Bizans’tan Kalan Tek Sur Kulesi

839

Eminönü’nde Ahi Çelebi Camii’nin hemen yanındaki Zindan Han, hikayesi ve mimarisiyle göze çarpıyor. Batı tarzında inşa edilen yapının yanındaki Cafer Baba Kulesi de Haliç’teki surlardan günümüze ulaşabilen tek Bizans Kulesi olarak dikkat çekiyor.

Şehrin sırlarının kesişme noktasında buluşan çok özel iki yapıyı anlatacağım bu hafta. Yüzlerce yıldır, ticaretin kalbinin attığı semtler olan Eminönü ve Karaköy’de, kalabalıklar içinde sessizce bekleyen nadide eserlerden bahsedeceğim.

Eminönü son derece kıymetli ve özel bir bölge. Evliya Çelebi’nin gördüğü bir rüya ile gezmeye başladığı bilinir. 1630 yılı Muharrem ayı aşure gecesinde murat uykusuna yatar Evliya Çelebi. Günümüz Eminönü’nde, Yemiş İskelesi’ndeki Ahi Çelebi Camii’ndedir, ‘nurlu caminin nurlu kalabalığı’ ile beraberdir. Hz. Peygamber’i görür, çok heyecanlanır ve “Şefaat ya Resulallah!” yerine “Seyahat ya Resulallah!” der. Hem şefaat hem de seyahatle müjdelenir. Bu arada cemaat arasında bulunan Sa’d bin Ebu Vakkas da seyahatlerinde gördüğü yerleri yazmasını ister. Eminönü İskelesi’ne vardığınızda sizi karşılayan Ahi Çelebi Camii’nin hikayesi budur.

Ahi Çelebi Camii’nin komşusu Zindan Han’ın da böylesi etkileyici bir hikayesi vardır. 19. yüzyıla ait bir yapı olan Zindan Han, Batı mimarisi tarzında inşa edilir. Hemen yanındaki kule, Haliç’teki surlardan günümüze ulaşabilen tek Bizans kulesidir. Osmanlı devrinde bu sur kapısının ismi Zindan Kapı’ymış. ‘Cafer Baba Kulesi’ olarak bilinen kulede, iki önemli isme ait türbeler bulunmakta. Asıl adının Seyyid Cafer olduğu bilinen Cafer Baba, 9. yüzyılda Abbasi Halifesi Harun Reşid’in elçisi olarak İstanbul’a gelir.

Bizans İmparatoru tarafından kabul edilir ancak görüşleri nedeniyle zindana atılır. Ölümünden sonra da, cesedi zindana gömülür. Cafer Baba’nın kerametlerine şahit olarak etkilenenlerden biri de gardiyanı Zindancı Ali Baba olur. Gardiyan, Bizans İmparatoru tarafından öldürülüp kulenin alt katına gömülür. Türbeyi ziyaretimde karşılaştığım yaşlı bir amcanın anlattıkları ilgimi çekti. Uzun yıllar Tahtakale’de çalıştığını ve türbeye yıllardır ziyarete geldiğini belirten amca, en çok bahsedilen rivayetin ‘Cafer Baba ile Hz. Hızır’ın burada birlikte oturup namaza Eyüp Sultan’a gittikleri’ olduğunu söyledi.

Anlattıklarına göre, burası depoymuş, içinde sandıklar varmış. Depo olarak kullanıldığı zamanın bekçisi, bir gün Tahtakale’de otururken yanına bir zat gelir. Bekçisi olduğu depoya her gün bir havlu ile su bırakmasını söyler. “Kimseye söyleme!” diye tembih eder ve kaybolur. Bekçi depoya döndüğünde tüm sandıkların çok düzenli şekilde dışarı taşınmış olduğunu görür. Depo sahibi gelip durumu sorunca verdiği sözü unutur, başına geleni anlatır. Denilir ki bekçi 40 gün içinde meydana gelen bir kazada vefat eder.

Daha önce restore edildiyse de günümüzdeki haline 3-4 yıl önce kavuşan türbeyi çevreleyen yapılar, restoran ve mücevher mağazası olarak kullanılıyor. Türbe aslında üç katlı. Ortadaki kat kadınlar hapishanesi, üst kat ise gözetleme kulesi olarak kullanılırmış. Türbe içinden katlara geçiş kapatılarak önden bir kapı açılmış.

Bu sessiz sakin kule, hatta önünden geçen binlerce insanın kule olduğunu fark etmeden geçip gittiği bu yapı, aslında şehrin en önemli ziyaret alanlarından biri. Elbette bilen için elbette fark eden için. Evliya Çelebi’ye göre özellikle de eski mahkumlar için ziyaret edilen kutsal mekanlardan biri olan türbe, Osmanlı devrinde yenidoğan bebeklerin güzel ve iyi huylu olmaları için ziyaret ettikleri bir alan olur. Türbenin 2. Mahmud devrinde tamir gördüğü bilinir.

KAMONDO MERDİVENLERİ

Şehrin birleştirici, bütünleştirici etkisine vurgu yapar, caddeleri birleştiren güzel Kamondo merdivenleri. Üstelik birleştirdiği sadece yollar olmaz, Osmanlı’nın kültürüne yaptığı katkılar da unutulmaz. Galata’nın en zengin ailelerinden Kamondoların adını taşıyan merdivenler, şehrin mücevheri olur adeta. Her gün binlerce insan tarafından Galata’ya çıkmak için kestirme yol olarak kullanıldığı için Bankalar Caddesi’ndeki Kamondo merdivenleri öne çıkar. Bu merdivenlerin bir eşi de hemen yakınında bulunan Saint Benoit Lisesi içinde yer alır.

ENGİZİSYONDAN KAÇAN AİLENİN HİKAYESİ

Kamondo Ailesi’nin İstanbul’un modernleşmesine katkıları büyük olur. İspanya engizisyonundan kaçan aile, önce Venedik’e sonra İstanbul’a gelir. Modern bankacılığın kurucularından olan aile, şehirde ilk belediyenin kuruluşunda, kentin mimari ve kültür yatırımlarında öncü olur. Osmanlı padişahının ‘nişan’ , İtalya Kralı’nın ‘kont’ unvanı verdiği Abraham Kamondo, Kırım Savaşı sırasında, Osmanlı Bankası kurulmadan evvel, Osmanlı Devleti’ne borç verebilecek kadar güçlü bir ailenin üyesidir. Kamondoların son üyeleri II. Dünya Savaşı sırasında Nazi kamplarında yok edilir. Paris’te bir müzeleri olduğu bilinen aile, adlarını verdikleri merdivenle şehre damgasını vurur. Abraham Salomon de Kamondo ise Hasköy’de yaptırdığı anıt mezara devlet töreniyle defnedilir.

17.01.2015 Star