İnsanlık tarihi kadar eski bir bölge olan Harran, çöp yığınları ve lağım sularına teslim olmuş durumda. Tarihî mekânın köylülere emanet edildiği turistik bölgede restarosyon çalışması yapılmadığı gibi eski tadilatlar da yarım kalmış.

Dünyanın en önemli tarihî mekânlarını topraklarında barındıran Şanlıurfa’daki Harran, çöp yığınları ve lağım sularından geçilmiyor. Üstelik Anadolu’nun İslam mimarisiyle yapılan en eski camisi Ulu Cami’nin üzerinde keçiler otluyor. Bizans ordularının, Haçlıların teslim alamadığı Harran, bugünlerde pis kokuya ve bakımsızlığa teslim olmuş durumda. Geçmişi Hz. Nuh’un torunlarına dayanan, Hz. İbrahim’in Filistin’e gitmeden önce ikâmet ettiği Harran’ın tarihi, insanlık tarihi kadar eski.

Bölgenin tarihî eser zenginliğinde, dünyanın en önemli yerlerinden biri olduğunu söyleyen tarihçi Asım Turgut, bakımsızlık içindeki Harran’a sahip çıkılması gerektiğini düşünüyor: “Harrran matematikten astronomiye, dinî bilgilerden felsefeye kadar birçok alanda birikime sahip. İlkçağ’dan bu yana varlığı bilinen Harran Üniversitesi’nde de dünyaca ünlü birçok bilgin yetişmiş. Hz. Ömer zamanında fethedilen Harran’da ilk İslamî eserler vücut bulmaya başlamış. Emevilere başkentlik yaptığı dönemde şehir, mimarî eserlerle donatılmış. Büyük hükümdar Selahaddin Eyyubi zamanlarında Harran’da medrese, hastane, çarşı, hamam gibi çok sayıda mimarî eser inşa edilmiş.”

Kalede yarım kalmış bir tadilat…
Harran’ın zengin mimarisinden günümüze surlar, iç kale, Ulu Cami, Şeyh Hayat el-Harrani türbe ve cami ile konik kubbeli evler kalmış. Ancak bu eşsiz mirasa yetkililer gerekli ilgiyi göstermiyor. Harran’ı çevreleyen surlara doğru yaklaştığımızda yönlendirme levhası dahi bulunmuyor. Binlerce yıl önce medeniyetlerin inşa edildiği, kıtalar arası yolların bulunduğu tarihî mekâna patika yollardan ilerleniyor.

Harran’ın içi sit alanı ilan edilmesine rağmen restore çalışmaları yapılmıyor. Haliyle kendinizi turistik bir yerde değil, klasik bir Şanlıurfa köyünde hissediyorsunuz. Kitaplarda yazan “Kendine özgü tipik evleri, eşsiz höyüğü, kalesi, şehir surları ve çeşitli mimari kalıntılarıyla turistlerin büyük ilgisini çeken Harran’ı” beklerken gördüğünüz manzara karşısında şaşırıyorsunuz.

Harran Kalesi’nin ön bölümünde devam etmeyen bir tadilat var. Kalenin etrafını dolaştığınızda karşılaştığınız tablonun iç acıcı olmadığına şahit oluyorsunuz. Köyden gelen lağım suları kaleye doğru akıyor, etraf pis kokudan ve sinekten geçilmiyor. Bataklığın içindeki tarihî kale her an çökme tehlikesiyle karşı karşıya… Fotoğraflara yansıyan o eşsiz Harran evlerine doğru ilerlediğinizde etrafta çöp tepeleri oluştuğunu görüyorsunuz. Zira çevrede çöp konteynırı yok.

Bilim ve sanatta doruk noktaya ulaşan dünyanın ilk üniversitelerinden Harran Okul’unda da durum farklı değil. Taş kalıntılarına dönen üniversite, bakımsız bir halde. Bazı kaynaklarda Cami el-Firdevs (Cennet Camii) şeklinde geçen Harran Ulu Camii’ndeki manzara daha korkunç. İslam dünyasına örnek olan camilerin, üniversitelerin yapıldığı bu yerde karşımıza çıkan mescit, hüznümüzü ikiye katlıyor. Umutlarla geldiğimiz peygamberler diyarından büyük bir hüzünle ayrılıyoruz.

Tarihî değerler köylülere terk edildi!
Harran’da tarihin bölgede yaşayan köylülere terk edildiğine dikkat çeken araştırmacı-yazar Hasan Mahir, “Oradaki insanların gayretiyle bir şeyler yapılıyor ancak bu yeterli değil. Kale ve diğer mekânlar hayvanların sığınma alanı haline geldi.” diyor.

Harran’ın, bölgenin en önemli merkezi konumunda olduğunu belirten Mahir, turist sayısının daha da artırılması için Harran Kalesi’nin gezilebilir hale getirilmesi gerektiğini anlatıyor: “Üniversitenin bulunduğu alana inilebilmeli. Buralar çok iyi restore edilmeli. Kalıntıların bulunduğu alan hizmete açılmalı. Çevre temizliğinin çok kötü olduğunu görüyoruz, bunlara dikkat edilmeli. Bölge köy ile beraber ele alınarak bir kültür merkezi haline getirilmeli.”

21.08.2015 Zaman