12 Bin Yıllık En Eski Tapınak Göbeklitepe Yüzünü Gösterdi

1319

‘Dünyanın en eski tapınağı’ Göbekli Tepe yeryüzüne çıkıyor. Şanlıurfa’da bulunan Göbekli Tepe, bir süre önce UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alındı, bugün de Dünya Mirası listesinin en güçlü adaylarından biri.

1995 yılında Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı izinleriyle başlatılan ve uzun yıllar Alman Arkeolog Prof. Dr. Klaus Schmidt tarafından büyük bir inançla yürütülen kazı çalışmalarının sonunda Göbekli Tepe, gün yüzüne çıkarıldı. Proje 2007 yılından beri Bakanlar Kurulu Kararlı kazı statüsünde yapılageldi.

Neolitik döneme ait bir yerleşim birimi olan Göbekli Tepe, yalnızca avcı ve toplayıcı olarak bilinen Yeni Taş Devri sonlarının, gelişmiş bir medeniyete sahip olduğunu gösteriyor. Yaklaşık 12.000 yıla uzanan bu tarihi tapınağın UNESCO’nun Dünya Mirası listesine girmesi için çalışılıyor. UNESCO tanıtımları amacıyla ONE adında bir de dernek kuruldu. Dernek kurucuları arasında Demet Sabancı Çetindoğan, Çiğden Simavi, Tilda Tezman gibi yüksek sosyeteden isimlerin yanısıra reklamcı Alinur Velidedeoğlu da yer alıyor.

Dernek Başkanı Demet Sabancı Çetindoğan, geçen hafta Paris’te UNESCO merkezinde yapılan toplantıda Göbekli Tepe’nin önemini anlatırken “Hz. İbrahim’in yaşadığı ve dinlerin ortaya çıktığı bir coğrafyada bulunan Göbekli Tepe’yi tüm dünya tanısın” dedi.

Tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı da yaptığı konuşmada, “Göbekli Tepe kazılarıyla Neolitik döneme ait bir dini merkez ortaya çıktı. Dini merkez diyoruz çünkü kalıntıların rastgele olmadığı, yerleşime bir anlam kazandırdığı açıkça ortada. Göbekli Tepe aynı zamanda Antakya’dan başlayıp Maraş ve Urfa’ya kadar uzanan kültür caddesinin bir parçası. Bu kültür caddesi hiç şüphesiz barışın yeniden tesisinden sonra Halep’e ve Ebla’ya kadar uzanacak ve insanlık bu kültür turuyla çok şeyler öğrenecek.”

NEOLİTİK ÇAĞ BİLGİSİ ALTÜST OLDU

Bereketli Hilâl”ın incisi Urfa’da, Cilalı Taş dönemine ait sanılan, Göbeklitepe adını taşıyan bir arkeolojik kalıntı bulunduğu Alman Arkeoloji Enstitüsü Müdürü tarafından bildirilmişti.

Göbekli Tepe’nin Kazı Başkanı Prof. Dr. Klaus Schmidt, geçen yıl 20 Temmuz’da aramızdan ayrıldı. Prof. Schmidt, Prof. Hauptmann’ın emekli olmasından sonra Göbekli Tepe kazı başkanlığını üstlenmiş, Göbekli Tepe’nin yalnızca bilim dünyasında değil, kamuoyunda da tanınmasını sağlamıştı.

Arkeoloji ve Sanat Dergisi editörü, arkeolog Nezih Başgelen, Schmidt’in ölümü üzerine yazdığı yazıda Göbeklitepe hakkında şunları yazmıştı:

“Klaus Schmidt’in Urfa sınırları içindeki Göbekli Tepe’de 1995’ten beri gün ışığına çıkardığı görkemli sanat eserleri ve kutsal alanlar Neolitik Çağ ile ilgili pek çok bilgiyi altüst etti. Şaşırtıcı ve benzersiz bulgularıyla bugüne kadar çok az bir bölümü kazılmış olmasına karşın avcı-toplayıcı yaşam biçiminden, tarım ve hayvancılığa geçiş sürecini anlamamıza önemli katkılar sağlayan benzersiz bir tarihöncesi yerleşimdir.

Göbekli Tepe’nin en ilginç buluntuları genelde üzeri hayvan betimleriyle süslenmiş “T” biçimli anıtsal dikilitaşlardan oluşan, alt kültür katlarında dairesel planlı, üst yapı katlarında dörtgen planlı anıt yapılardır. Jeomanyetik ve georadar yöntemleriyle yuvarlak ya da oval planlı yapılardan 20’ye yakını tespit edilmiş, 8’i kazıyla ortaya çıkarılmıştır. En son başlanan kazı en büyüklerindendi.

Bu yuvarlak planlı yapıların ortasında iki tane boyu 5 m. yi bulan kireç taşından stilize edilmiş büyük boyutlu insan tasvirleri olarak düşünülen T- biçimli dikilitaşlar bulunmaktadır. Bu iki dikilitaşın çevresinde aynı şekilde daha küçük dikilitaşlar bu iki dikilitaşa yönlendirilmiş olarak duvarların içine yerleştirilmiştir. Dikilitaşları üzerilerinde kabartma tekniğinde yapılan hayvan motifleri ve çeşitli soyut semboller görülmektedir. Bu ilginç yapı toplulukları insanlık tarihinde dini mekanların biçimlenmesi, tapınak mimarisinin ve sanatın doğuşu açısından bilinen en eski örneklerdir.

UYGARLIK ANADOLU’DAN TAŞINMIŞ

Ülkemizin üzerinde yer aldığı coğrafya, uygarlık tarihinin her döneminde önemli bir rol oynamış, sayısız eski uygarlık burada yaşamış, dönemlerinden çarpıcı izler bırakmıştır. Özellikle son 20 yıl içinde büyük bir ivme kazanan Anadolu Neolitik Çağ araştırmaları, tüm bilim dünyasını şaşırtan sonuçlar vermiş ve vermeye devam etmektedir. Özellikle son yıllarda yapılan araştırmalarda Neolitik dönem açısından Anadolu’nun insanlık tarihinde ayrıcalıklı bir yeri olduğu görülmektedir. Günümüz dünyasının uygarlık temelleri neolitik dönemde atılırken, bu oluşuma Türkiye coğrafyasındaki kültürlerin katkısının, öngörülenden çok daha fazla olduğu yeni kazıların sansasyonel sonuçları ile giderek çok daha iyi ortaya çıkmaktadır. Her yıl değişen ve gelişen yapısıyla Neolitik Çağ ülkemiz arkeolojisinin en dinamik ve önemli sonuçlarının elde edildiği bir dönemdir. Bu dönemdeki Anadolu yerleşmelerinin bir diğer önemi de, tarım, hayvancılık, yerleşik köylere dayalı yaşam biçimini başka coğrafyalara ve özellikle Avrupa’ya aktarmasıdır. Anadolu’nun özellikle Güneydoğu Avrupa ve Akdeniz havzasının “Neolitikleşmesinde” önemli bir rol oynadığı anlaşılmaktadır.

29.01.2015 Aydınlık