Salı, Ocak 24, 2017

Monthly Archives: Ekim 2015

by -
683

Aydın ve Muğla sınırlarında yer alan, doğal yapısı ve tarih öncesi kaya resimleriyle ünlü Beş Parmak (Latmos) Dağı’ndaki yeni bir buluntu, arkeologları heyecanlandırdı. Buluntunun, Zeus Akroios’a adanan Dikilitaş kutsal alanına benzemesi, ikinci kutsal alan mı bulundu sorusunu gündeme getirdi.

Arkeolojik tescil için Latmos’ta arazi çalışmalarını sürdüren Aydın Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu ve Aydın Arkeoloji Müzesi uzmanları, yeni bir arkeolojik bölge keşfetti. Yörede yaşayan vatandaşların arazi sınırlarını belirlemek için oluşturduğu sınır duvarlarında kullandıkları taşları inceleyen uzmanlar, yeni buluntunun izlerine rastladı. Buluntuların aynı bölgede yıllar önce bulunan Zeus Akroios’a adanan Dikilitaş kutsal alanına çok benzediğini söyleyen Ekosistemi Koruma ve Doğa Sevenler Derneği (EKODOSD) Başkanı Bahattin Sürücü, “Yapılan çalışmalar sırasında bir arazide kullanılan işlenmiş sınır taşları dikkat çekti. Çevrede yapılan araştırmalarda, çok yakında pek çok buluntuya rastlandı. Yeni buluntunun aynı bölgede Dr. Anneliese Pesclow’un tespit ettiği Zeus Akroios’a adanan Dikilitaş kutsal alanına çok benzemesi; ikinci kutsal alan mı sorusunu gündeme getirdi. Uzman arkeologlar tarafından yapılacak çalışmalar sonucunda yeni buluntuların ne olduğu meydana çıkarılacak. Yakın bölgede yapılan yüzey araştırmalarında daha pek çok benzer taşın toprağa dikiliolduğunu gördük. Antik dönemde kullanılan tarım teraslarının ve kaya mezarlarının bölgede bir yaşam alanı olduğu konusunda fikir veriyor” dedi.

latmosta-zeus-akroiosa-adanan-kutsal-alan-bulundu-1

TAŞ OCAKLARINA DİKKATİ ÇEKTİ

Uzmanların yaptığı çalışmalarda her geçen gün yeni arkeolojik alanların belirlendiğini söyleyen Sürücü, dağda var olan maden sahalarının dışında, dağın her yerinde maden ocakları açılması taleplerine dikkat çekti. Sürücü, “Latmos’un bakir coğrafyasında var olan maden ocakları haricinde, hemen her yerine yeni maden sahalarının açılma talepleri bulunuyor. Daha 172 mağara ve kaya sığınağındaki tarih öncesi kaya resimleri, manastırlar, kaleler, savunma yapıları, antik yollar ve birçok tarihi buluntuların tescil işlemleri bitmemişken, bu çalışmalar sırasında bile yeni yerler keşfedildiği görülüyor. Aydın Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu ve Aydın Arkeoloji Müzesi’nin bir avuç duyarlı uzmanlarından oluşan ekibin hem tescil çalışmalarını yürütmesi hem yüzey araştırmalarını yapmaları 10 yıllar sürecek. Bu nedenle Latmos’un koruma sınırlarının çizildiği bölgede hiçbir maden faaliyetinin olmaması gerekir. Başta yöre insanı olmak üzere, ülkemiz turizmine büyük katkısı olacak bu zengin doğa ve kültür alanı bir an önce koruma altına alınmalıdır. Aynı zamanda Aydın Adnan Menderes Üniversitesi ve Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi de, yapılan bu çalışmalara katkı sağlamalıdır” dedi.

26.10.2015 Hürriyet

    by -
    549

    The Korea Herald’ın haberine göre, Güney Kore’nin kuzeydoğusunda M.S. 9. yüzyıla ait çok iyi korunmuş 50.8 cm uzunluğunda bir Buda heykeli bulundu. Heykel, Budist eşyalarla birlikte pagoda adı verilen taş bir tapınağın bulunduğu antik kentte bulundu. Kazı alanında incelemelerini sürdüren uzmanlara göre buluntu, Birleşik Silla (MS 668 – 935) dönemine ait ve hem tarihi hem de sanatsal açıdan oldukça değerli.

    Gotama Buda MÖ 563-483 arasında Hindistan’da yaşadığı tahmin edilen ruhani öğretmen ve Budizmin kurucusudur.

    15.10.2015 archaeology.org Çeviri: Ayşen Yolcu

    by -
    955

    İstanbul Eminönü’nde restorasyon ve ihmal felaketine uğrayan yapılara bir yenisi eklendi. 537 yıllık tarihi Çandarlızade Atik İbrahim Paşa Camisi’nin son cemaat mahfili ile iç kısımdaki pencerelerin tamamı PVC ile kaplandı.

    Sadrazam İbrahim Paşa’nın 1478’te inşa ettirdiği tarihi caminin son cemaat mahfili olarak bilinen kısmı ile iç kısımdaki pencerelerin tamamı pimapen (PVC) ile kaplandı. Kaplamaların kim tarafından, ne zaman yaptırıldığı ise bilinmiyor. Yapının 1980’li yılların sonunda onarılmaya başlandığını belirten Mimar Dr. Sinan Genim, ahşap tavan, minber ve mihrabı yeniden yapılan tarihi caminin 1993’te yeniden ibadete açıldığını söylüyor.

    Milliyet gazetesinden Mert İnan’ın haberine göre, dış cephenin yanı sıra caminin iç kısmında bulunan tarihi çinilerin üzerine monte edilen elektrik tesisatı da yaşanan ihmali gözler önüne seriyor. Uzmanlar ise tarihi eserlerin maruz kaldığı yanlış restorasyon ve uygulamalar nedeniyle her geçen gün umutlarının tükendiğini söylüyor.

    ‘Kararlara aykırı’
    İstanbul Anıtlar Kurulu eski Başkanı Prof. Dr. Mete Tapan, yapılan uygulamanın Koruma Yüksek Kurul kararlarına aykırı olduğunu belirterek, “Çandarlızade Atik Paşa Camisi 1478 yılında Atik İbrahim Paşa tarafından yaptırıldı. Maalesef, 15. yüzyıla ait bu camide PVC (Polivinil klorür) malzemeyle yapılan doğramalara yer verilmiş. Ayrıca Koruma Yüksek Kurul ve ilke kararlarına rağmen caminin son cemaat mahfili de kapatılmış ve tüm konstrüksiyon burada da PVC profillerinden oluşturulmuş. Rüzgar ve soğuğu önleme, daha fazla kapalı alan yaratma amacıyla yapılan bu türlü revakların kapatılması caminin orijinal estetiğini bozmaktadır. Dünyada benzer müdahalelerde çok daha titizlilikle davranılmakta” diyor.

    İlk restorasyon skandalı değil
    Son dönemde Hatay Arkeoloji Müzesi’nde bulunan Roma mozaiklerine uygulanan restorasyon ve Antalya’daki Aspendos Antik Tiyatrosu’na mermer döşenmesi de tartışma konusu olmuştu.

    31.10.2015 t24.com.tr

      by -
      586

      Kopenhag’ın kuzeyinde Demir Çağ’dan kalmış bir sit alanının yakınındaki bataklıkta kazı yapan Moesgaard Müzesi’nden bir grup arkeolog, 20’li yaşlarında bir kadın kemikleriyle birlikte 8 köpek iskeleti buldu.

      danimarkada-demir-cagindan-kalma-kurban-cukuru-bulundu-1

      Araştırmacılar köyde insan ve hayvanların tanrılara kurban edilmek için öldürüldüklerini ve bataklık olan alana açtıkları çukurlara yerleştirildiklerine inanıyor.  Kazı başkanı Per Mandrup, Skodstrup’taki kazılarla Demir Çağ toplumunun ve ortak yaşantının iç yüzünü gün ışığına çıkartacak buluşlar yaptıklarını söyledi. Mandrup, “Skodstrup yakınlarında bulunan Demir Çağ’a ait köyde, katlı evler, taş döşemeli yol, gömü alanı ve kurbanlık çukurlar bulunmakta. İnsan kurban etme geleneği Antik Mısır, Antik Yunan ve Aztek uygarlıklarında sıkça görülmüştür” dedi.

      14.10.2015 archaeology.org Çeviri: Ayşen Yolcu

      by -
      581

      Tekirdağ’ın Karaevli Mahallesi mevkisindeki Hera’nın Şehri (Heraion-Teichos) Antik Kenti’nde, Trak medeniyetinin izlerini yansıtan buluntuları kadın işçiler gün yüzüne çıkartıyor.

      Tekirdağ’ın merkez Süleymanpaşa ilçesinde bulunan ve Traklar’ın Anadolu’ya gelişinden itibaren uzun süre Trak yerleşimi olan 5 bin yıllık Heraion Teikhos Kenti, kadın işçilerin 2000 yılında başlayan ve günümüzde halen devam kazı çalışmalarıyla gün yüzüne çıkartılıyor. Karaevli Höyüğü olarak bilinen Heraion Teichos Antik Kenti, antik çağda bugünkü Trakya, Bulgaristan ve Kuzey Yunanistan’da yaşayan ve Büyük İskender’in topraklarını ele geçirmesiyle asimile olan Trak kavminin 5 bin yıllık tarihine ışık tutuyor.

      Tekirdağ il merkezinin 15 kilometre doğusunda İstanbul-Tekirdağ karayolu üzerinde bulunan Heraion Teikhos’ta yapılan kazı çalışmalarında kentin M.Ö. 3 bin yılı başından M.S. 13. yüzyıla kadar yerleşim yeri olarak kullanıldığı tahmin edilirken, 40’a yakın kadın işçinin kazı çalışmalarıyla antik kent gün yüzüne çıkartılması hedefleniyor.

      heraion-teichos-antik-kentinde-bozulmadan-gunumuze-ulasan-ilac-firini-bulundu
      “HANIMLAR BU İŞİ ÇOK BÜYÜK TİTİZLİK, İTİNA VE COŞKUYLA YAPIYOR”
      Kazı Başkanı Namık Kemal Üniversitesi arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Neşe Atik, kadın işçilerin işi çok kısa sürede öğrendiğini ve titizlikle bu işi yaptıklarını belirterek, “Çalışmalarına 2000 yılında başladık. Ve farklı bir şey yaptık. Kazı işinde çalışan bütün işçilerimiz kadınlardan oluşuyor. Hanımlar bu işi çok büyük titizlik, itina ve coşkuyla yapıyor. İlk sene işçilerimiz hocam biz hiç arkeolojik kazı yapmadık nasıl çalışacağız. Dedim yavaş ve dikkatli çalışacaksınız. Toprak içinden çıkan her şey önemli. Çok kısa sürede bu işi kavradılar. Bu işçilerin bazıları 200 yılından beri devam ediyorlar. O kadar iyi bu işi öğrendiler ki yeni gelen öğrencilere öğretiyorlar. Örneğin bir bulundu çıktı, ölçüsü alınacak hemen oraya çivi koyarak öğrencilere ölçü almaları gerektiğini söylüyorlar. Hemen ölçüyü al da biz kazmaya devam edelim diyorlar. Çok titizlikle hiçbir buluntu kaçırmadan kazıları gerçekleştiriyorlar” dedi.

      “DÜNYADA BELKİ DE İÇİNDE İLACI İLE BULUNAN İLAÇ FIRINI HİÇ BOZULMADAN ORTAYA ÇIKARTILDI”
      Atik, kadın işçilerin içinde ilaç bulunan ve dünyada belki de tek olan fırını hiç bozmadan ortaya çıkarttıklarını söyleyerek, “Kadınlardan yana içim çok çok rahat. Hiçbir buluntuya zarar vermeden bir de aynı zamanda gözü ve eli çok yetenekli işçilerimiz var. Örneğin toprağın içinde topraktan ve yine eski kap parçalarından yapılma bir ilaç fırınını hiç bozmadan kırmadan ortaya çıkarttılar. Bu şimdi müzede belki de dünyada tek içinde ilacı ile bulunan fırın. Biz bunu hassas elli işçilerimizi borçluyuz. Yaklaşık kırk işçi hepsi Tekirdağ’da ikamet eden hanımlar” diye konuştu.
      10 yıldır kazı alanında çalışan Kısmet Altın, bir kap bulduklarında sevindiklerini ifade ederek, “Hemen hemen burada çalışalı on sene olacak. İhtiyacımız olduğu için hocamızda bize yardımcı oldu. burada güzel bir kap bulduğumuz zaman hemen hocamıza haber veriyoruz. Güzel bir şeyler bulunca bizde seviniyoruz. Hepimizin ayrı ayrı işleri var. Birimiz toprak atıyor, ben arabacıyım, arkadaşlar arabamı dolduruyor ben döküyorum. Bazıları kazıyor kimisi süpürüyor herkes işini biliyor” şeklinde konuştu.

      22.10.2015 Milliyet

      by -
      604

      İstanbul Marmaray ve metro projeleri kapsamında yürütülen arkeolojik kazılar sırasında Yenikapı’da bulunan 37 batık geminin yapımında kullanılan ahşap türlerinin envanteri çıkarıldı. 

      İstanbul Üniversitesi (İÜ) Edebiyat Fakültesi Sualtı Kültür Kalıntılarını Koruma Anabilim Dalı Başkanı ve İÜ Yenikapı Batıkları Projesi Başkanı Doç. Dr. Ufuk Kocabaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yüzyılın arkeoloji keşifleri arasındaki yerini alan Yenikapı Kazıları ve Theodosius Limanı ile ilgili kazı sonrası çalışmaların devam ettiğini söyledi.

      Kocabaş, 2005 yılında başlayarak 2013’de son bulan kurtarma kazılarında elde edilen binlerce eserin dokümantasyonu ve koruma uygulamalarının, İstanbul Arkeoloji Müzeleri ekiplerince yapıldığını ifade etti.

      Bizans dönemine ait Theodosius Limanı dolgusunda bulunan 37 gemi kalıntısından 27’sinin konservasyon çalışmalarının, İstanbul Üniversitesi Yenikapı Batıkları Araştırma Laboratuvarı’nda sürdürüldüğünü anlatan Kocabaş, Yenikapı buluntu topluluğu arasında kuşkusuz en önemli gruplardan birini, değişik dönemlere tarihlendirilen gemi kalıntılarının oluşturduğunu dile getirdi.

      Kocabaş, batıkların limanın işlevine ve özellikle de dönemin gemi yapım teknolojisindeki değişim ve gelişmelere ışık tutması bakımından eşsiz bir bilgi kaynağı olduğunu belirtti.

      “Bir geminin anatomisinin incelenmesi yıllar alıyor”
      Yenikapı batıkları serisinin 3’üncü cildinin tamamlanma aşamasında olduğunu kaydeden Kocabaş, “Yenikapı 12 numaralı batık üniversitemizde doktora tezi olarak çalışıldı ve incelemeleri tamamlanan ilk batık oldu. Sırada bu batığın detay cildi var. Türk bilim insanları tarafından inşa teknolojisi çalışılan ilk arkeolojik örnek olacak. Şimdiden bilim çevrelerince merakla bekleniyor. Bir geminin anatomisinin incelenmesi yıllar alıyor ve meşakkatli bir çalışma. Bu konuda hazırladığımız kitaplara sponsor bulmaya çalışıyoruz” ifadesini kullandı.

      Kocabaş, “Batıkların farklı dönemlere tarihlenmesi Akdeniz’deki gemi yapım teknolojilerinin gelişiminin anlaşılması açısından benzersiz bir fırsat sunmaktadır” dedi.

      Kocabaş, batık gemi kalıntıları üzerindeki bilimsel çalışmaların sürdüğünü, en eskisi yaklaşık bin 500 yaşındaki ahşap kalıntıların restorasyonunun yıllar alabileceğini sözlerine ekledi.

      22.10.2015 Anadolu Ajansı

        by -
        514

        Taiz Arkeoloji Dairesi Müdürü Buşra el-Huleydi, Kahire Kalesi harabeye döndüğünü belirterek, “Tarihi kalenin yalnızca dış surları kısmen sağlam. Ayrıca kentte müzeye dönüştürmek istediğimiz bir binanın yanı sıra daha ulaşamadığımız nice eserler yok olmuş durumda” dedi.

        Ortadoğu’da son yıllarda yaşanan iç savaş ve karışıklıklar Suriye ve Irak’ta olduğu gibi Yemen’deki tarihi eserlere de zarar veriyor. Taiz ilindeki Sabr Dağı’nın yamacında yaklaşık 1000 yıl önce Suleyhiler döneminde inşa edilen ve Osmanlı valilerinin de hükümet konağı olarak kullandığı, “Kahire Kalesi”, Şii Ensarullah Hareketi (Husiler) ve devrik cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih yanlısı güçlerin geçen Mart ayından bu yana kente yönelik saldırıları nedeniyle harabeye döndü.

        Taiz Arkeoloji Dairesi Müdürü Büşra el-Huleydi, aylardan beri hava ve kara bombardımana maruz kalan Kahire Kalesi’nin sadece sonradan restorasyondan geçen dış surlarının dışındaki tüm yapısının tahrip edildiğini kaydederek, “Kahire Kalesi harabeye döndü. Tarihi kalenin yalnızca dış surları kısmen sağlam. Ayrıca kentte müzeye dönüştürmek istediğimiz bir binanın yanı sıra daha ulaşamadığımız nice eserler yok olmuş durumda” dedi.

        Kahire Kalesi’nin bulunduğu bölgenin aşağısındaki Vadi el-Medam mahallesi sakinlerinden Halid Muhammed, “Husi militanlar, Kahire Kalesi’ne yerleştirdikleri birden çok savaş topuyla kente saldırıyorlardı. Hatta zaman zaman Kahire Kalesi’nin surlarının üzerimize yıkılmasından endişe ediyorduk” ifadelerini kullandı.

        Koalisyonun hava operasyonları ve Husi saldırıları kaleyi tahrip etti
        Muhammed, “Husilere yönelik “Kararlılık Fırtınası” adlı operasyon başlatan Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçlerinin kentteki Cumhurbaşkanı Abdurrabu Mansur Hadi yanlısı Halk Direniş Güçleri’ne (HDG) yönelik saldırılarını sürdüren kaledeki Husilerin mevzilerini Mart ve Nisan ayında defalarca hedef alması kalenin tarihi yapısını bozdu” diye konuştu.

        HDG’nin geçen ağustos ayında Kahire Kalesi’ni Husi militanlarından kurtarmayı başardığını aktaran Muhammed, “Ancak daha önce Kahire Kalesi’ni bir karargaha dönüştüren Husilerin, bu sefer de bölgenin kontrolünü sağlayan HDG birliklerini vurmak amacıyla kaleye havan topu ve Katyuşa füzeleriyle saldırılar gerçekleştirmeye başladığını” söyledi.

        Kentin doğusundaki Husi mevzilerinden Kahire Kalesi ve çevresine Katyuşa füzeleri atıldığını dile getiren Savani mahallesi sakinlerinden Halid el-Haşidi ise içeride HDG’den hafif silahlı bazı muhafızlar dışında kimse olmamasına rağmen kalenin Husilerin ağır saldırılarına maruz kaldığını belirtti.

        Kale içerisinde ve altında Osmanlılar döneminde inşa edilen tüneller ve mahzenlerin akıbeti ise bilinmiyor. Eyyübi ile Rasuli yönetimleri zamanında (12-15. asırlar arası) siyasi suçluların tutulduğu Kahire Kalesi, Osmanlılar döneminde ise hükümet merkezi olarak kullanılıyordu.

        Zeydi imamlardan Yahya el-Mütevekkil (İmam Yahya) döneminde, esir toplama kampı niteliğindeki kale bir dönem kültür merkezi işlevi de gördü. Daha sonraları ise askeri kışlaya çevrildi. Kahire Kalesi, UNESCO Dünya Mirası Listesine alınması amacıyla yürütülen çalışmalar kapsamında 14 yıl süren restorasyondan geçirilmişti.

        Koalisyonun hava saldırıları nedeniyle tarihi Marib bölgesindeki eserler de büyük oranda zarar görmüştü. Bu saldırılarda, Marib Barajı’nın duvarları üzerindeki el yazma eserleri tahrip olmuş, Zemar Milli Müzesi silahlı saldırılarda tamamen yıkılmıştı.

        Husilerin Yemen’deki ilerleyişini durdurmak amacıyla Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleri, 26 Mart’ta “Kararlılık Fırtınası” adı verilen hava harekatı başlatmıştı. Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi yönetiminin müdahale çağrısı üzerine başlatılan operasyonun 21 Nisan’da sona erdiği açıklanmış, ardından Yemen halkı için artık “Umuda Dönüş” operasyonunun başladığı duyurulmuştu.

        29.10.2015 TRT Haber

        by -
        973

        Tokat’ta düzenlenen operasyonda 21×16 cm ebatında 51 yaprak, 102 sayfa, yaklaşık 1000 yıllık olduğu anlaşılan İncil ele geçirildi.

        Tokat’ta polis tarafından yapılan tarihi eser operasyonlarında, yaklaşık bin yıllık olduğu tahmin edilen altın varaklı İncil ele geçirildi, 10 kişi gözaltına alındı.

        EKİPLER GÖZ AÇTIRMIYOR
        Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube ekipleri, kent merkezinde ve ilçelerinde tarihi eser kaçakçılığına yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Ekipler bu kapsamda il merkezinde 4, Turhal ilçesinde ise 2 operasyon yaptı.

        27.10.2015 Haber 7

        by -
        665

        Bilim insanları, Mısır’da 20 yıl önce çıkarılan bir çömlek parçasının ‘alfabe kitabı’ olduğunu ortaya çıkardı. Üzerinde antik Mısır kelimeleri yer alan çömlek, M.Ö 3 bin 500 yılına uzanıyor.

        Antik Luksor kentinde yıllar önce bulunan kireçtaşından yapılma 3 bin 500 yıllık bir tabletin, bilinen en eski alfabe kitabı olduğu anlaşıldı.  Üçüncü Thutmose’un kral olduğu 18’inci Hanedanlık’ta görev alan Senneferi adlı bir yetkilinin mezarından çıkarılan kırık çömlek parçası, üzerinde antik Mısır harfleri ve kelimeleri içeriyor.  

        Hollanda’nın Leiden Üniversitesi’nde Mısırbilimci olan Ben Haring tarafından deşifre edilen çömleğin, ‘modern dilin alfabe tablosu olduğu’ ifade edildi. Haring, çömlek üzerinde yer alan ilk harflerin antik Mısır, Arapça ve Etiyopya parşömenleri ve yazıtlarında rastlanan Halaham (HLHM) olduğunu belirtti.  

        Hollanda Bilimsel Araştırma Organizasyonu (NWO) tarafından desteklenen araştırma kapsamında yapılan keşif, 3 bin 500 yıl öncesine ait en eski alfabe çalışmasına ait bilgiler sundu. Sağdan sola okunan kelimelerin anlamlarının tasvir edildiği belirtilen tablette geçen kelimelerden biri ‘sevinmek.’ Tabletin sol üst köşesinde yer alan çizim de sevinen bir adamı gösteriyor. 

        Haring, Near Eastern Studies dergisinde yayımlanan araştırmasında M.Ö 15’inci yüzyıla ait olmasına rağmen çömlekte düzenli bir alfabe bilgisine ait bulgular yer aldığını söyledi. Haring, çömlek üzerinde yazıların inclenerek en eski alfabenin yeniden canlandırılabileceğini belirtti.

        27.10.2015 aljazeera.com.tr

        by -
        945

        Adıyaman Üniversitesi tarafından yapılan arkeolojik kazılarda, Adıyaman’ın 6 bin yıl öncesine ışık tutan tarihi kalıntılara ulaşıldı.

        Adıyaman Üniversitesi, ‘Adıyaman İli Arkeolojik Yüzey Araştırmaları’ (ADYAP) projesi kapsamında yapılan arkeolojik araştırmalar sonucunda Adıyaman’ın 6 bin yıl öncesine ışık tutan tarihi kalıntılara ulaştı.

        Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izni, Üniversitemiz Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon biriminin maddi destekleri ve Arkeoloji Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Sebahattin Ezer öncülüğünde yürütülen projesinin üçüncü etap arazi çalışmaları tamamlandı.

        Projenin birinci etap arazi çalışmaları 2013 yılında Adıyaman merkezde, ikinci etap arazi çalışmaları ise 2014 yılında Besni ilçe sınırları içinde gerçekleştirilmişti. Üçüncü etap arazi çalışmaları ise Gölbaşı, Tut, Çelikhan ve merkez ilçelerde yapıldı. Dağlık ve engebeli alanlar çalışmaları zorlaştırsa da yapılan çalışmalar sonucunda 4 tescilli höyük, 5 tescilsiz höyük, 1 tescilsiz kaya üstü yerleşimi, 2 tescilsiz geç dönem mezar yapısı, 1 düz yerleşme olmak üzere 14 arkeolojik alan araştırmaları sonucunda söz konusu araştırılan yerlerin Adıyaman’ın 6 bin yıl öncesine ışık tuttuğu tespit edildi.

        12.10.2015 haberler.com