Şam’da bulunan Ulusal Müze’de çalışan uzmanlar, heykelleri yağmalanmaya ya da tahribata karşı korumak amacıyla daha güvenli bir yere gönderilmek üzere dikkatli bir biçimde sarıyor ve kutulara yerleştiriyor.

Suriye’nin Eski Eserler müdürü Maamoun Abdulkarim göreve atandığı 2012’den beri aklında tek bir şey olduğunu söylüyor: 2003’te Irak’ın işgalinde yaşanan kültürel miras yağmalamasının kendi ülkesinde yaşanmasını önlemek. Bu konudaki kararlılığını  “Bağdat Müzesi’nin ve Irak’ta bulunan arkeolojik alanların yağmalanmasını gösteren ve hala gözümün önüne gelen fotoğraflar, aynı şeyin benim ülkemde yaşanmasını önlemek için her şeyin yapılması gerektiğini kendime hatırlatmamdaki nedendir” diyerek anlatıyor. IŞİD’e bağlı cihatçılar tarafından yapılan ve geniş bir alana yayılmış kanunsuz kazılar, eserlerin ve dini alanların uğradığı tahribat bu konudaki hassasiyetin önemini gün be gün arttırıyor. Abdulkarim, 2011 yılında Suriye’deki bu karışıklık başlamadan önce kuzey Suriye’de bulunan, Bizans ve Roma dönemlerine tarihlenen 700 adet sözde Ölü Şehir için Fransızlarla ortaklaşa gerçekleştirilen projede yöneticilerden biri olarak görev almış.

Suriye bir milenyumu aşkın zamandır birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış ve hem artistik açıdan hem de mimari hazineler açısından oldukça zengin bir yer. Göreve atanmasından bu yana, Abdulkarim ve meslekdaşları Suriye’nin kültürel mirasını  215 bin insanın ölümüne neden olan karışıklıktan korumaya çalışıyor. Bu zamana kadar, 3 yüzbinden fazla eseri ve binlerce yazıtı yangınlardan, bombardımandan ve sellerden korumak amacıyla gizli noktalara taşımış durumdalar. Bu eserler toplamda 34 ayrı müzeden gelmekte. Bu eserlerin 80 bin tanesi ise sadece Şam Müzesi’nden. Belki de şu ana kadar yapılan en etkileyici kurtarma operasyonu ise geçen Ağustos’ta Deir Ezzor şehrinin doğusunda yapılan kurtarma.

Irak’ta bulunan Musul’un Temmuzda  IŞİD’in kontrolüne geçmesinden ve oradaki yıkımın başlamasından sonra Deir Ezzor’da bulunan 13 bin eserin oradan çıkartılması gerektiğine karar verilmiş. Şehrin çok büyük bir kısmı şu anda IŞİD kontrolünde ama havaalanı ve bazı bölgeler hala devletin kontrolünü altında bulunmakta. Deir Ezzor’daki Eski Eserler eski direktörü Yaarub al-Abdullah bütün eserleri sarmak için meslektaşlarıyla iki hafta boyunca çalıştığını, eserleri bir kamyona yüklediklerini ama yolda taramalı tüfek saldırısına uğradıklarını, kutuları ölü ve yaralı askerlerin arasından taşıyarak askeri uçağa yüklemeyi başardıklarını anlatıyor. Şu anda Ulusal Müze’nin başı olan Abdullah “çok kötüydü ama başardık” diye sözlerine devam ediyor.

Şam’a ger dönersek, Abdulkarim buradaki operasyona korku içinde devam ediyor. “Eserleri buradan çıkarmaya karar verdikten sonra tam bir hafta uyumadım” diyerek bu korkusunu belirtiyor. “Eğer uçak düşseydi, hem arkadaşlarımızı kaybedecektik, hem de 13 bin eseri kaybettiğimiz için hapse girecektik” diye de kocaman bir gülümseme eşliğinde ekliyor. Abdulkarim’e göre Suriye müzelerinde bulunan eserlerin yüzde 99’u kurtarıldı. Bunun tamamen kendisine karşı çıkanlar dahil olmak üzere 2 bin 5 yüz çalışanının sayesinde olduğunu eklemeden geçemiyor ve sözlerini  “kültürel mirasımızı korumanın annelerinin şerefini korumak gibi bir şeref meselesi olduğunu hissediyorlar” diye bitiriyor.

Yapılan her şeyde olduğu gibi eserleri kurtarmaya çalışmanın da bir bedeli var. Eserleri kurtarmak için çalışan bu çalışanlardan yüzlercesi savaşta hayatını kaybetmiş; bunların arasında asıl işlerini yaparken ölen beş kişi de var. Çok fazla uğraşmış olsalar da Abdulkarim binlerce eserin çoktan ülke dışına satılmış olduğundan korkuyor. Daha kötüsü ise yağmalanan ve yıkılan 300 arkeolojik alan ve 445 tarihi binanın durumu.  Bazı durumlarda hasar savaş sırasında meydana geliyor; bazı durumlarda ise kaçak kazılar ve hatta kuzey doğudaki Mari, Doura Europos, Apamee ve Ajaja’da, güney Dara’daki Yarmuk Vadisi’nde ve kuzeydeki Raqa yakınlarındaki Hamam’da olduğu gibi buldozerlerle alana girilmesinden dolayı meydana geliyor.

Müdürü olduğu Raqa’da bulunan Eski Eserler’den kaçarak kurtulan 39 yaşındaki Ayham al-Fakhry Suriye’nin zengin kültürel mirasının başına gelen ve geri dönüşü olmayan olayların yasını tutuyor. Durumun ciddiyetini “sadece insanlığı ve Müslümanlığı temsil eden mozoleleri yıkan IŞİD cihatçılarının barbarlıklarına değil, Lübnan, Irak ve Türkiye’den gelen ve bulunan eserleri yerel halktan satın alan mafya gruplarına da maruz kalıyoruz” diyerek anlatıyor.  “Bu mafya grupları eserler için ödedikleri paranın yüzde 20’sini IŞİD’e veriyorlar ve eserleri Avrupa’da satmak üzere deniz yoluyla ülkeden çıkartıyorlar” diye de durumun ne kadar kötü olduğunu anlatmaya devam ediyor. Suriye’den çıkan eserlerin kaçakçılığını önlemek için uluslararası projeler yapılsa da Abdulkarim ve meslektaşları Şam’daki yaptırımlar nedeniyle durumdan uzak kalıyorlar. “Kendimizi vebalı gibi hissettik. Kültürel miras üzerine ambargo uygulanabilir mi? O miras bütün dünyanın mirası” diyerek durumu açıklamaya çalışıyorlar.

Bütün bunlara rağmen, son zamanlarda bir çeşit değişime dair işaretler belirmeye başlamış durumda. Almanya ve Fransaya’ya çabalarından dolayı gönderilen davetiyeler ve Venedik’te verilen ödüller, Abdulkarim’e göre uluslararası grupların Suriye’de kültürel mirası kurtarmaya çalışanları farketmesini sağlamış. Abdulkarim  “Uluslararası seferberlik olmadan kültürel mirasın ve uygarlığın kurtarılması mümkün değil. Bu sadece bizim sorumluğumuz değil. Bu aynı zamanda bütün dünyanın sorumluluğu” diyerek sözlerine son veriyor.

27.03.2015 archaeologynewsnetwork.blogspot.com.tr