri şaşkına çeviriyor. Tıp tarihimiz açısından oldukça önemli sayılan ve bulunduğu muhit dolayısıyla yıllarca ‘Toptaşı Bimarhanesi’ olarak adlandırılan ve restore edildikten sonra yeni kurulmuş olan bir vakıf üniversitesine tahsis edilen mekân, ‘bu kadar da olmaz’ dedirtiyor. Zira ilk kez görenlerin bu mekânın tarihi bir eser olduğuna inanması hayli güç. Yapı, eski bir külliyeden çok cam kaplamalı yeni bir alışveriş merkezi ya da kafeyi andırıyor. Özgün eseri açığa çıkartmak yerine sanki şifahanenin görünmemesini ister gibi boydan boya cam giydirmelerle kapatılan binanın özgün işlevi ve görünümünden bu denli uzakta olması elbette üzücü. Vakıflar Genel Müdürlüğü yetkilileri ile Anıtlar Kurulu üyelerinin bu projeye nasıl izin verdiği ise merak konusu.

bir-tarihi-facia-olarak-restorasyonlar-1İshakpaşa Sarayı seraya döndü
Bu konuya bir başka örnek de geçtiğimiz günlerde sosyal medyada çokça tartışılan tarihi İshakpaşa Sarayı’nın restorasyonu. 18. yy. Osmanlı mimarisinin en belirgin ve seçkin örneklerinden biri olan sarayın son halini görenler şaşırıyor. Sarayın üstü, şeffaf bir cam tavanla örtüldü. Son görüntüsü uzaktan bir serayı andırıyor. Bu durum sarayı ziyaret eden yerli ve yabancı turistler tarafından yadırganıyor. Yetkililer ise yapılan çalışmayı savunuyor. Tavanın saray içindeki eserleri korumak için güneş ışığını kıracak bir yapı olduğunu söylüyor. Isı yalıtımlı olarak tasarlanan cam tavanın sarayın içinin buz tutmasını da engelleyeceği görüşündeler.

Cam tavanın buna katkısı olur mu olmaz mı bilinmez ama bu haliyle tarihi görüntüsünden çok uzakta olduğu çoğunluğun kabul ettiği bir gerçek.

bir-tarihi-facia-olarak-restorasyonlar-2

Cam cepheli tarihî cami
En trajikomik örnek ise İstanbul Fındıklı’daki Süheyl Bey Camii restorasyonu. 1956’da yıkılan caminin yeniden canlandırılması için bir restorasyon projesi başlatıldı. Ancak eserin son halini görenler gözlerine inanamadı. Mimar Sinan’ın yaptığı, orijinalinde sekizgen planlı olan caminin yerine cam cepheli betonarme bir bina inşa edildi. Ortaya çıkan yapı bir camiden çok, cam cepheli bir mağazaya benziyordu. Komik olansa, çalışmalar sırasında eserin orijinal halinin fotoğraflarda yer almasına rağmen, projenin uzaktan yakından bununla ilgili olmamasıydı. 1591’de Süheyl Bey tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan cami, sekizgen planlı ve kubbeliydi. Ancak proje sonrasında ortaya cam cepheli bir bina çıkınca tartışma başladı. Mimarlar Odası ve sivil toplum örgütleri projeyi eleştirirken Vakıflar Genel Müdürlüğü ‘Koruma Kurulu onay verdi’ diyerek kendini savundu.

Yine Süleymaniye ve Fatih camilerinde yapılan restorasyonlardan sonra bu eserlerin özellikle dış cephelerinde yamaya benzeyen bölümler oluştu. Bu şekildeki uygulamaları başka yerlerde de görmek mümkün. Uzmanlara göre dışarıdan bakıldığında hemen göze çarpan bu yamalar ya aynı malzemenin kullanılmamasından ya da gerekli eskitmelerin yeterince yapılmayışından kaynaklanıyor. Sadece camiler, saraylar ve külliyeler değil, başka tarihi eserler de yanlış restorasyon uygulamalarından nasibini alıyor. Bunun en can alıcı örneklerinden biri yaklaşık 1600 yıllık bir tarihe sahip olan Bozdoğan Su Kemeri. Dünyadaki örneklerinin adeta cam fanuslar içinde korunduğu bu tarihi yapının restorasyon sonrasındaki görüntüsü sanki birkaç yıl önce inşa edilmiş izlenimini veriyor. Restorasyon disiplinine aykırı birçok uygulamanın kemere yapıldığını görenler epey üzülüyor.

bir-tarihi-facia-olarak-restorasyonlar-3

Sümela duvarları betonla örüldü
Trabzon’un simgelerinden biri sayılan Sümela Manastırı’nda yapılan çalışmaların sonucunda manastırın duvarları betonla örülmüştü. Çalışmalarda yerli taş yerine, il dışından taş kullanılmış, pencere önleri de çimentoyla kaplanmıştı.

bir-tarihi-facia-olarak-restorasyonlar-4

Battal Gazi Külliyesi’ne Amerikan mutfak
Eskişehir’deki Seyyid Battal Gazi Külliyesi, restorasyon sonrasında orijinal halinden çok farklı bir hale gelmişti. Mermer olan külliye sütunlarının yerine beton sütunlar inşa edilmiş, Selçuklu dönemine ait eserin içine, Amerikan tarzı mutfak ve modern tuvaletler yapılmıştı.

bir-tarihi-facia-olarak-restorasyonlar-5

İznik’te beton kubbeler
İznik’teki Ayasofya Müzesi’nin restorasyon çalışmaları sırasında müzenin kubbelerinin onarımında harç kullanılmıştı. Eser üzerindeki tüm açıklıklara da cam yerleştirilmişti.

Dengeyi korumak gerek
Hayati Binler (Yüksek mimar ve restorasyon uzmanı): Bir şeyi çok aşırı korursak kullanamayız. Aşırı korumacılık fikri iyidir ama sonuç vermez. Diğer taraftan 500-700 yıllık bir eserde günümüzün lüksünü ve bütün gerekliliğini karşılayalım düşüncesi de yanlıştır. Çünkü o zaman eser, görüntüsü itibarıyla artık o eser olmaktan çıkmış olur. Bu konuda ifrat ve tefrite kaçmamak gerekiyor. Kültürel varlıklarımızı yaşamaları için kullanmamız gerek. Görünüm ne kadar eski eserden bir şeyler ihtiva ediyorsa o derecede iyidir.

İhaleler eşe dosta veriliyor
Eyüp Muhcu (Mimarlar Odası Genel Başkanı): Türkiye’de restorasyon uygulamaları öteden beri sorunlu. Son yıllarda sorunlar daha da artmaya başladı. Restorasyon ilkeleriyle bağdaşmayan yapıların tarihsel mimari özelliklerini ortadan kaldıran birtakım inşai faaliyetler, restorasyon adı altında yürütülüyor. Bu konuda yeterli olan firmalara iş vermek yerine iktidara yakın olarak bilinen eşe dosta işler verildi. Bu firmalar işin ehli değil. Ne uzmanları ne de tecrübeleri var. Bu koşullarda yapılan restorasyonların başarılı olması mümkün değil.

09.01.2015 Zaman

1 YORUM

  1. Maalesef sadece restorasyon olsun diye yapılan işler bunlar. Kimsenin umurunda değil zararın boyutları