Cuma, Mart 24, 2017

Monthly Archives: Temmuz 2015

by -
939

Çanakkale’nin Biga ilçesine bağlı Kemer köyünde yer alan Parion Antik Kenti’nde, 2 bin 700 yıllık tarihi ortaya çıkarmak için sürdürülen kazılarda 11. sezon başladı. 2005 yılında başlayan kazı çalışmalarında, bu yıl arkeojeofizik haritası çıkarılacak.

Kazı başkanlığı değişikliği ve bunun resmi prosedürünün uzun sürmesi sebebiyle öngörülen çalışma planından yaklaşık bir ay geç başlandı. Ana sponsorluğunu İÇDAŞ A.Ş.’nin sürdürdüğü kazılar, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü öncülüğünde 23 Temmuz’da başladı. 2015 yılı kazı ve restorasyon çalışmalarına, Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyelerinden Doç. Dr. Vedat Keleş başkanlık ediyor. Karamanoğlu Mehmet Bey Üniveristesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. H.Ertuğ Ergürer ise başkan yardımcılığını yapıyor. Kazılara, bakanlık temsilcisi olarak Çanakkale Arkeoloji Müzesi’nden Ayşenur Bozkurt ve Tokat Müzesi’nden Hülya Aydın ile 20 arkeolog, bir epigraf, dört makine mühendisi, bir metalurji mühendisi, dört arkeojeofizikçi, üç mimar, bir mimar–restoratör, sekiz restoratör–konservatör, çeşitli üniversitelerden 21 öğrenci ve ana sponsor desteğiyle sağlanan 70 işçi katılıyor.

Eylül sonuna kadar devam etmesi planlanan kazılarda güney nekropolis, tiyatro, yamaç hamamı, Roma hamamı, agora ve dükkanlar, sondaj 8, tümülüs, odeion ve mozaikli yapı olmak üzere dokuz sektörde çalışılması düşünülüyor. Geçmiş yıllarda oldukça önemli buluntular veren Parion kazılarında bu yıl, tiyatroda orkestranın ortaya çıkarılması hedefleniyor. Yamaç hamamında vestibulum (giriş) bölümünün kazılması ve antik caddenin devamının ortaya çıkarılması, Roma hamamında geçen yıl bırakılan yerden yapının ana hat planının belirlenmesi, agora ve dükkanlarda yine geçen yıllarda ortaya çıkarılan sıralı mekanların devamının ortaya çıkarılması da hedefler arasında yer alıyor. Odeionda yapının etrafının tamamen kazılarak planının tam olarak ortaya çıkarılması ve bu yapıyla ilgili proje safhasına geçilmesi düşünülüyor. Güney nekropoliste geçen yıl ortaya çıkarılan oda mezarların bulunduğu alandaki faaliyete devam ediliyor.

Doç. Dr. Keleş, bu yıl arkeojeofizik haritasının çıkarılması çalışmalarının yapılacağını belirterek, “Avusturya’dan Süleyman Sırrı Seren ve ekibi tarafından, kentin arkeojeofizik haritasının ortaya çıkarılması çalışmalarını gerçekleştireceğiz. Gelecek yıllarda yapılması planlanan arkeolojik kazıların daha sağlıklı gerçekleştririlmesi açısından oldukça önemli olan bu çalışma, ayrıca şu anda arkeolojik bir sorun olarak karşımızda duran, ‘Erken dönem Parion nerede?’ sorusuna cevap bulmamıza da katkı sağlayacaktır.” dedi.

Arkeoleofizik haritası, Parion gibi büyük antik kentlerin yollarından yapı duvarlarına kadar pek çok alanın yerleşimini ve ilerleme yönünü ortaya koyuyor. Bir anlamda kentin fotoğrafı çekilmiş oluyor. Restorasyon ve konservasyon çalışmalarına da büyük ağırlık verilecek. 2015 sezonu çalışmalarında, odeion orkestrasının üzerindeki koruyucu örtü kaldırılarak, ortasında yer alan opus sectile bezemesi üzerinde koruma çalışmaları yenilenecek. Yamaç hamamında bulunan laconicum bölümünde koruma çalışmaları, tiyatroda ise bazı bölümlerde temizlik ve duvar sağlıklaştırması çalışmaları yapılacak.

31.07.2015 haberler.com

by -
1047

UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alan Karabük’ün Safranbolu ilçesinde kaya mezarları, turizme açılarak korunacak.

Yaklaşık 3 bin yıllık tarihi geçmişinde pek çok uygarlığa ev sahipliği yaparak önemli kültürel zenginliklere sahip olan, özellikle Osmanlı döneminden kalma han, hamam,  cami , çeşme, köprü ve konaklarla öne çıkan Safranbolu’da birçok kaya mezarı bulunuyor. 

Karakoyunlu, Gündoğan ve Üçbölük köyleri ile Soğanlı Çayı Vadisi’nde rastlanan kaya mezarları, görenlerin ilgisini çekiyor.

Kaya mezarları, defineciler tarafından zaman zaman tahrip ediliyor
Safranbolu Kaymakamı Murat Bulacak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kaya mezarlarından bazılarının, içerisinde ölen kişilere ait değerli eşyalar bulunduğu gerekçesiyle defineciler tarafından tahrip edildiğini söyledi. Bu tahribatı önlemek adına birçok çalışma yaptıklarını ifade eden Bulacak, “Kaya mezarlarını hem koruma hem de turizme kazandırma adına başlatılan çalışmalarımız devam ediyor. Bunların hepsi tespit edilip kayıt altına alınmıştır. Birçoğu ulaşımı kolay olmayan kırsal alanda yer almaktadır. Bu nedenle çalışmalara ulaşım konusunda adım atarak başladık” diye konuştu. 

“Turisti çekecek çalışmalar yapıyoruz”
Kaya mezarlarında yaratılan tahribat nedeniyle çalışmalarının içinde koruma girişimlerinin de bulunduğunu aktaran Bulacak, “Öncelikle bu değerlerimizi bölge halkımız ve köylülerimiz koruyacak. Biz turisti çekecek çalışmalar yapıyoruz. Bu çalışmalar tamamlandığında mezarlarımızı turizme açarak korumuş olacağız. Sürekli sirkülasyonun olacak bu bölgede defineciler tahribat yaratamayacak” değerlendirmesinde bulundu.

“Bu mezarların her biri tarihe ışık tutuyor”
Üçbölük Köyü Kültür Merkezi sorumlusu Recai Demiröz de köylerinde ve çevresindeki yerleşim yerlerinde çok sayıda kaya mezarı bulunduğunu, bunların 2 bin 500 yıl öncesine ait olduğunun tahmin edildiğini aktardı.

Köyde bir de kral mezarının yer aldığını belirten Demiröz, “Bu mezarların her biri tarihe ışık tutuyor. Hepsi bizim zenginliğimiz ve değerimiz. Nasıl Safranbolu koruma altına alınarak bir dünya kenti haline getirildiyse mezarların da bunun bir parçası olması gerekiyor” diye konuştu. 

“Köylüler olarak koruyoruz fakat yeterli olmuyor” diyen Demiröz, “Defineciler bu kaya mezarlarını açarak tahrip ediyor. Korunmazsa bu değerleri kaybetmiş olacağız” ifadesini kullandı.

30.07.2015 Radikal Fotoğraf: Arkeofili

by -
1286

UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne giren Efes Antik Kenti’nde son kazılar, önemli bir tarihi gerçeği ortaya çıkardı. Bilinen aksine kentin Türk akınlarıyla yıkılmadığı, Efesliler ve Türklerin uzun yıllar birlikte yaşadığı belirlendi.

Kuruluşu Cilali Taş Devri’ne kadar uzanan, en parlak dönemlerini Helenistik ve Roma dönemlerinde geçiren ve Roma’nın Asya eyaleti başkenti olan Efes Antik Kenti’nde Türklerin de yaşam sürdüğü ortaya çıktı.

Avusturya Arkeoloji Enstitüsü ve Efes Kazıları Başkanı Sabine Ladstaetter, AA muhabirine yaptığı açıklamada, tarih kitaplarında Efes’te yaşamın 7’nci yüzyılda sona erdiğinin yazdığını ancak Meryem Kilisesi’nin güneyinde yaptıkları kazılarda buldukları bir konutun kentteki yaşamın 14. yüzyıla kadar devam ettiğini gösterdiğini söyledi.

efesliler-ve-turklerin-birlikte-yasadigi-ortaya-cikti

Ladstaetter, söz konusu konutun kazısının 2015 yılının en büyük kazısı olduğunu belirterek, “Meryem Kilisesi’nin güneyinde 3 yıl önce başladığımız kazılarda oldukça büyük bir ev bulduk. Yaklaşık bin 500 metrekare büyüklüğündeki bu gösterişli evde tabanları mermer ve mozaik döşemeli avlu, odalar bulundu ayrıca kazılarda şarap, zeytinyağı ve diğer ürünlerin üretiminde kullanıldığını tahmin ettiğimiz parçalarla karşılaştık” dedi. Bulunan bu yapının antik kentteki Yamaç Evler ile benzerlik taşıdığını aktaran Ladstaetter, “Evin içinde bulduğumuz mobilyaları göz önüne aldığımızda o dönem bu evde lüks bir yaşam sürüldüğünü, evin bu yönüyle Yamaç Evler’e oldukça benzeyen yanlarının olduğunu görüyoruz. Bu evde 3 binden fazla sikke, pek çok değerli metal eşya ve yüzlerce seramik vazo ile karşılaştık. Gerçekten zengin bir envanter oldu” diye konuştu.

Ladstaetter, bu yapıyı ilerleyen dönemde Efes ziyaretçilerine sunmak istediklerini dile getirerek, söz konusu evin Efes’te birçok turistin yakınından geçtiği seçkin bir noktada olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti: “Önümüzdeki yıl kazıların bitmesinin ardından burayı ziyarete açacağız. Bu kazıdaki en önemli bilgi, Efes’te yaşamın 7’nci yüzyılda bitmemiş olması. Genellikle tarih kitaplarında Efes’te hayatın milattan sonra 7’nci yüzyılda bittiği, Müslümanların buraya gelmesiyle Efes’in terk edilip Ayasuluk Kalesi’ne yerleşildiği yazar ancak burada bulduğumuz evde Efes’te hayatın 14’üncü yüzyıla kadar sürdüğünü gördük. Şu an burası Efes’in en genç yapısı ve biz biliyoruz ki bugünün Selçuk’unda Efesliler ve Müslümanlar uzun bir süre yan yana aynı limanı kullanarak yüzyıllarca yaşadılar. Bu, çok önemli bir bilgi çünkü bundan önce Müslümanlar’ın buraya gelmesiyle her şeyin yerle bir edildiğini, Efes’in terk edildiğini ve Ayasuluk’a yerleşildiğini düşünüyorduk. Bunun doğru olmadığı ortaya çıktı.”

Efes’in son yılları
Pek çok tarihçiye göre milattan sonra 2’nci yüzyılda en parlak dönemini yaşayan ve bundan sonraki dönemde çalkantılı dönemler geçiren Efes kenti, kentin dünyaya açılan kapısı olan limanın ağzının Küçük Menderes Nehri’nin taşıdığı alüvyonlarla dolması sonucu önemini yitirdi.

Roma İmparatorluğu’ndan 6. yüzyılda gelen kararnamelerle limanın önü pek çok kez temizlenmeye çalışılsa da liman yolunun bataklığa dönmesi sonucu kentte sıtma hastalığı baş gösterdi. Sıtma hastalığının üzerine milattan sonra 600’lü yıllardaki depremler ve Sasani akınlarından sonra Efes’te yaşam sona erdi. Kent merkezi Ayasuluk tepesine taşındı.

Son bulgular Efes’te yaşamın Aydınoğulları Beyliği’nin 1304 yılında bölgeye gelişinden sonra da devam ettiğini ortaya koydu.

31.07.2015 Radikal

by -
1011

Elazığ’da jandarma ekipleri tarafından yapılan çalışmada Roma dönemine ait olduğu belirlenen 53 parça tarihi eser ele geçirilirken, 3 şüpheli gözaltına alındı.

Edinilen bilgiye göre, Elazığ İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, Baskil İlçesi Aladikme köyü sınırlarındaki bir dinlenme tesisinde bulunan bir otomobilde arama yaptı. Yapılan aramada otomobil içerisinde Roma dönemine ait aralarında ok uçları, küp, haç,sikke,yüzük, ayin şamdanlığının da bulunduğu 53 parça tarihi eser ele geçirdi. Tarihi eserlerle ilgili şüpheliler B.E. (39),M.A.(34) ve O.S. (68) gözaltına alındı.

30.07.2015 haberler.com

by -
1511

Nevşehir’de kentsel dönüşüm çalışmaları sırasında ortaya çıkartılan ve ’dünyanın en büyük yer altı şehri’ olduğu belirtilen alanda temizleme çalışmaları sürüyor.

Nevşehir Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından bir süre önce 3. Bölge Arkeolojik Sit Bölgesi olarak ilan edilen Nevşehir Kalesi ve çevresindeki 11 mahalleyi içine alan yaklaşık 450 bin metrekarelik alanda dünyanın en büyük yeraltı şehri bulunuyor. Bölgede halen devam eden temizleme ve kazı çalışmalarında Geç Roma dönemine ait mezar odası kalıntısına ulaşıldı. Bölgedeki gerçekleştirilen kazı ve temizleme çalışmalarında ayrıca Son Osmanlı ve Erkken Cumhuriyet dönemlerinde kullanıldığı belirtilen 2 Bezirhane de ortaya çıkartıldı. Sürdürülen kazı ve temizleme çalışmalarında ayrıca Geç Roma döneminden başlayıp Erken Bizans dönemine ait çeşitli ev ve mutfak gereçlerine ait kap kaçak parçaları bulundu. Nevşehir Belediyesi’nin öncülüğünde Nevşehir Valiliği ve Kültür ve Turizm Bakanlığı işbirliği ile halen devam eden kazı ve temizlemelerde ayrıca Osmanlı ve Erken Cumhuriyet dönemine ait de pipo, kandil, mutfak alet ve gereçlerinin yanı sıra çeşitli ev gereçleri ortaya çıkartıldı.

Bölgedeki kazı ve temizleme çalışmaları devam ediyor.

30.07.2015 Sabah

by -
1074

Antalya ili, Aksu ilçesi, Perge Antik Kentinde Antalya Müzesi Müdürlüğü başkanlığında gerçekleştirilen ve özellikle 2014-2015 yıllarında Batı cadde ve Roma Kapısı ile Hellenistik Kuleler arasında yer alan Severuslar Meydanında yapılan kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan heykellerin restorasyon ve konservasyon çalışmaları tamamlandı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sağlamış olduğu ödenekle yıl boyunca sürdürülen çalışmalarda kazı çalışmalarından ziyade restorasyon ve konservasyon çalışmalarına ağırlık verilirken, yine Kültür ve Turizm Bakanlığınca yaptırılan Örenyeri Çevre Düzenleme Projesinde de sona yaklaşıldı.

Restorasyonu tamamlanan heykellerin Antalya Müzesi’nde sergilenmesi planlanırken, kazıda çıkan diğer heykellerin restorasyonlarına da Müze atölyesinde Antalya Restorasyon ve Konservasyon Bölge Laboratuvarı uzmanlarınca devam ediliyor.

31.07.2015 kulturvarliklari.gov.tr

by -
1590

Antalya İli, Alanya İlçesi Antiocheia Ad Cragum Antik Kenti’nde Bakanlığımız izinleri ile Nebraska Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Michael HOFF başkanlığında gerçekleştirilen 2015 yılı kazı çalışmalarında süpriz bir mitolojik medusa figürü bulundu.

Tapınak alınlığının diğer kırık parçalarına yakın şekilde bulunan ve insan ölçüsünden çok az büyük olarak işlenen eserin tapınak alınlığının bir parçası olduğu düşünülüyor.
Yüzü iyi durumda olan Medusa’nın saçında yılanlar hala görülebilmekte olup,
tahminen M.S. 2.yüzyıl veya M.S. 3.yüzyılın başına tarihlenmektedir.

Restorasyon ve konservasyon çalışmaları süren eserin, çalışmaların tamamlanmasından sonra Alanya Müzesi’nde sergilenmesi öngörülüyor.

31.07.2015 kulturvarliklari.gov.tr

by -
667

Düzce’de ”Prusias ad Hypium” antik kentinde yaz mevsiminde sürdürülen kazılara başlandı. 

Düzce Üniversitesi (DÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü ve Kazı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Nurperi Ayengin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Konuralp Mahallesi’ndeki antik kentte süren kazılarda 3 mimar, 8 arkeolog, 12 öğrenci ve 14 işçinin görev aldığını söyledi. 

Kazıların Konuralp Müzesi işbirliğiyle yapıldığını anlatan Ayengin, “Katıldığımız uluslararası sempozyumlarda çalışmalarımızı anlatıyoruz.Bilim insanları ve dünya genelinde inanılmaz ilgi görüyoruz. Onların ilgisi bizi çok memnun ediyor. Prusias ad Hypium antik kenti çok önemli bir nokta ve bu kadar iyi korunmuş bir tiyatroda çalışmak bize ayrıca bir mutluluk ve gurur veriyor” diye konuştu.

Ayengin, il genelinde gerçekleştirdikleri ve tarihi bulguları inceledikleri yüzey araştırmalarına da devam edeceklerini kaydetti.

30.07.2015 Radikal

by -
861

İsrail’in Bar-İlan Üniversitesi uzmanlarının Taberiye Gölü (Celile Denizi) kıyısındaki Ohalo II yerleşkesinde yaptığı kazı çalışmalarının sonucu online bilimsel dergi “Plos One”da yayınlandı.

Aşırı kullanım ve kuraklık nedeniyle Taberiye Gölü’nün su seviyesinin düşmesi, 1989 yılında Ohalo II adı verilen yerleşkenin keşfini sağlamıştı. Bar-İlan Üniversitesi uzmanları bunun üzerine Ehud Weiss başkanlığında yerleşkede kazı çalışmalarına başladı.

23 bin yıl öncesine ait olduğu saptanan çok sayıda barınak ortaya çıkarıldı. Bu barınaklarda çeşitli bitki ve hayvanlara ait kalıntılar, araç-gereç, takılar ve ahşap nesneler keşfedildi. Bütün bunların gölün dibinde, çamur tortularının altında kalmış olması, aradan geçen binlerce yıla rağmen iyi durumda korunmalarını sağladı.

Yabani tahıl tohumları bulundu
Yerleşkede yulaf, arpa ve bir tür buğday cinsi olan emmerin yabani tohumları bulundu. Taş bıçak ve değirmen taşı olarak kullanılan araçlar üzerinde yapılan incelemeler, tohumların ekilip hasat edildiğini ortaya koydu. Yabani tahılların başağındaki değişim ise uzun süreli bir tarımsal faaliyete işaret ediyor.

Uzmanlar yerleşkede ayrıca “proto (ön) yabani otlar” adını verdikleri 13 farklı türde yabani ota rastladı. Yabani otlar, tarım yapılan alanlarda ortaya çıkıyor. Otların bir kısmının yenmek üzere insanlar tarafından toplandığı belirlendi.

12 bin değil 23 bin yıl önce başladı
İsrailli uzmanların bulguları tarımsal faaliyetlere ilişkin saptamaların gözden geçirilmesine neden oldu. Daha önceki keşiflere göre tarımın bundan 12 bin yıl önce, Cilalı Taş Devri sırasında başladığı tahmen ediliyordu. Akdeniz’in doğusundan Basra Körfezi’ne kadar uzanan bir alanda yerleşik hayata geçilmesiyle birlikte tarımın başladığı tahmin ediliyordu.

İsrail’de gün ışığına çıkan yeni bulgular ilk tarımsal faaliyetlerin bundan 23 bin yıl öncesine uzandığını ortaya koydu. Uzmanlara göre tarım daha sonra yaygınlık kazanmasına rağmen Ohalo II’de bu yönde ilk adım atıldı.

23.07.2015 t24.com.tr

by -
732

Fransa’nın güneyindeki Pyrenees-Orientales bölgesinde yapılan kazıda 560 bin yıl öncesine ait insan dişi bulundu. Dişin bugüne kadar Fransa’da bulunan en eski insan kalıntısı olduğu tahmin ediliyor.
Fransa’nın güneyindeki bir mağarada yapılan kazı çalışmasında 560 bin yıl öncesine ait olduğu belirlenen insan dişi bulundu.

Ülkenin güneyindeki Pyrenees-Orientales bölgesindeki Tautavel kentinde Arago mağarası kazı bölgesinde ortaya çıkarılan dişin, geçen hafta iki gönüllü gencin çalışması sırasında bulunduğu belirtildi. İncelemeler sonucunda uzmanlar dişin en az 560 bin yıl öncesine ait olduğunu belirledi.

Kazı sorumlusu paleoantropolog Amelie Vialet, dişin Fransa’da bugüne kadar bulunmuş en eski insan kalıntısı olduğunu söyledi. Kazının yapıldığı seviyede 500 bin yıl öncesine ait kalıntılar bulmayı beklediklerini ama insan kalıntısı bulmayı ummadıklarını kaydeden Vialet, “Bu dişin bulunduğu seviyede o döneme dair daha fazla insan kalıntısı ortaya çıkarabiliriz” dedi. Vialet, daha önce Arago mağarasında bulunan ve bölgenin üne kavuşmasını sağlayan 450 bin yıllık “Tautavel insanı” adı verilen insan kalıntısıyla 560 bin yıl öncesine ait insan dişini karşılaştıracaklarını ifade etti. Vialet, böylece iki insan tipi arasındaki farkların öğrenilebileceğini dile getirdi. Vialet, dişin bulunmasıyla pre-neandertal insan hakkında şimdiye kadar ulaşılmamış bilgilerin de su yüzüne çıkacağına inandığını belirtti.

Dişin bulunmasıyla bilim insanlarının Avrupa’daki ilk insanların morfolojik yapısı hakkında yeni bilgilere ulaşabileceği tahmin ediliyor.

Dünyanın birçok yerinden arkeolog ve gönüllülerin katıldığı Tautavel kasabasındaki kazılarda geçen yıllarda 450 bin yıl öncesine ait insan kalıntısı bulunmuştu. Bugüne kadar yaklaşık 80 bin ila 500 bin yıl arasında geçmişe sahip 600 binden fazla kalıntı ortaya çıkarılan mağarada 148 insan kalıntısı bulunmuştu.

Geçen hafta bulunan ve basına bugün duyurulan Arago 149 ismi verilen diş ise bölgede bulunan 149’uncu insan kalıntısı olarak tarihe geçti. Arago 149, bölgede bulunan en son insan kalıntısından yaklaşık 100 bin yıl daha eski.

Bölgedeki kazının sorumlusu Fransız paleoantropolog Amelie Vialet, Paris’teki Ulusal Doğa Tarihi Müzesi’nde araştırmacı olarak çalışıyor. Vialet, Denizli’de 2002’de bulunan “Denizli Adamı” adı verilen 1,2 milyon yıl öncesine ait kafatasını bulan kazı ekibinde de yer almıştı.

Denizli’nin Kocabaş mahallesinde bir mermer işçisinin tesadüfen bulduğu ve bazı kaynaklarda ismi “Kocabaş Adamı” olarak da geçen fosilin en başta 500 bin yıllık olduğu tahmin edilmiş, ardından yapılan araştırmalar sonucu 1,2 milyon yıl önceye ait olduğu tespit edilmişti.

Bilim insanları, Afrika’da bulunan ve bugüne kadar bulunanların en eskisi sayılan insan fosilinin 2,8 milyon yıl öncesine ait olduğunu belirtiyor.

29.07.2015 Hürriyet