Cumartesi, Mart 25, 2017

Monthly Archives: Nisan 2015

by -
1105

Nepal’de Cumartesi günü meydana gelen büyük deprem, Katmandu Vadisi’ndeki UNESCO tarafından dünya mirası ilan edilmiş olan yedi alandan en az dördünde büyük tahribata neden oldu. Bunlardan üçünün kentin meydanları olduğu belirtiliyor.

Deprem yaşayanların anlattığına göre sadece yaklaşık bir dakika sürdü ama yüz yıllardır ayakta kalmış tarihi binalar yerle bir oldu.

Nepali Times gazetesinden Kunda Dixit BBC’ye yaptığı açıklamada, anıtların yeniden inşa edilebilecek olmasına rağmen, meydana gelen tahribatın kültürel anlamda hesaplanamayacak bir kayıp olduğunu söyledi.

Şimdiye dek Nepal’in en iyi korunmuş eski kenti olan Bhaktapur’da evlerin yarısının yıkıldığı, tapınakların yüzde 80’inin hasar gördüğü bildiriliyor.

deprem-nepalin-kulturel-mirasina-buyuk-hasar-verdi-1

Yıkılan yapılar arasında bir zamanlar başkent Katmandu semalarına hükmeden Dharahara kulesi de bulunuyor. Kuleden geriye şimdi sadece tabanı ve kısa bir bölümü kaldı.

1832’de Nepal’in ilk başbakanınca yaptırılan ve Bhimsen Kulesi olarak da bilinen bu alan, 200 basamaklı merdivenle çıkılan seyir balkonundaki manzara dolayısıyla turistlerin rağbet ettiği yerler arasındaydı.

Depremden hemen sonra ortaya çıkılan fotoğraflarda, UNESCO dünya mirası alanlarından biri olan, Katmandu’nun Eski Şehir’indeki Durbar Meydanı’nın da büyük hasar gördüğü izleniyor.

UNESCO, saraylar, avlular ve tapınaklar bütününden oluşan Durbar meydanını “Katmandu’nun sosyal, dini ve kentsel odak noktası” olarak nitelendiriyor.

deprem-nepalin-kulturel-mirasina-buyuk-hasar-verdi-2

16. yüzyıldan kalma tapınak yıkıldı
Bhaktapur ve Patan’daki Durbar meydanlarının da depremden büyük zarar gördüğü anlaşıldı. Bhaktapur’da meydanda bulunan ana tapınağın çatısını kaybederken, 16. yüzyıldan kalma, kumtaşından yapılma duvarları ve tepeleri altın kaplamalı pagodalarıyla ünlü Vatsala Durga tapınağı depremde yıkıldı.

Patan’daki 3. yüzyıldan kalma alanda bulunan yapılar da tahribata uğradı. Swayambhunath’ta 5. yüzyılda kurulan Budist tapınakların da tahrip olduğu öğrenildi.

Deprem sonrası video kayıtlarında tarihi binalardan birinin yıkılmış ön cephesi görülüyor. Ancak büyük bir sembolik önem taşıyan Budist heykel yıkılmadı.

Boudhanath anıtı ile Pashupatinath Hindu tapınağında da tahribat olduğu haberleri alınıyor. Bütün bu tarihi yapıların onarılıp onarılamayacağı henüz belirsiz.

Tarihçi Prushottam Lochan Shrestha, “Katmandu, Bhaktapur ve Lalitpur [Patan]’daki Dünya Mirası Alanı olarak kabul edilmiş anıtların çoğunu kaybettik. Bu yapılar yeniden özgün şekillerine kavuşturulamaz.” dedi.

Bununla birlikte, bölgede 1934 yılında meydana gelen daha da büyük depremde tahrip olan aralarında Dharahara kulesinin de bulunduğu yapıların çoğu onarabilmişti.

27.04.2015 bbc.co.uk

by -
1578

IŞİD’in dağıttığı belgeler, Sünni terörist grubun günlük hayat üzerindeki kontrolünün ne kadar genişlediğini ortaya koyuyor. IŞİD’in Irak ve Suriye’deki kontrolü artık doğum belgelerinden, aşılama programlarına, balıkçılık yöntemlerinden, kira anlaşmazlıklarına ulaşıyor. Üniversitelerin de IŞİD kontrolü altında olmasıyla, demokrasi ve politik düşünce, otel işletmeciliği, turizm ve arkeoloji bölümleri de artık ders vermiyor.

Araştırmacı Aymenn Al-Tamimi, CNN’le yaptığı görüşmede IŞİD’in resmi mührü olan duyuruları paylaştı.

Al-Tamimi CNN’e yaptığı açıklamada “Arkeolojinin yasaklanması şaşırtıcı değil. Bunu IŞİD’in antik eserleri tahrip  ve yok etmesinde de görüyoruz. IŞİD, İslam öncesi eserleri cehalet dönemi olan cahiliyenin kalıntıları olarak görüyor. Arkeolojiyle olan esas problemleri, bu disiplinin İslamiyette kesinlikle yasak olan puta tapınmaya dönüşmesi” diyor.

IŞİD geçen yaz Irak şehri Musul’u ele geçirdiğinde, IŞİD liderleri şehre istikrar getirebileceklerini göstermek için günlük hayatı en hızlı şekilde devam ettirmek istedi. Bu yüzden şehre girişlerinden 4 ay sonra hızlıca Musul Üniversitesi’ni tekrar açtılar.

Nitekim 18 Ekim 2014’te açılacağı bildirilen üniversiteleirn ders programı oldukça değişmişti. Gönderilen bildiride demokrasi ve politik düşünce, otel işletmeciliği, turizm ve arkeoloji bölümlerinin tekrar açılmayacağı söyleniyordu.

Al-Tamimi otellerin de kapatılarak kiraya verildğini ya da ev olarak ailelere verildiğini söyledi.

29.04.2015 Arkeofili Fotoğraf: Arşiv

by -
1699

İkinci yüzyıldan bu yana ayakta kalmayı başaran ve şimdilerde yok olma tehdidi ile karşı karşıya kalan tarihi Nemrut Tahtı için Urfa İl Kültür ve Turizm Müdür Vekili Aydın Aslan, tarihi yapıların çokluğundan bunaldığını belirtti ve ‘Şu anda 2 bin 500 tane tescilli yapı var. Hangisine bekçi koyayım’ dedi.

İkinci yüzyıldan bu yana ayakta kalmayı başaran ve şimdilerde yok olma tehdidi ile karşı karşıya kalan tarihi Nemrut Tahtı için Urfa İl Kültür ve Turizm Müdür Vekili Aydın Aslan, tarihi yapıların çokluğundan bunaldığını belirtti ve “Şu anda 2 bin 500 tane tescilli yapı var. Hangisine bekçi koyayım” dedi.

YOK OLMAYLA YÜZ YÜZE

Tarihsel birikimi ile birçok medeniyete beşiklik eden Urfa’da, uygarlıkların izlerini taşıyan tarihi yapıtlara gereken ilgi ve bakım gösterilmiyor. İkinci yüzyıldan bu yana ayakta kalmayı başaran ve kent merkezine yaklaşık 10 kilometre mesafede bulunan tarihi Nemrut Tahtı, yok olma tehlikesi ile yüz yüze bırakıldı. Tarihi alanda bulunan ve Süryani yazıtlarının nakşedildiği antik taşların üzerine kazılan isimler de, geçmişten günümüze kalan tarihi tahrip ediyor. Kazene köyüne yakın mesafede bulunan ve Nemrut’un mezarı olarak da bilinen tarihi yapıta gidebilecek herhangi bir yol götürülmüş değil. Tarihi mekana yaklaşık yarım saatlik yürüyüşle ulaşılabiliyor.

‘HANGİ BİRİYLE UĞRAŞALIM’

Tarihi yapının tahrip edilmesiyle ilgili DİHA’ya konuşan Urfa İl Kültür ve Turizm Müdür Vekili Aydın Aslan, bölgenin koruma altına alınmamasını arkeologların söz konusu alan ile çalışma yapmamasıyla gerekçelendirerek, “Nemrut Tahtı, çok geniş bir sit alanı. Burada kazı çalışması yapmamız için hiçbir arkeolog hocası gelip başvuruda bulunmuyor. Urfa’da 500 tane arkeolojik sit alanı var hangi birinde çalışma yapalım? 500 tane arkeolojik sit demek, 500 tane profesör demek” diye konuştu.
Tarihi mekanların çokluğundan da sitem eden Aydın, “Şu anda 2 bin 500 tane tescili yapı var. Hangisine bekçi koyayım. Nemrut’un Tahtı da 2 bin 500 sit alanından sadece biri” demesi dikkat çekti.

Nemrut Tahtı’nın Kültür Bakanlığı kayıtlarında “Deyr Yakup Manastırı” olarak geçtiğini söyleyen Aslan, tarihi mekana gidebilecek bir yol güzergahına ihtiyaç olduğunu da sözlerine ekledi.

28.04.2015 Evrensel

by -
1069

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, başkanlık sarayının hemen 100 metre yakınında bulunan bin 500 yıllık tarihî kilise kalıntısına tuvalet yaptırıyor. İBB Meclis Üyesi Hüseyin Sağ, işçilerin üzerinde İBB yeleği olduğunu dolayısıyla çalışmadan belediyenin haberi olduğunu ileri sürdü.

Roma döneminden kalma Hagios Polieuktos Kilisesi, İstanbul’un göbeğinde Büyükşehir Belediyesi’nin hemen yanı başında bulunuyor. Tarihî geçmişi bin 500 yıl öncesine dayanan ve bugün sadece bazı duvar kalıntıları olan kilise içine tuvalet yapılacak olması Büyükşehir Belediye Meclisi’nin gündemine getirildi. Meclis üyesi Hüseyin Sağ, kilise harabesinin son durumu ve yapılan ihalenin detayları hakkında bilgi almak için yazılı soru önergesini İBB Meclisi’ne sundu. Sağ, “İnşaatın izni, ruhsatı yok. İnşaat alanında tek bir tabela yok. Burayı yaptıranın İBB’ye bağlı Sağlık AŞ olduğunu öğrendik; ama ihalesi ne zaman yapıldı, müteahhit firma kim bilmiyoruz.” şeklinde konuştu. 14 Nisan 2015 Salı günü parkın önünden geçerken içinde inşaat çalışması gördüğünü söyleyen Hüseyin Sağ, “Yapılan tuvaletin kilise harabesine ve İBB başkanlık binasına uzaklığı elli metre. Burada çalışanlara sorduğumda yapılan inşaatın bir tuvalet olduğunu öğrendim. Tuvalet tamamen yıkılmış, yıkıntılar arabaya yükleniyordu. Çalışanlara sorduğumda, Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü’nün bir müteahhit firmaya ihale ettiğini öğrendim.” dedi. Yıkıntıları yükleyen çalışanların tepki çekmemek ve olayı perdelemek için İBB yelekleri giydiğini aktaran Sağ,  tepkisini şöyle dile getirdi: “Ben de içeri girip baktığımda yeni duvarlar örülerek tuvaletin genişletildiğini gördüm ve şu an bile çalışma devam ediyor. Arkeolojik Sit Alanında bir metre kazınca tarihî kalıntı çıkıyor. Müzeler müdürlüğü yetkilisi nerede? Bu çalışmanın belediyemize 50 metre mesafede olması ve görülmemiş olması da oldukça manidardır.”

Sağ, ayrıca konu hakkında bilgi almak için üç gündür imar müdürü ve yardımcılarına ulaşmaya çalışmasına rağmen toplantıda oldukları gerekçesiyle ulaşamadığını aktardı. İBB Meclisi’nin 2015 yılı Nisan ayı toplantılarında CHP’li üyelerin de desteklediği yazılı soru önergesinde şu sorulara yer verildi: “Arkeoloji parkında yapılan inşaat ihalesi ne zaman ve hangi müdürlük tarafından yapılmıştır? Katılımcı firmalar hangileridir? İhale tutarı ne kadardır? Yapılan inşaat için gerekli mercilerden izinler alınmış mıdır? Alınmış ise örneklerinin tarafımıza verilmesini arz ederiz.”

bizanstan-kalma-hagios-polieuktos-kilisesi-alanina-tuvalet-yapiliyor-1

Doğu Roma döneminden kalma Hagios Polieuktos Kilisesi, 2 bin 500 metrekarelik bir alana sahip. Kilisenin MS 524 ve 527 yılları arasında yapıldığı belirtiliyor. Tarihî eserlerin bir kentin zenginliği olduğunu söyleyen mimar Korhan Gümüş, ayrım yapmadan hepsinin korunması gerektiğini vurguladı. İstanbul suriçinin  bütünüyle arkeolojik alan olduğunu vurgulayan Gümüş, kilise kalıntısının da tescilli eser olduğunu vurguladı. Gümüş, şöyle konuştu: “Sit alanındaki her türlü müdahale bağımsız kurumların gözetiminde yapılmalı. Park olarak kullanılırken de tarihî kalıntılar erozyona uğruyordu. Belediye UNESCO’nun talebiyle arkeolojik alanları yönetecek yönetim planı hazırlattı. Tarihi yarımada yönetim planı için dünyanın parası harcandı. Bir taraftan da tarihî yerlerdeki uygulamaları plana bakmadan yapıyor.”

29.04.2015 Zaman

by -
1277

Kozan ilçesine bağlı Dilekkaya köyü yakınlarındaki Anavarza Antik Kenti’nde bulunan ve döneminin en büyük anıtsal şehir kapıları arasında gösterilen zafer takı, turizme kazandırılacak.

Anavarza’daki kazı ve araştırma çalışmalarının bilimsel danışmanlığını yapan Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Fatih Gülşen, AA muhabirine yaptığı açıklamada, zafer takının, 22,5 metre genişliği, 10,5 metre yüksekliği ve 5,60 metre duvar kalınlığıyla antik dünyanın en büyük anıtsal şehir kapıları arasında yer aldığını söyledi.

Romalıların, 3. yüzyılda Perslere karşı kazandığı zaferin anısına Roma İmparatorluğu’nun doğudaki ordugah kenti olan Anavarza’ya zafer takı inşa ettirdiğini belirten Gülşen, “Büyük bir kısmı hala ayakta olan zafer takını turizme kazandırmak amacıyla restitüsyon çalışmaları sürüyor. Restorasyon aşamasına gelindi. Antik dünyadan günümüze miras kalan anıtsal şehir kapısını bir yıl içinde orijinal görüntüsüne getirmeyi planlıyoruz” dedi.

Gülşen, zafer takından düşen 502 blok taşın yerlerine konulacağını ifade ederek, sanat harikası olan anıtsal kapının, üç kemerli olarak inşa edildiğini bildirdi. 

Gülşen, şöyle devam etti:

“Batı kemeri, başlangıç kavisinin bulunduğu kısımdan yıkılmış, ortadaki ana kemer ile doğudaki kemer ayakta. Yıkılmış ve eksik bloklarının çizimlerini tamamladık. Anıtsal kapıdan düşen parçaları tek tek numaralandırıp lazer taramasından geçirdik. Restorasyon aşamasında bu parçaları yerine yerleştireceğiz. Zafer takı, kaliteli işçilikle inşa edilmiş, yapımında düzgün tıraşlanmış dörtgen kireç taş, mermer ve granit, kemer kavislerinde ise daha sert ve kaliteli kalker kullanılmış. Korint başlıklarla süslenmiş, sütunlu, pilasterli (dört köşeli sütun) nişlerin (İçerisine heykel konulan mihrap benzeri girinti) içlerinde heykel düzenlemeli, anıtsal ölçülerde ki devasa ve benzersiz bir yapı. Taşıdığı bu özellikler nedeniyle, bugün Çukurova olarak adlandırdığımız bölgede tek, ülkemiz sınırları içerisinde ise bir kaç anıtsal şehir kapısından biridir.”

Zafer takının, 34 metre genişliği, 2 bin 700 metre uzunluğundaki çift şeritli caddeye açıldığına dikkati çeken Gülşen, “Anavarza Antik Kenti’deki kazı ve araştırmalar için bakanlığımız 1 milyon lira ödenek ayırdı. Zafer takının ayağa kaldırılması kazı ve araştırma çalışmalarımızın en önemli ayaklarından birini oluşturuyor. Çalışmaları, 10’u teknik personel 45 kişilik ekiple yürütüyoruz. Çalışmalarımıza büyük destek veren Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik ile bakanlık yetkililerine ve Adana Valiliği ile Çukurova Üniversitesi’ne teşekkür ediyorum” dedi.

28.04.2015 Memleket

by -
2122

Boğaziçi Üniversitesi’ne bağlı olarak kurulan Bizans Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi, Bizans uygarlığı ile ilgili çalışmalarda bulunacak.

Boğaziçi Üniversitesi Bizans Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği Resmi Gazete’de yayımlandı.

Yönetmelikle, Merkezin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlendi.

Buna göre, Türkiye’de Bizans uygarlığı ile ilgili çalışmaların gelişimine katkıda bulunmayı ve halihazırda yapılan araştırmalar için bir platform işlevi görmeyi hedefleyen merkezin diğer amaçları ise şöyle:

“Üniversitenin bünyesinde Bizans tarihi, kültürü, sanat ve mimarlık tarihi, arkeolojisi konularındaki akademik birikimi uluslararası bir ortama taşıyarak geliştirmek, Bizans tarihi, kültürü, sanat ve mimarlık tarihi, arkeolojisi konularında Üniversitede verilen eğitimin geliştirilmesini desteklemek ve teşvik etmek; yurtiçi ve yurtdışındaki diğer üniversitelerle bu konularda ortak çalışma ve araştırmaları geliştirmek, Bizantoloji alanında uzmanlığın altyapısını teşkil eden ve halen Üniversitede verilen Latince, Eskiçağ ve Ortaçağ Yunancası eğitiminin geliştirilmesini desteklemek ve teşvik etmek; gelecekte bu dillerin yanı sıra Bizans dönemi paleografya, nümizmatik, kodikoloji gibi konularda eğitimi desteklemek, araştırma, inceleme, koruma, uygulama ve geliştirme projelerine ön ayak olmak ve bu projelerin gerçekleşmesi için Kültür Bakanlığı ve Türk Tarih Kurumu başta olmak üzere sivil toplum kuruluşları ve diğer kurumsal birimlerle işbirliği yapmak.”

-MERKEZİN FAALİYET ALANLARI-

Merkez amaçları doğrultusunda şu faaliyetlerde bulunacak:

“Düzenlenecek ulusal ve uluslararası konferanslar, çalıştaylar, konuşma dizileri, seminerler ve bunların yayınlanması aracılığı ile Bizans çalışmaları sahasındaki araştırmaları desteklemek, ulusal ve uluslararası kuruluşlarla işbirliği ve ortak projeler yapmak, Bizans tarihi, kültürü, sanat ve mimarlık tarihi, arkeolojisi konularında uygulamalı eğitim ve araştırma çalışmaları yürütmek ve yayınlanmasını desteklemek, Bizans kültürel mirasını belgelemeye ve korumaya yönelik çalışmaları ve projeleri desteklemek ve geliştirmek, Bizans tarihi, kültürü, sanat ve mimarlık tarihi, arkeolojisi konularında bilimsel ve akademik işbirliğinin gelişmesini teşvik etmek; bu amaçla Türkiye’de ve diğer ülkelerde yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin, doktora sonrası araştırmacıların ve öğretim üyelerinin bilimsel alışveriş ve hareketliliğine katkıda bulunmak.”

Bizans Çalışmaları Araştırma Merkezi’ne http://byzantinestudies.boun.edu.tr/index.php adresinden ulaşabilirsiniz.

26.04.2015 kamugundemi.com

by -
1312

The Independent, Suriye’den IŞİD militanlarınca tarihi eserlerden ‘para edenleri’nin Türkiye üzerinden yurt dışına çıkarıldığını belgeledi. Haberde kaçakçılığın merkezi olarak Gaziantep gösteriliyor.

Suriye’deki iç savaş tarih ve kültür mirasının da yağmalanmasının yolunu açtı. Bu yağmanın en önemli transit rotası Türkiye’den geçiyor. The Independent gazetesinin son araştırma haberi, Gaziantep kentinin kaçakçılığın merkezi haline geldiğini ve terör gruplarının elde ettiği karları ortaya koydu. Independent muhabiri Isabel Hunter, alıcı kılığına girerek tarihi eser kaçakçılarıyla ‘antika anlaşmalarının ana merkezi’ diye nitelediği Gaziantep’te bir apartman dairesinde görüştü. Hunter haberinde ‘Hani’ kod isimli kaçakçının hiyerogliflerle kaplı 4 bin yıllık bir kireçtaşı tabletini laptop çantasından sıradan bir eşyaymış gibi çıkarttığını anlattı. Hunter, kaçakçıların çoğunun Türk olmasına karşılık ‘Hani’nin Suriyeli olduğunu ve ‘Londra’daki patronuna’ anlatması için ellerindeki ‘hazineleri’ sergilemekten çekinmediklerini ekledi. Hunter’a da 13. yüzyıldan kalma Hıristiyan elyazmalarının fotoğrafları ile Farmason ikonografisinin yer aldığı bir kitap gösterilmiş. İki kaçakçıya bakılırsa elyazmaları şu anda Almanya’da, kitap ise ‘İsveç’te turda’.

Kataloglar cepte

Risklerini azaltmak için kataloglarını cep telefonlarına yükleyen kaçakçılar “Ne istiyorsanız size buluruz. Sadece resimlere bakıp istediğinizi söyleyin” demişler. Hunter, resimlerde deri ciltli elyazmaları, Aramice ve Yunanca belgeler, Davut yıldızının bulunduğu eşyalar, afrodizyak özellikleri olduğu öne sürülen antik Mısır parfümlerini görmüş. Aralarına katılan ‘Tarık’ isimli bir başka kaçakçı ise dünyada sadece 30 örneği bulunduğunu öne sürdüğü ve 300 bin dolar fiyat biçtiği Atina sikkeyi göstermiş.

IŞİD’e yüzde 20

Kaçakçılar bu ticaret için IŞİD’den izin aldıklarını aktarıyorlar. Bir kaçakçı, “Mücevher yahut altın bulursak IŞİD yüzde 20 alıyor. Resmi fiyat bu. İzni bir kere aldın mı tamam” deyip ekliyor: “Heykel bulursak IŞİD onu yok edecek diye saklıyoruz.”

Eski eseleri kaçırma rotalarına gelince; ABD Dışişleri Bakanlığı ile Amerikan Oryantal Araştırmalar Okulu’nun desteklediği Suriye Mirası Girişimi (SHI) milyonlarca dolarlık bu kaçakçılığın durdurulması için daha sıkı kontrol için uğraşıyor.

Sahte belge İtalya’dan

SHI’dan Michael Danti, eserlerin bir kere Türkiye’ye getirildikten sonra Mersin, Antalya yahut İzmir’den çıkarıldıklarını söylüyor. Danti, Kıbrıs üzerinden çıkarılanların sahte belgelendirmelerinin İtalya, Yunanistan ve Portekiz’de yapıldığını belirtiyor. BM, Suriye’nin tarih mirasının yağmalanmasını ‘kültürel soykırım’ diye nitelemişken, kültürel kurumlarla Interpol’ün çabaları da işe yaramıyor.

27.04.2015 Cumhuriyet

by -
1055

Kırklareli’nde 22 yıldır devam eden Aşağıpınar arkeolojik kazılarında bu dönem, MÖ 6 binli yıllara ait tarım kalıntılarının gün yüzüne çıkarılması hedefleniyor.   

Kazı Başkanı,  İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Prehistorik Bölümü Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Özdoğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bu yılki kazılara temmuzda başlayacaklarını söyledi.

Dört yıldır Trakya’daki ilk tarım topluluklarını araştırdıklarını ve elde ettikleri bulguların önemli olduğunu belirten Özdoğan, şöyle konuştu:

“Buradaki çalışma, son yıllarda dünyada da heyecanla izlenir hale geldi. Trakya’da tarım kalıntılarını gün yüzüne çıkarmanın heyecanını yaşıyoruz. Kazılar uzun yıllardır kesintisiz devam ediyor. Bu yılki kazı çalışmalarımızda MÖ 6 binli yıllara ait ilk tarım kalıntılarını gün yüzüne çıkaracağız. Tarih öncesi kültürleri gün yüzüne çıkarmak için çalışıyoruz.”

Özdoğan, geçen yılki çalışmalarında tarımla uğraşan ilk insanlara ait birçok bulguya ulaştıklarını vurguladı.

Bulguların kendilerini heyecanlandırdığını aktaran Özdoğan, “Geçen yılki çalışmalarımızda 6 bin yıl önce de insanların süt ürünlerini kullandıkları kesin olarak ortaya çıktı. Sütü kaynattıklarını gördük. Kap kacak gibi birçok bulguya ulaştık” diye konuştu. 

Özdoğan, kazıların yaklaşık 3 yıl içinde tamamlanacağını, bu dönemki kazılarda Aşağıpınar’ın en alt tabakasına ulaşmayı hedeflediklerini kaydetti.

– “Açık hava müzesine dönüştürülecek”

Özdoğan, kazı çalışmalarının tamamlanmasının ardından bölgenin açık hava müzesine dönüştürüleceğini söyledi.

“Kültürel Miras Projesi” kapsamında yapacakları açık hava müzesinin yanı sıra, bölgedeki “samanlık müzeleri”nin sayısını arttırmak istediklerini belirten Özdoğan, burada jeolojik dönemden, cumhuriyet dönemine kadar olan yaşamın anlatılacağını ifade etti.

Kırklareli Kültür Varlıkları Derneği Başkan Yardımcısı Atila Biçer de kazı alanından elde edilen eserlerin maketleri ve MÖ 6 binli yılların yaşam tarzlarına ilişkin bulguların sergilendiği samanlık müzelerinin, yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çektiğini belirtti.

İlginin her geçen gün arttığını anlatan Biçer, “Aşağıpınar kazıları, Kırklareli’nin tanıtımı açısında çok önemli. Kazıları tüm dünyada tanınmış durumda” ifadelerini kullandı.

27.04.2015 Radikal Fotoğraf: Arşiv

by -
1631

Yozgat’ın Sarıkaya İlçesi’ndeki tarihi Roma Hamamı kalıntılarının bulunduğu alan kazıldıkça yeni bulgular ortaya çıkmaya devam ediyor. Sarıkaya ilçe merkezinde, halk arasında ‘Kral Kızı ve Roma Hamamı’ olarak bilinen Anadolu’nun ilk termal tedavi merkezi ‘Basilica Therma’nın bulunduğu alanda yapılan kazılarda yeni bulgular ortaya çıkarken, kazı alanı genişletiliyor.

Yaklaşık 3 bin yıldan bu yana şifalı sularıyla insanları tedavi eden Roma Hamamı’nın bulunduğu alanda bugüne kadar yapılan kazı çalışmalarında 3 ayrı havuz ortaya çıkartıldı. Büyük havuzun bulunduğu bölgede gerekli düzenlemelerin yapılarak bu yıl turist kabulüne başlanacağı bildirildi. Yozgat Valisi Abdulkadir Yazıcı, Anadolu’da Roma döneminden kalma hamamların bulunmasına karşın, Yozgat’taki Roma Hamamı’nın halen şifalı termal kaynağının kesintisiz akıyor olmasının bir ayrıcalık olduğunu söyledi.

Roma Hamamı’nın altından çok büyük eser ve bölümlerin olduğunun tahmin edildiğini ifade eden Vali Yazıcı, “Gelen bir sel Roma Hamamı’nın bulunduğu alanı kapatmış, dolayısıyla tahrip edilmeden günümüze kadar gelmiş. Bugüne kadar yapılan kazılarda üç ayrı havuza rastlandı. Kazdıkça yeni bulgular ortaya çıkıyor, o nedenle kazı alanı genişliyor, kamulaştırma yapılıp, çevredeki binaları yıktırıyoruz” dedi. Sarıkaya Belediye Başkanı Ömer Açıkel ise, 2010 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığının başlattığı bir projeyle tarihi Roma hamamının ülke turizmine kazandırılması amacıyla başlatılan kazı çalışmalarının devam ettiğini söyledi. Yozgat Valiliği ve İl Özel İdaresi ekiplerinin Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü arkeologları tarafından yürütülen çalışmalara destek verdiklerini kaydeden Açıkel, “Roma hamamının önünde böyle bir havuz çıktı, arkada iki havuzumuz daha var. Burası yapı itibarı ile 2000-3000 yıllık bir tarihi geçmişe sahip. Dünyanın bilinen en eski termal tedavi merkezlerinden biri olduğu bilimsel çevrelerce kabul ediliyor” diye konuştu.

Başkan Açıkel, hem Roma İmparatorluğu’nun gücünü temsil eden boğa başı, hem de sağlık figürünü temsil eden dili dışına çıkmış bir yılan figürünün de kalıntılar arasında bulunduğuna dikkat çekti. Açıkel, şöyle dedi: “Bu Roma askerinin güç depoladığı, insanların da güzelleşmek için termal tedavi görmek maksadıyla girdikleri bir tesis. Bu şekilde ayakta kalan nadir yapılar bildiğimiz kadarıyla dünyada iki yerde var. Bunlardan birisi Türkiye’nin tam ortasında yer alan Sarıkaya ilçemizdedir. Sarıkaya’daki bu çalışmalardan sonra bu sene valilik onayıyla ön tarafının turizme açılması söz konusu. Bütün hemşehrilerimizi, Sarıkayalıları, Yozgatlıları, tarih severleri hem de şifa bulmak isteyenleri buraya davet ediyoruz. Bu sene turistleri kabul etmeye başlayacağız. Yozgat’ın da turizm cenneti olacağını iddia ediyoruz. Çünkü Pamukkale’den Kapadokya’dan ya da başka yerlerden aşağı kalır yanı olmadığını düşünüyorum. Suyumuzun Türkiye’nin en şifalı suyu olduğunu iddia ediyoruz. Aksini iddia edenleri ispatına davet ediyoruz.”

17.04.2015 Sabah

by -
1663

Atalarımızın yamyamlığıyla ilgili şüpheler artık ortadan kalkıyor. İngiltere’nin Somerset bölgesindeki Gough Mağarası’nda 1992’de yapılan kazılarda bulunan kalıntılar bir grup insanın kesilip yendiğini gösteriyor. Bilim insanları burada bulunan kemikler üzerindeki izleri incelemeye devam ediyor. Kemiklerin hangi döneme ait olduğunu bulmak için radyoaktif karbon izotoplarına bakılıyor.

İnsan ve hayvan kemiklerini içeren kalıntıların 15 bin yıl önceye ait olduğu tahmin ediliyor. Londra’daki Doğal Tarih Müzesi’nden Silvia Bello, incelemeler sonucunda kemiklerin önceden tahmin edilenden çok daha fazla işlemden geçtiğini tespit ettiklerini belirtiyor. Bello, etlerin kemikten sıyrılması, süngersi kemiklerin kırılması, ilik çıkarma ve çiğneme işlemlerini kemikler üzerinde şüpheye yer bırakmayacak şekilde gördüklerini söylüyor.

modern-insanlar-15-bin-yil-once-birbirini-yiyordu-1

En korkunç olanı ise kemikler üzerindeki diş izleri.
Bu bulgular yamyamlığın atalarımız açısından normal bir davranış olduğunu gösteriyor. Ayrıca kafataslarıyla da oynandığı, bazılarının başlık haline getirildiği belirtiliyor. Araştırmayı yürüten ekipten Londra UCL Üniversitesi’nden Simon Partiff, bu döneme ait gömütlerin nadir olduğunu ve birçok kazı alanında başka atıklarla karışmış insan kalıntılarına rastlandığını söylüyor. Yapılacak daha ayrıntılı araştırmalarla yamyamlığın insanlar arasında ne kadar yaygın olduğunun ve ritüellerin ardından insan kurban etmenin gelenek olup olmadığının tespit edilmesi planlanıyor.

17.04.2015 bbc.co.uk