Salı, Mart 28, 2017

Monthly Archives: Mart 2015

by -
1324

İskoçya’nın kuzey kıyılarında bulunan 70 adadan biri olan Orkney adasında yaşayan Ola ve Arnie Tait,  2003 yılında evlerinin manzarasını güzelleştirmek isterken meralarında tırtıklı bir taş levha buldular. Buldukları parçayı arkeologlara gösteren Tait çiftinin evlerinin bahçesinde hummalı bir çalışma başladı. Yıllar geçti ve Tait ailesinin manzarası yaban çiçekleriyle dolu meradan Neolitik döneme ait en önemli buluntulardan biri olan bir kompleks yapıya dönüştü. Burada 5000 yıl önce başlayan ve 1000 yıl süren kesintisiz yaşam Neolitik toplumun zamanla nasıl değiştiğini gözler önüne seriyor. Kazılarda bronz çağına ait bir tabutun yanında keskin iç açılara, güzel taş işçiliği ve köşe payandalarına sahip güzel işlenmiş bir duvar parçası da buldu.

Sonraki yıllarda  arkeologlar keşif amaçlı sondaj hendekleri açmaya başladı ve kazdıkları her açmada bir taş işçiliği ile karşılaştı. Bunun üzerine geniş alanlar açıp buralarda çalışmaya karar veren arkeologlar son 5 yılda yaz mevsimi boyunca 8 hafta çalıştı. Bu güne kadar yirmiden fazla yapı ortaya çıkarıldı. Jeofizik testleri yapan ve yeraltı radarları kullanan arkeologlar 6 hektarlık bir alanı çevreleyen sınır duvarlarının kalıntılarına da ulaştı. Hayvan kemikleri ve ağaç parçaları üzerinde yapılan karbon tarihleme testleri M.Ö. 3300 ila 2300 arasındaki 1000 yıllık süreci gösteriyor. Bölge daha uzun kullanılmışa benziyor. Çoğunlukla bir yapı eski yapının üzerine yapılmış ve bütün yapı önceki dönemlerin binalarının kalıntıları üzerinde oturuyor. Arkeologlar ortaya çıkarılan kısmın buzdağının görünen kısmı olduğunu söylüyor. Toplam alanın Sadece %10’luk bir kısım üzerinde çalışma yapılan bölgede bugüne kadar yalnızca en üstteki yapıların temellerine kadar ulaşılabilmiş durumda. Ve mimaride, sanatta ve yapım sitillerindeki dönemsel değişikliklerin işaretleri de gözlemlenebiliyor.

19.03.2015 archaeology.org Çeviri: Cüneyt Acar

    by -
    1042

    Şam’da bulunan Ulusal Müze’de çalışan uzmanlar, heykelleri yağmalanmaya ya da tahribata karşı korumak amacıyla daha güvenli bir yere gönderilmek üzere dikkatli bir biçimde sarıyor ve kutulara yerleştiriyor.

    Suriye’nin Eski Eserler müdürü Maamoun Abdulkarim göreve atandığı 2012’den beri aklında tek bir şey olduğunu söylüyor: 2003’te Irak’ın işgalinde yaşanan kültürel miras yağmalamasının kendi ülkesinde yaşanmasını önlemek. Bu konudaki kararlılığını  “Bağdat Müzesi’nin ve Irak’ta bulunan arkeolojik alanların yağmalanmasını gösteren ve hala gözümün önüne gelen fotoğraflar, aynı şeyin benim ülkemde yaşanmasını önlemek için her şeyin yapılması gerektiğini kendime hatırlatmamdaki nedendir” diyerek anlatıyor. IŞİD’e bağlı cihatçılar tarafından yapılan ve geniş bir alana yayılmış kanunsuz kazılar, eserlerin ve dini alanların uğradığı tahribat bu konudaki hassasiyetin önemini gün be gün arttırıyor. Abdulkarim, 2011 yılında Suriye’deki bu karışıklık başlamadan önce kuzey Suriye’de bulunan, Bizans ve Roma dönemlerine tarihlenen 700 adet sözde Ölü Şehir için Fransızlarla ortaklaşa gerçekleştirilen projede yöneticilerden biri olarak görev almış.

    Suriye bir milenyumu aşkın zamandır birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış ve hem artistik açıdan hem de mimari hazineler açısından oldukça zengin bir yer. Göreve atanmasından bu yana, Abdulkarim ve meslekdaşları Suriye’nin kültürel mirasını  215 bin insanın ölümüne neden olan karışıklıktan korumaya çalışıyor. Bu zamana kadar, 3 yüzbinden fazla eseri ve binlerce yazıtı yangınlardan, bombardımandan ve sellerden korumak amacıyla gizli noktalara taşımış durumdalar. Bu eserler toplamda 34 ayrı müzeden gelmekte. Bu eserlerin 80 bin tanesi ise sadece Şam Müzesi’nden. Belki de şu ana kadar yapılan en etkileyici kurtarma operasyonu ise geçen Ağustos’ta Deir Ezzor şehrinin doğusunda yapılan kurtarma.

    Irak’ta bulunan Musul’un Temmuzda  IŞİD’in kontrolüne geçmesinden ve oradaki yıkımın başlamasından sonra Deir Ezzor’da bulunan 13 bin eserin oradan çıkartılması gerektiğine karar verilmiş. Şehrin çok büyük bir kısmı şu anda IŞİD kontrolünde ama havaalanı ve bazı bölgeler hala devletin kontrolünü altında bulunmakta. Deir Ezzor’daki Eski Eserler eski direktörü Yaarub al-Abdullah bütün eserleri sarmak için meslektaşlarıyla iki hafta boyunca çalıştığını, eserleri bir kamyona yüklediklerini ama yolda taramalı tüfek saldırısına uğradıklarını, kutuları ölü ve yaralı askerlerin arasından taşıyarak askeri uçağa yüklemeyi başardıklarını anlatıyor. Şu anda Ulusal Müze’nin başı olan Abdullah “çok kötüydü ama başardık” diye sözlerine devam ediyor.

    Şam’a ger dönersek, Abdulkarim buradaki operasyona korku içinde devam ediyor. “Eserleri buradan çıkarmaya karar verdikten sonra tam bir hafta uyumadım” diyerek bu korkusunu belirtiyor. “Eğer uçak düşseydi, hem arkadaşlarımızı kaybedecektik, hem de 13 bin eseri kaybettiğimiz için hapse girecektik” diye de kocaman bir gülümseme eşliğinde ekliyor. Abdulkarim’e göre Suriye müzelerinde bulunan eserlerin yüzde 99’u kurtarıldı. Bunun tamamen kendisine karşı çıkanlar dahil olmak üzere 2 bin 5 yüz çalışanının sayesinde olduğunu eklemeden geçemiyor ve sözlerini  “kültürel mirasımızı korumanın annelerinin şerefini korumak gibi bir şeref meselesi olduğunu hissediyorlar” diye bitiriyor.

    Yapılan her şeyde olduğu gibi eserleri kurtarmaya çalışmanın da bir bedeli var. Eserleri kurtarmak için çalışan bu çalışanlardan yüzlercesi savaşta hayatını kaybetmiş; bunların arasında asıl işlerini yaparken ölen beş kişi de var. Çok fazla uğraşmış olsalar da Abdulkarim binlerce eserin çoktan ülke dışına satılmış olduğundan korkuyor. Daha kötüsü ise yağmalanan ve yıkılan 300 arkeolojik alan ve 445 tarihi binanın durumu.  Bazı durumlarda hasar savaş sırasında meydana geliyor; bazı durumlarda ise kaçak kazılar ve hatta kuzey doğudaki Mari, Doura Europos, Apamee ve Ajaja’da, güney Dara’daki Yarmuk Vadisi’nde ve kuzeydeki Raqa yakınlarındaki Hamam’da olduğu gibi buldozerlerle alana girilmesinden dolayı meydana geliyor.

    Müdürü olduğu Raqa’da bulunan Eski Eserler’den kaçarak kurtulan 39 yaşındaki Ayham al-Fakhry Suriye’nin zengin kültürel mirasının başına gelen ve geri dönüşü olmayan olayların yasını tutuyor. Durumun ciddiyetini “sadece insanlığı ve Müslümanlığı temsil eden mozoleleri yıkan IŞİD cihatçılarının barbarlıklarına değil, Lübnan, Irak ve Türkiye’den gelen ve bulunan eserleri yerel halktan satın alan mafya gruplarına da maruz kalıyoruz” diyerek anlatıyor.  “Bu mafya grupları eserler için ödedikleri paranın yüzde 20’sini IŞİD’e veriyorlar ve eserleri Avrupa’da satmak üzere deniz yoluyla ülkeden çıkartıyorlar” diye de durumun ne kadar kötü olduğunu anlatmaya devam ediyor. Suriye’den çıkan eserlerin kaçakçılığını önlemek için uluslararası projeler yapılsa da Abdulkarim ve meslektaşları Şam’daki yaptırımlar nedeniyle durumdan uzak kalıyorlar. “Kendimizi vebalı gibi hissettik. Kültürel miras üzerine ambargo uygulanabilir mi? O miras bütün dünyanın mirası” diyerek durumu açıklamaya çalışıyorlar.

    Bütün bunlara rağmen, son zamanlarda bir çeşit değişime dair işaretler belirmeye başlamış durumda. Almanya ve Fransaya’ya çabalarından dolayı gönderilen davetiyeler ve Venedik’te verilen ödüller, Abdulkarim’e göre uluslararası grupların Suriye’de kültürel mirası kurtarmaya çalışanları farketmesini sağlamış. Abdulkarim  “Uluslararası seferberlik olmadan kültürel mirasın ve uygarlığın kurtarılması mümkün değil. Bu sadece bizim sorumluğumuz değil. Bu aynı zamanda bütün dünyanın sorumluluğu” diyerek sözlerine son veriyor.

    27.03.2015 archaeologynewsnetwork.blogspot.com.tr

    by -
    1723

    Arkeologlar Derneği, arkeolog ve arkeoloji bölümü öğrencilerinden müzelerde ücret alınmasına tepki gösterdi. Ücret uygulamasının kaldırılması için Kültür ve Turizm Bakanlığı’na başvuru yaptı.

    Arkeologlar, müzelerde kendilerinden ücret alınmasına tepkili. Dernek Başkanı Dr. Soner Ateşoğulları, müzelere, rehberler, seyahat acentesi sahipleri ücretsiz girerken, eserlerin ve ören yerlerinin açığa çıkarılmasında emeği geçen arkeologlardan ücret alındığını belirtti.

    ÜCRETSİZ GİRELİM
    Dr. Ateşoğlulları imzası ile Kültür ve Turizm Bakanlığı, DÖSİMM ve TÜRSAB’a gönderilen yazıda arkeologların, arkeoloji bölümü Öğretim Üyeleri ve öğrencilerinin müze ve ören yerlerine ücretsiz girmelerini talep etti.

    Dr. Ateşoğulları yazısında “Eserlerin ve ören yerlerinin açığa çıkarılmasında, teşhire uygun hale getirilmesinde ve sergilenmesinde büyük emeği geçen arkeologlar ve arkeoloji öğrencileri, müze ve ören yerlerine girişte müzekart uygulamasına tabi tutulmaktadır.
    Bu konuyla ilgili olarak derneğimize çok sayıda şikayet iletilmektedir.

    AZ OLAN BİLGİ YOK OLACAK
    Öğrenciler açısından ele alındığında bilginin öncelikli olarak paylaşılması ve bu konudaki ilginin teşvik edilmesi gereken grubu oluşturdukları dikkate alınmalıdır. Çağdaş ülkelerde öğrencilerin müzelerde ders yapması teşvik edilirken, bizde zaten az olan ilginin daha da yok olmasını sağlayacak uygulamaları anlamak mümkün değildir. Müzelerde ders yapan üniversitelerin arkeoloji bölümü Öğretim Üyeleri ile öğrencilerden bilet ücreti alınması kabul edilemez” dedi.

    30.03.2015 Bugün

    by -
    1513

    Adana’da Dilekkaya köyü yakınlarındaki Anavarza Antik Kenti’nde bulunan ve “antik dünyanın ilk çift şeritli yolu” olarak nitelendirilen sütunlu yol, kazı çalışmalarıyla gün yüzüne çıkartılıyor.

    Kazı çalışmalarının bilimsel danışmanlığını yapan Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Fatih Gülşen AA muhabirine açıklamalarda bulundu.

    Kilikya ovasının önemli merkezlerinden olan Anavarza Antik Kenti’nin 3 ile 5. yüzyılda en parlak dönemini yaşadığını ve Roma İmparatorluğu’nun Doğu Akdeniz’deki en önemli ordugah merkezleri arasında yer aldığını aktaran Gülşen, şunları kaydetti:

    “Anavarza Antik Kenti, Helenistik ve Roma medeniyetinin yanı sıra Bizans, Sasani, Ermeni ve Osmanlı medeniyetlerinin kültür izlerini taşıyor. Antik kentte, anıtsal kapıdan başlayan 34 metre genişliğinde 2 bin 700 metre uzunluğunda çift şeritli sütunlu yol bulunuyor. Bu yol, bilimsel çalışmalar sonucu tespit edebildiğimiz ölçüleriyle bugüne kadar açığa çıkarılan antik dünyanın ilk ve en büyük ana caddesi olma özelliği taşıyor.”
    antik-dunyanin-ilk-duble-yolu-1

    Kentte, geçmiş yıllardaki yüzey araştırmalarında bin 360 sütun tespit edildiğini vurgulayan Gülşen, “Sütunların tekrar ayağa kaldırılmasıyla dünyanın en görkemli antik kentlerinden biri yeniden ortaya çıkmış olacak” dedi.

    Gülşen, antik kentte ana caddeyi diklemesine kesen iki cadde daha bulunduğunu, kenarlarında yer aldığı var sayılan dükkanlarla kanalizasyon sisteminin de araştırıldığını kaydetti.

    Gülşen, 4 bin dönümdeki Anavarza Antik Kenti’nin, Anadolu’nun bilinen en büyük antik kenti Efes’ten daha büyük yerleşkeye sahip olduğunu sözlerine ekledi.

    29.03.2015 Sabah

    by -
    1454

    Elazığ’da Jandarma ekiplerinin yaptığı çalışmada Roma dönemine ait imparatorun özel eşyalarının konulduğu hayvan figürlü taş ele geçirildi.

    Edinilen bilgiye göre, Elazığ İl Jandarma Komutanlığı’na bağlı ekipler, yaptıkları çalışmada Malatya yolu üzerinde Baskil ilçesi Aladikme köyü yakınlarında bir otomobili durdurdu. Otomobilde yapılan aramada Roma dönemine ait üzerinde fil, geyik gibi hayvan figürlerinin yer aldığı imparatorun değerli eşyalarını koyduğu taş ele geçirildi. Jandarma ekipleri, araçta bulunan şüpheliler B.G. ve A.B’yi gözaltına aldı. Olayla ilgili soruşturma devam ediyor.

    27.03.2015 Milliyet

      by -
      1070

      Rusya’nın ilhak ettiği Kırım’da Kırım Tatar Türklerinin tarihi ve kültürel mirası niteliğini taşıyan Kalga Sultan Sarayı’nın bulunduğu araziye buz pateni pisti inşa edilecek.

      Akmescit Belediyesi’nin 15. ve 16. yüzyıldan kalma Kalga Sultan Sarayı’nın bulunduğu araziyi buz pateni pisti yapılmak üzere tahsis ettiği öğrenildi. Şu anda boş durumda olan arsanın etrafının çevrildiği belirtildi.

      Kırım Müftülüğü İnşaat ve Toprak Dairesi Başkanı Ervin Kerimov, AA muhabirine yaptığı açıklamada, arsada arkeolojik çalışmaların yapılması için Kırım Arkeoloji Enstitüsü’ne başvurulduğunu, enstitünün arsanın incelenmesi gerektiğini kabul ettiğini ancak mali sıkıntılar gibi çeşitli gerekçelerle sarayın bulunduğu arazide çalışmaların yapılamadığını söyledi.

      Kerimov, Kırım Müftülüğü’nün 10 yıldır bu bölgenin korunması ve sarayın aslına uygun biçimde yeniden inşasına yönelik çalışmalarını sürdürdüğünü ancak arsanın üzerinde buz pateni pistinin kurulmasının kararlaştırıldığını öğrendiklerini belirtti.

      Kerimov, Kalga Sultan Sarayı’nın buz pisti yapılacak arsada bulunduğuna dair ellerinde arşiv verileri olduğunu ve Kırım Müftülüğü’nün, burada buz pateni pisti kurulması kararının yasal olup olmadığını araştırması talebiyle Kırım Savcılığı’na başvurduğunu açıkladı.

      Kırım Müftülüğü’nün verdiği bilgiye göre Kalga Sultan, 1. Mengli Geray Hanı’nın oluşturduğu bir görevdi. Bu göreve, Kırım Hanı’nın kardeşleri, oğulları ya da yeğenleri gibi akrabaları seçilirdi. Kalga’nın sarayı Akmesit’te bulunuyordu.

      18. yüzyılın ikinci yarısından kalan kayıtlara göre, Kalga Sarayı 200 odadan oluşuyordu. Sarayın yanında mutfak, korumanın kaldığı bina ve 1. Mengli Geray Han’ın kurduğu cami bulunuyordu. Yapının 18. yüzyılın sonunda yıkıldığı belirtiliyor.

      27.03.2015 Milliyet

      by -
      1483

      Orman ve Su İşleri Bakanlığı Latmos (Beşparmak Dağları) milli park yapmak için için Alman araştırmacı Anneliese Peschlow’dan 30 bin imzalı dilekçe istedi.

      Bafa Gölü’ünün kıyısında Herakleia Latmos’u araştıran Alman Arkeoloji Enstitüsü’nden Dr. Anneliese Peschlow, Anadolu’nun en eski kaya resimlerini tespit ettiği Beşparmak dağlarının Milli Park statüsüne alınması için kampanya başlattı. Peschlow 30 bin imza toplayamazsa Milli Park yapılmayacak. Yanlış duymadınız. Orman ve Su İşleri Bakanlığı bu kadar imzalı dilekçe getirseniz, milli park statüsüne alırız demiş. Şimdi Peschlow herkesin bu kampanyaya destek olması için yalvarıyor.

      peschlow-30-bin-imza-toplayamazsa-milli-park-yapilmayacak-1

      1990’ların başında bölgede başlatılan yüzey araştırmalarında Beşparmak Dağları’nın çeşitli kesimlerinde bugüne kadar binlerce kaya resmi tespit edildi.  M.Ö. 6 bin – M.Ö. 5 binin ilk yarısına tarihlenen bu kaya resimleri Yakın doğu arkeolojisinin son dönemdeki en büyük keşiflerinden biri olarak nitelendiriliyor. Ancak Türkiye’nin bu eşsiz kültür hazinesi son yıllarda ruhsat sayısı hızla artan taş (feldispat) ocakları nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Bu engellenemezse ülke turizminin ve kültürünün eşsiz bir yöresi benzersiz değerleriyle birlikte bir daha geri gelmemecesine yok olacak. Radikal bu durumu 2012 Eylül ayında ‘’Hangisi Taş devri’’ başlığı ile duyurmuştu.

      HER YER MADEN HER YER TAŞ!
      Aradan geçen onca yıla rağmen her geçen gün madencilik faaliyetleri hızla arttı ve neredeyse hiç önlem alınmadı. Bölgede cam, seramik, kaynak elektrotları ve boya sanayiinde kullanılan hammaddenin çıkarıldığı onlarca feldspat ocağı açıldı. Dağdan üzeri resimlerle dolu taşlar bu ocaklarda mıcır haline getiriliyor. Dr. Anneliese Peschlow yıllardır Kültür ve Turizm Bakanlığı, UNESCO, valilik bu doğal güzelliği ve kültürel mirası korumak için çalmadık kapı bırakmadı. Sonuç madenler çığ gibi büyüdü.

      peschlow-30-bin-imza-toplayamazsa-milli-park-yapilmayacak-2

      CHANGE ORG’DA KAMPANYA
      Peschlow Beş Parmak dağlarının milli park olması için Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın da kapısını çaldı. Bakanlık bürokratları bunun için 30 bin imzalı dilekçe getirmesini istedi. Peschlow, imza kampanyası platformu change org da ‘’Latmos Milli Park olmalı’’ kampanyası başlattı. Kampanya için de şu satırları ekledi;

      ‘’Feldspat mineral madenciliğine derhal son verilmezse Anadolu ve Ege yegâne bir arkeolojik/doğa değerini kaybedecektir. Latmos, 8000 yıllık bir dönemi kapsayan bir Açıkhava müzesi konumundadır. Ayrıca kayaların doğal aşınmaları nedeniyle dünyada az görünen bir coğrafya parkı niteliği taşımaktadır. Burada yetişmiş fıstık çamı ormanları (Pinus pinea) Türkiye’nin en büyükleri arasında yer alır. Dünya Doğayı Koruma Vakfı’na (WWF) göre doğal bitki örtüsünün zenginliği, nadir, endemik ve tehlike altındaki bitki türleriyle Beşparmak Dağları botanik bilimi açısından Türkiye’nin 122 Önemli Bitki Alanı’ndan biridir. Büyük bir bölümü “acil” koruma ihtiyacında olan bu alanlar ve barındırdıkları biyoçeşitliliğin gelecek kuşaklara güvenli bir şekilde aktarılmasını sağlamak borcumuzdur.”

      Kampanyaya NABU-Derneği Almanya, WWF-Türkiye ve Kuşadası’nda yerleşik doğa koruma derneği EKODOSD, Associazione Internazionale di Archeologia Classica (AIAC) İtalya ve Association pour le Rayonnement de l’Art Pariétal Européen (ARAPE) Fransa  kampanyaya destek veriyor. Şuana kadar 10 bini aşkın imza toplandı.

      27.03.2015 Radikal Haber: Ömer Erbil

      by -
      1995

      Muğla’nın Bodrum İlçesi’nde, Helenistik Dönem’e ait iki kaya mezarının üzerine villa inşaatı yapılması tepkilere neden oldu. Peynirçiçeği Gündoğan Gönüllüleri Derneği Başkanı Sema Höcek, kaya mezarlarını önceden tespit edip, Bodrum Sualtı Arkeloji Müzesi yetkililerine bildirip, tescillenip, koruma altına alınmasını istemelerine rağmen üzerine yan yana iki villa yapıldığını ileri sürerken, Mavi Yol Girişimi Sözcüsü Ali Dizdar da ilçenin her yerinden tarih fışkırdığını ancak koruyacak yetkili olmadığını söyledi.

      Gündoğan Mahallesi , Kızılburun Mevkisi’ndeki, toplam 1200 metrekarelik arazi üzerine İstanbullu tekstilci bir işadamı tarafından 200’er metrekarelik iki tripleks villa inşaatına yaptırıldı. Peynirçiçeği Gündoğan Gönüllüleri Derneği ve Mavi Yol Girişimi üyeleri, iki villanın daha önceden belirledikleri Helenistik Dönem’e ait Karyalılar’dan kalma kaya mezarının üzerine yapıldığını belirtip, kayıt ve koruma altına alınması için Bodrum Sualtı arkeoloji Müzesi’ne müracaat etti. Her iki derneğin üyeleri, çevrecilerle birlikte üzerine villa yapılan kaya mezarlarını fotoğrafladı. Peynirçiçeği Gündoğan Gönüllüleri Derneği Başkanı Sema Höcek, müze yetkililerinin ısrarları üzerine villa yapılan kaya mezarlarında inceleme yaptığını belirtip, “Başlangıçta biz bir kaya mezarının üzerine ev yapılacağını zannetmiştik. Ancak, müzeden gelen yetkili, ’bu mezarlardan yanyana iki tane olur’ dedi ve eliyle koymuş gibi diğer kaya mezarını da buldu. Bu tarihi mezarların tescil edilmesini istediğimizde ise ’Bu işin bürokrasisi ve evrağı çok fazla. O işe zamanımız yetmez. Zaten bu kaya mezarlarından bu bölgede çok sayıda var. Tescilleme işi çok uzun sürer, bu işe vakit bulamayız’ deyip, gitti. Ardından dernek olarak yine müzeye müracaat edip, ’Bu iki kaya mezarının etrafındaki otları temizleyip, düzenleyerek koruma altına alalım’ önerisinde bulunduk, ’Kesinlikle olmaz. Elinizi bile süremezsiniz. Tarihe dokunamazsınız, hakkınızda soruşturma açılır’ denildi. Ardından bir süre sonra ise baktığımızda mezarların üzerlerinin moloz doldurulduğunu villalar yapılmaya başlandığını görünce şok olduk. Ancak hala tescil edilip edilmediğini bilmiyoruz. Ancak, tescil edilseydi, mezarlar bugün bu halde olmazdı. Yöremizdeki tarihi değerler işte böyle birer birer yok oluyor. Tarih böyle korunur mu?” diyerek, tepkisini dile getirdi.

      “TARİH FIŞKIRIYOR AMA KORUYACAK YETKİLİ YOK”

      Kaya mezarlarının üzerine yapılan villa inşaatı fotoğraflarını sosyal paylaşım sitelerinden binlerce kişi ile paylaşan Mavi Yol Girişimi Sözcüsü Ali Dizdar ise “Son günlerde, ’Bina inşaatından tarih fışkırdı’ haberlerlerini izlerken asıl şaşırmamız gereken ’Bu tarihe ne yaptığımız’ olmalı. Bodrum antik bir kent olduğu için kazmayı vurduğunuz yerden tarih fışkırması son derece normal. Önemli olan fışkıran tarihe ne yaptığımız. Bulunan kaya mezarlarına nasıl davrandığımız. Gündoğan’da tespit ettiğimiz kaya mezarlarının villalara ve molozlara nasıl kurban ettiğimizi görüyorsunuz. Tarih fışkırıyor ama sanırım koruyacak yetkili yok” diye konuştu.

      26.03.2015 Milliyet

      by -
      998

      Aydın’da bir şahıs define aramak için girdiği tarihi bir kuyu ve su kanalında kuyunun belli bölümlerindeki duvarların yıkılması sonucu mahsur kaldı. Ekipteki diğer vatandaşların ihbarı ile bölgeye giden AFAD ekipleri saatler süren çalışmanın ardından şahsı kurtardı. Yerin yaklaşık 5 metre altındaki tarihi su kanalından çıkarılan şahıs ağır yaralı olarak Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi’ne kaldırıldı. Ot toplamak için bölgede bulunduklarını belirten şahısların amaçlarının farklı olduğunu belirleyen jandarma şahsın arkadaşlarını gözaltına aldı.

      Olay bugün öğlen saatlerinde Germencik İlçesi’ne bağlı Mursallı Mahallesi yakınlarındaki Roma ve Yunanlılar döneminde yerleşim yeri lan ve depremlerle yer altında kaldığı öğrenilen incir zeytin bahçelerinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre bölgeyi iyi tanıdığı ileri sürülen ve Kuşadası Davutlar Mahallesi’nde yaşayan Nurullah Aksoy isimli şahıs arkadaşları ile birlikte sabah saatlerinde bölgeye geldi. Son olarak Yunanlılar tarafından kullanıldığı ileri sürülen kuyularla yüzeye bağlanan su kanalına giren Nurullah Aksoy, kanalda bulunduğu sırada meydana gelen göçük sonucu içeride mahsur kaldı. Bunun üzerine Aksoy ile birlikte olan ve isimleri açıklanmayan arkadaşları Jandarma ve AFAD ekiplerini arayarak yardım istedi. Bölgeye giden AFAD ve 112 Acil Servis ekipleri, yaralıyı bir kuyunun içerisinden buldu. Normal yollarla kuyuya girmek mümkün olmayınca AFAD ekipleri bölgede sistem kurarak kurtarma araçlarının yardımı ile kuyuya indi. Kuyunun bağlı olduğu tarihi kanalda yıkılan duvarın altında kalan şahsı kurtarmak için seferber olan ekipler önce enkazı kova ile kuyudan yukarı çekti, ardından yaralıyı kurtardı. AFAD Müdürü Recep Coşkun’un da bizzat takip ettiği hummalı çalışmanın ardından yaralı kuyudan çıkarıldı.

      “EKİPTEKİ DİĞER ŞAHISLAR GÖZALTINA ALINDI”
      Jandarma tarafından da müdahale edilen olayda, ihbarı yapan Nurullah Aksoy’un arkadaşları bölgeye ot toplamaya geldiklerini belirtince, yerin yaklaşık 5 metre altında ot toplanmayacağını düşünen jandarma ekipleri Aksoy’un arkadaşlarını gözaltına aldı. Şahsıların ot değil define aramak için tarihi kuyuya indikleri tahmin edilirken, olayla ilgili soruşturmanın çok yönlü olarak sürdürüldüğü bildirildi.

      26.03.2015 Hürriyet

      by -
      1334

      Bergama (Permagon) Antik Kenti, Helen, Roma ve Bizans dönemlerinin en etkileyici anıtsal eserlerinin yanı sıra İskenderiye’nin rakibi bir kütüphane, tıp biliminin gelişimi ve parşömenin icadı gibi Anadolu insanının tarihsel serüvenini gözler önüne seriliyor.

      Özellikle antik çağdan kalma birçok tarihi güzelliğiyle anılan ve Ege bölgesi’nde bulunan kralların kenti Bergama (Pergamon), ziyaretçilerini Anadolu’nun uygarlık tarihine bir yolculuğa çıkartıyor. İzmir’in şirin bir ilçesi olan ve geçmişi M.Ö. 7 ve 6’ncı yüzyıla dayanan Bergama, tarih boyunca birçok uygarlığa ev sahipliği yapması ve Ortaçağın önemli stratejik konumda bulunan şehirlerinden biri olarak dikkat çekiyor. Bergama, bu özellikleri nedeniyle 2014 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmeyi başaran antik kentlerden biri.

      bergamayi-her-yil-bir-milyon-insan-ziyaret-ediyor-1

      Bergama antik şehri çevresi Helenistik, Krallık dönemini, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemine ev sahipliği yaptığı için bu devletlerin izini taşıyan çok sayıda tarihi kalıntıyı da barındırıyor. Pergamon’un en önemli yapılarının yer aldığı Akropol, Bakırçayı’nın suladığı ovaya egemen bir tepenin üzerinde bulunuyor. Büyük bir kale görünümündeki Akropol’de antik Yunanistan’da yarı tanrılardan biri olduğuna inanılan Heroon’un adına inşa edilmiş yapılar bulunuyor. 

      KİTAPLAR KLEOPATRA’YA ARMAĞAN EDİLMİŞ
      Akropol’un içine inşa edilen Athena Tapınağı’nın kuzeyinde dört salonlu bir kütüphane bulunuyor. Burası Helenistik dönemin en büyük kitaplıklarından biri olarak kayıtlara geçmiş. Ancak Romalı asker ve devlet adamı Marcus Antonius, MÖ 41’de kitapların tümünü Mısır Kraliçesi Kleopatra’ya armağan etmiş.

      Akropol’ün en yüksek yerinde Pergamon krallarının sarayları yükseliyor. Ancak bu sarayların yalnızca zemini ve temelleri günümüze kadar ulaşabilmiş. Akropol’ün bir başka önemli tapınağı ise 25 basamakla çıkılan ve günümüzde sadece sütunları kalan Dionysos Tapınağı’dır. Yukarı Akropol’ün orta kısmında yer alan Asklepios Tapınağı’nın da yalnızca temelleri günümüze ulaşmış. Hekimlik tanrısı Asklepios adına yapılan tapınak, dinsel özelliklerinin dışında tıp alanında araştırma ve deneylerin gerçekleştirildiği bir okul olarak hizmet vermiş.

      bergamayi-her-yil-bir-milyon-insan-ziyaret-ediyor-2

      Dünyanın en büyük sunaklarından biri olduğu belirtilen Zeus Sunağı, Bergamalıların büyük zaferini sembolize ediyor. Heykelcilik sanatının ilk ve en güzel örnekleri, Bergamalılar tarafından bu büyük sunağın üzerine yapılmış. Ancak bölgede sunağın sadece temelleri kalmış. 

      M.S. 2. yüzyılda Roma İmparatoru Hadrianos tarafından Mısır tanrısı Serapis’e adanarak yapılan bazilikaya Serapis Tapınağı da deniyor. Bazilika kırmızı renkli tuğlalardan inşa edildiği için halk arasında Kızıl Avlu olarak biliniyor. 

      Dev Roma Tiyatrosu, amfiyatroları, stadyumları ve tümülüsleriyle tam bir açık hava müzesi olan Bergama’yı her yıl bir milyon insan ziyaret ediyor. Bu bölgede çıkartılan eserler ise Bergama Müzesi’nde meraklıları için sergileniyor.

      25.03.2015 TRT Türk