Elazığ Arkeoloji ve Etnografya Müzesi’nde sergilenen, milattan önce 3 bin yılına ait ve üzerinde aile figürlerin betimlendiği, dinsel tören ve ayinlerde kullanılan iki kutsal ocak görenlerin ilgisini çekiyor.

Bölgede 1968-1975 yıllarında yapılan Keban Barajı kurtarma kazıları kapsamında, baraj altında kalan Sakyol (Pulur) köyündeki arkeolojik kazılar sonucunda ortaya çıkarılan ocaklar, bölgenin beş bin yıl önceki yaşantısına ışık tutuyor.

Müze müdürü Bülent Demir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Paleolotik Çağ’dan Osmanlı İmparatorluğu’na kadar süre gelen dönemlere ait 2 bin 166 eserin müzelerinde bulunduğunu ve ziyaretçilerin sergiledikleri eserlerden özellikle kutsal ocaklara ilgi gösterdiğini söyledi. 

Baraj inşasından dolayı sular altında kalacak alanlarda gerçekleştirilen kazılar sonucunda, özel bir tapınım alanında bulunan iki kutsal ocağın müzelerinin en nadide eserlerinden biri olduğunu anımsatan Demir, sergiledikleri bu eserlere paha biçilemeyeceğini vurguladı.

İlk Tunç Çağı’ndan kalma ve hangi uygarlığa ait olduğu bilinmeyen kilden yapılan ocaklardan birinde anne, baba ve çocuklardan oluşan beş insan yüzünü tasvir eden figürün yer aldığını, diğerinin kırık olarak çıkarıldığı için tek insan figürü bulunduğunu anlatan Demir, “Müzemizde sergilenen bu ocaklara kutsal denmesinin nedeni, bunların kazılar sırasında belirlenen ve özel tapınma alanı olarak adlandırılan bir mekandan çıkarılması ve kilden yapılan bu ocaklar üzerinde anne, baba ve çocuklardan oluşan 5 kişilik bir aile temasının betimlenmesidir. Aynı Sakyol kazılarında farklı tabakalardan farklı tiplerde birçok ocak ortaya çıkarılmış ancak bu ocakların günlük kullanım izi taşıdığı belirlenmiştir. Günlük kullanım izi taşıdığı için bu kutsal ocaklardan farklı olarak belirlenen bu ocaklar şunu belgelemektedir ki kutsal ocaklar sadece dini tören ve ayinlerde kullanılmıştır. Doğu Anadolu dinsel yaşamını ve inanışını belgelemek adına kutsal ocaklar bir ilktir diyebiliriz” ifadelerini kullandı.

“Ocak-aile” ilişkisini ortaya koyuyor
Ocak üzerindeki aile betimlemesinin, günümüzde “ocak-aile” kavramının özdeşleşmesi olduğunu anlatan Demir, kutsal ocakların üzerindeki aile figürünün 5 bin yıl öncesinde Anadolu’da yaşamış toplulukların aileye verdiği değeri ve ailenin kutsallığını ortaya koyması açısından önemine dikkati çekti.

Tarihsel süreçte toplumların yaşayışları gözönüne alındığında Anadolu toplumunda ocakların hala kutsal nitelik taşıdığını aktaran Demir, şöyle devam etti: “Anadolu toplumumuzda halen ocakların bereketi, ekonomiyi kudreti ve evrenin yaşama sevincini simgelediği bilinmektedir. Bir aileye beddua edildiği zaman ‘ocağın batsın, ocağın yıkılsın, ocağına incir ağacı dikilsin’ veya güzel temennilerde bulunulduğunda ‘ocağın şenlensin, ocağın tütsün’ gibi deyimler ‘ocak-aile’ ilişkisinin tarihsel süreç içerisinde değişmeden geldiğinin kanıtıdır. Ocak-aile ilişkisinin tarihsel kökenini araştırmak gerekirse Sakyol kazılarında bulunan kutsal ocakları da göstermek yanlış olmaz.”

Demir, giderek önemini kaybeden aile kavramının yaklaşık 5 bin yıl önceki toplumlardaki kutsiyetini görmek açısından herkesin müzelerini ziyaret ederek, kutsal ocaklar ile diğer tarihi eserleri görmeye davet etti. 

İnsanlık tarihinin farklı dönemlerine ışık tutun eserler sergileniyor
Elazığ yöresinde arkeolojik kazılar sonucu ortaya çıkarılan çeşitli dönemlere ait eserlerin bölgenin tarihsel süreç içerisinde birçok medeniyete evsahipliği yaptığını ifade eden Demir, arkeoloji ve etnografya bölümlerinden oluşan müzelerinde Paleolotik, Neolotik, Kalkolotik, Erken Tunç Çağı, Hitit, Urartu, Erken Demir Çağı, Roma, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerinden kalma önemli eserler olduğunu kaydetti.

14.09.2015 Radikal