Meksiko’nun yakınındaki Tlatelcomila şehrinde MÖ. 700-500 yılına tarihlenen kemikler burada yaşayanların yamyamlık yaptığını gösteriyor. Mezoamerika’nın Klasik Öncesi Dönemi’ne tarihlenen kemiklerde kesik izleri ve yüzlerde tahrip görüldü, ve yüksek ısıya maruz kaldığı fark edildi. 18 erkek, kadın ve çocuğun parçalar halindeki kalıntılarında etlerinin kesildiğine ve ölüme yakın bir zamanda kemiklerinin kırıldığına dair kanıtlar var.

Archaeometry (Arkeometri) dergisinde yayınlanan makalede araştırmacılar, kimyasal ve fiziksel inceleme yöntemleri kullanarak bu insanların etlerinin nasıl muamelere maruz kaldığını ve nasıl pişirildiğini araştırdı.

ÖRNEKLERİN ALINDIĞI İNSAN KEMİKLERİ
Bulunan kemiklerin çoğunda hafif bir sarı ya da kırmızı renk görülüyordu. Arkeologlar da kemiklerin düşük bir ısıda mı pişirildiğini, kasıtlı olarak mı renklendirildiğini, yoksa rengin belli bir pişirme yönteminden mi kaynaklandığını merak ediyordu.

Uzmanlar insan kemiği örneklerini incelemk için X ışını kristalografisi, taramalı elektron mikroskobu, geçirimli elektron mikroskobu, atomic kuvvet mikroskobu, ve kızılötesi spektroskopisi kullandı.

ETİ PİŞİRME YÖNTEMİNE GÖRE FARKLI RENKLER
Bu kimyasal analizler sonunda araştırma başkanı Trujillo-Mederos ve meslektaşları bütün kemiklerin pişirildiğini kanıtlamakla kalmadı, ayrıca kemiklerin bazılarının kızartıldığını, bazılarının da haşlandığını gösterdi. Hem haşlamanın hem de kızartmanın Mezoamerikan ritüel yamyamlık (anthropophagy) geleneğinde görüldüğünü belirten yazarlar, bu yüzden böyle iki farklı pişirme yöntemi olmasını çok şaşırtıcı bulmadı.

Fakat kemiklerin rengi hala ateşte kızartmak ya da suda haşlamakla açıklanamıyordu. Bazı örneklerde, ölüm sonrasında kemiklerin zencefille ovulması kemikte kırmızı ya da sarı bir renge neden oluyor.

Yapılan analizler ise kemikte renklerin ölümden sonra değil, ölümün gerçekleştiği dolaylarda ortaya çıktığını gösteriyordu. Kızartılmış kemiklerde “etin suyu kemiğin etrafında toplanıp içine az oranda nüfuz etmiş.” Yani “Isı yükseldikçe etten çıkan kan kırmızı lekelere neden olmuş” diyor araştırmacılar.

Haşlanmış kemikler ise sarının farklı tonlarına sahipti. Bu da düşük ateşte, annatto (renkli bir baharat), pipian (bir tür balkabaği) ya da şili biberi gibi renkli malzemelerle pişirildiğini gösteriyor. Bu baharatlar “karotenoid” adı verilen ve yemekleri, kumaşları, saç ve hatta kemiği boyamak için kullanılan biyolojik pigmentlerle doludur.

Bu sonuçları test etmek için araştırmacılar bir inek kemiğini annatto çözeltisi içinde haşladılar. Annatto günümüzde de hala Meksika mutfağında kullanılıyor. Araştırmacılar bu deneyin sonucuyla ilgili olarak “Haşlama sonucu inek kemiğinde, arkeolojik kemiklerde görülenle aynı renk ortaya çıktı. Bu da kemik yüzeyi renginin, baharatlı yemekler pişirilmesine bağlı olduğunu gösteriyor” diyor.

Araştırmacılar, kemiklerin renklerindeki farkların, Mezoamerika’da kullanılan tariflerdeki farklılıklara bağlanması gerektiği sonucuna varıyor. Tlatelcomila haşlanmış kemiklerinin yüzey renginin sıcaklık, pişirme süresi, ve sudaki diğer malzemelerle açıklanabileceğini belirtiliyor.

Araştırma Meksika’daki antik yamyamların insan etini hazırlamak için kullandıkları tariflerle, mısır ya da diğer normal yemekler için kullandıkları tariflerin aynı olduğunu önerdiği için de önemli.

MEKSİKA’DA ANTİK ZAMANDA YAMYAMLIK
Tlatelcomila’da bulunan kemiklerin hangi insan grubu tarafından hazırlanıp yendiği bilinmese de, bu Meksika’da bulunan ilk yamyamlık kanıtları değil.

Söylentilere göre Xiximes isimli bir kabilenin üyeleri, eğer düşmanlarının ruhunu tüketirlerse, vücutlarını yerlerse, ve kemiklerini ağaçlardan asarkarsa, o yıl iyi bir hasat yapacaklarına inanıyordu. 2011’de bir grup araştırmacının keşfettiği pişirilmiş ve oyulmuş insan kemikleri bunun sadece bir söylenti ya da abartı olmadığını kanıtladı. Keşfedilen pişmiş ve oyulmuş kemikler MS 1425 yılına tarihleniyordu.

Tlatelcomila’da bulunan kemikler bu tarihten çok daha eskiye, MÖ 700-500 yıllarına tarihleniyor. Bu da bu korkunç geleneğin çok uzun bir tarihi olduğunu akla getiriyor.

25.05.2015 Hürriyet