Mısır Tarihi Eserler Bakanlığı, genç yaşta ölen Firavun Tutankhamun’un mezarında yapılan infrared kamera ölçümlerinin ilk sonuçlarını paylaştı. National Geographic’in haberine göre, ön araştırma sonucunda elde edilen bulgular mezarın kuzey yönündeki duvarın ardında bugüne kadar gizli kalmış bir başka oda olabileceği yönünde veriler içeriyor.

İnfrared kameralar ısıya duyarlı bir çalışma prensibine dayanırlar. Yöneltildikleri ortamdaki ısı değişimlerini görüntüleyebilme kapasitesine sahiptirler. Yapılan ön analizlerde duvarın ardında kalan bölümün farklı bir ısı seviyesine sahip olduğu, geçen yıl bu konuda bir bildiri yayınlayan Nicholas Reeves’ın kuşkularını destekler nitelikte sonuçlara ulaşıldı. Henüz ortada kesin bir sonuç olmasa da araştırmanın devam etmesi yönünde karar alındı. Eğer gizli bölmenin varlığı kesinleşecek olursa muhtemelen duvarda delik açarak iç kısımlara doğru ilerlemeye çalışılacak.

NEFERTİTİ’NİN MEZARI MI
Gizli bölme bulunsa da, henüz içeride ne bulunacağını söylemek zor fakat, mezarı bugüne kadar keşfedilememiş Nefertiti’ye ait bir mezar odası bulunabileceği ihtimali üzerinde duruluyor. Bu oldukca heyecan verici bir ihtimal çünkü Nefertiti, genç firavunun babası Akhenaton’un gözde eşiydi ve antik Mısır’da eşi benzeri görülmemiş bir güce sahip olmayı başarmıştı. Bugüne kadar çok sayıda mumyanın Nefertiti’ye ait olduğundan kuşkulanıldıysa da, genç Kraliçeden geriye sadece insanları büyüleyen güzellikte bir büst kaldı. Gizli bölmenin varlığı kesinleşir ve içeride Nefertiti’nin mumyası bulunursa arkeoloji dünyasında büyük bir heyecan yaratacağına kuşku yok.

Nefertiti’nin, çocuk Firavun Tut’un mezarında yeralan gizli bir bölmede yatıyor olabileceğine dair kuşku uyanmasına sebep olan ilk veriler, mezar odasının duvarında yeralan bazı çizimlerin geleneksel Nefertiti portreleri ile uyum içerisinde bir görünüme sahip olmalarıydı. Nefertiti’nin Firavunların mezarları için düzenlenen ‘Krallar Vadisi’ adı verilen bölgede yatıyor olabilme olasılığı kendisinden önce ve sonra gelen tüm Kraliçelere nazaran özel bir konum elde edebilmiş olmasına bağlanıyor.

PİRAMİTLERDEN VAZGEÇTİLER
Asla nihayete ermeyecekmiş gibi görünen beş yıllık bir aramanın ardından, 4 Kasım 1922 tarihinde Howard Carter ve ekibi tarafından keşfedilen Tut’un mezarının öneminden biraz bahsetmekte fayda görüyoruz. Bilindiği üzere Firavunlar kişisel hazineleri ile birlikte gömülürlerdi. Fakat en korktukları şeylerin başında henüz o yıllarda dahi hırsızların bu mezarları soymak için büyük bir gayret içerisinde oluşları nedeniyle hazinelerinin çalınmasıydı. Öldükten bir süre sonra dirileceklerine inandıkları ve bu hazineleri kullanarak yeni hayatlarına başlayacaklarını düşündükleri için, mezarlarının güvenli bir ortam olmasına son derece önem veriyorlardı. Hatta bu sebeple Piramit inşa etmeyi bıraktıkları düşünülüyor. Devasa Piramitler zengin Firavunların mezarları oldukları kadar, altlarında yatmakta bulunan gömülü büyük bir hazineyi de işaret eden birer tabela gibiydiler. Adeta ‘gelin ve beni soyun’ diye bağırır bir halleri vardı.

ONUN MEZARI SOYULMADI ÇÜNKÜ
Krallar Vadisi’nin labirent yapısının Firavun mezarları olarak kullanılmaya başlanması tam olarak bu soygun endişesi ile gerçekleşti. Firavunlar, devasa Piramitlerin yerine dehlizler ve odalardan oluşan yeraltı mezarları inşa ettirmeye başladılar. İnşaatlarda çalışan işçiler ve gömülme işlemini gerçekleştirenler cenaze merasiminin ardından öldürülerek mezarın yeri gizli tutulmaya çalışılsa da, Krallar Vadisinin mezar hırsızları tarafından keşfedilmesi ve soyulmalarına engel olamadılar. Sadece bir mezar dışında! Genç ve önemsiz Firavun Tut’un mezarının üzerine ilerleyen yıllarda bir başka mezar inşa edildiği için mezar hırsızları tarafından keşfedilememiş ve hazinesi gizli kalmayı sürdürmüştü. Mezar keşfedildiğinde içerisinden 3000 parçadan oluşan öyle muhteşem büyüklükte bir hazine çıktı ki, tüm dünyayı büyülemeyi başarmıştı. Hazine ile karşılaşınca akıllara şu soru geldi; Acaba önemsiz ve genç yaşta ölen, belirgin bir başarısı olmayan Firavunun mezarından bu denli büyük bir hazine çıkıyorsa, kim bilir II. Ramses gibi büyük Firavunların yanlarında gömülen hazineler ne boyuttaydı?

SAPIK FİRAVUN
Bu noktada durup çocuk Firavun Tut ve ailesinin dramatik hikayesini anımsamakta fayda var.

Tut’un babası Akhenaton, Mısır Firavunları arasında alışılmadık kararları ve yönetim şekli ile bilinmektedir. Kendisine kadar çok tanrılı bir din anlayışına sahip olan Mısır toplumunda devrimsel bir karar alarak tek tanrı inancını kurmayı denemişti. Güneş tanrısına, yani Aton’a tapmayı uygun görmüştü. Aslen Akhenaten olan ismini ise ‘Aton’un oğlu’ manasına gelen Akhenaton olarak değiştirmişti. (Amenhotep Neferjeperura olarak da bilinir) Bu değişim Mısır rahiplerinin sıkıca bağlı oldukları dinsel inanışa ve politik güçlerine vurulmuş bir darbeydi. Firavun aynı zamanda eşi Nefertiti’ye o güne kadar hiç bir Kraliçenin sahip olmadığı siyasi ve sosyal güçler tanıdığı için tepki görmekteydi. Bu gibi sebeplerle Firavun çok fazla düşman edinmiş ve ”sapık Firavun” olarak anılmaya başlanmıştı. M.Ö. 1372’de doğmuş, M.Ö. 1336’da taht’a çıkmış, 1353’te ise muhtemelen zehirlenerek ölmüştü.

ÇOCUK FİRAVUN TUTANKKAMUN
Akhenaton öldüğünde gerisinde iki ayrı eşinden biri kız biri erkek olmak üzere iki çocuk bırakmıştı. Çocuk yaşta Mısır tahtına çıkan ve asıl adı Tutankhaton olan Tutankhamun (babasından miras kalan tek tanrı inancını benimsemeyince adını değiştirmiştir), aynı babadan fakat başka bir anneden dünyaya gelen kız kardeşi Ankhesenamen ile evlenmek zorundaydı. Firavun çok genç bir yaşta olduğu için yönetim büyük ölçüde üvey annesi Nefertiti’nin, sonrasında ise babasına da hizmet etmiş bulunan vezir Ay’ın elindeydi. Genç Firavunun döneminde babasının kurmaya çalıştığı tek tanrı inancı yıkıldı ve eski çok tanrı inancına geri dönüldü. Bu gerçekleşmeseydi eğer, bugün tek tanrı inancının mimarı olarak Hz. İbrahim’in değil, bir Mısır Firavunu’nun adı anılıyor olacaktı. M.Ö. 1341’de doğan, M.Ö. 1332’de babasının ölümü ile tahta çıkan genç Firavun, 9 yıllık hükümdarlığının ardından 1323’te öldü.

KRALİÇE DE ÖLDÜ
Tut’un ölümü yeni Firavunun kim olacağı konusunda çalkantılı bir sürecin başlamasına sebep oldu. En güçlü olasılık ordunun komutasını elinde bulunan general olsa da vezir Ay yönetimi ele geçirmeyi başardı ve Tut’u acele bir şekilde defnettikten sonra dul kraliçe ile evlenerek yeni Mısır Firavunu olmayı başardı. Bu olayın ardından, kısa bir süre sonra genç kraliçe de kuşku uyandıracak bir şekilde hayata gözlerini yumdu. Tut gömülmeden Ay’ın kraliçe ile evlenmesi ve tahta çıkması mümkün olmayacağı, Tut’un öldüğünü haber alacak generalin ise hızla başkente dönerek tahta oturmasından korktuğu için Ay, cenaze işlemlerini acele ile yerine getirilmesini sağlamış, bu acelenin izleri de genç Firavunun mezarının her köşesinde kendisini göstermektedir.

Gelelim bu haberin asıl öznesi olan Nefertiti’ye.

NEFETİTİ’DEN KİMSE EMİN DEĞİL
Bugüne kadar bulunan bazı mumyaların Nefertiti olduğundan kuşkulanılsa ve DNA testlerine tabi tutulsalar da kraliçenin mezarı ve mumyasının bulunup bulunamadığından henüz kimse emin olamadı. Bu sebeple üzerindeki gizem perdesi asla aralanamadı.

Firavun Akhenaton’un annesi kraliçe Tiye ile Nefertiti’nin akraba oldukları düşünülüyor. Akhenaton ve Nefertiti iki kuzen olarak sarayda birlikte oyun oynayarak büyüdüler ve henüz çocukken evlendirildiler. Akhenaton aynı zamanda mecbur olduğundan kendi kız kardeşi ile de evlenmiş, bu evlilikten de Tut doğmuştu. Tut’un annesi erken bir dönemde hayata gözlerini yumduğunda Tut, Nefertiti tarafından büyütülmüştü. Kraliçe, Tut’un hem üvey annesi olmuş, hem de gelecekte kayınvalidesi olacaktı. Tüm bunlarla birlikte, Akhenaton ile Nefertiti arasında güçlü bir aşk ilişkisi olduğu biliniyor. Akhenaton tahta çıktığında her ikisi de henüz çocuk yaştaydılar fakat Mısır’ın tarihini değiştirebilecek işlere girişeceklerdi. Saltanatları boyunca kadim Mısır geleneklerine karşı geldiler ve birlikte tek tanrı inancına yönelerek topluma yaymaya çalıştılar. Toplumsal geleneklerden uzaklaşırken, her ne kadar hayatlarının sonuna geldiklerinde terk edilecek olsa da, Amarna adlı yeni bir başkent inşa ettirmek üzere işe koyuldular.

KADIN FİRAVUN ALIŞILMADIK BİR DURUMDU
Nefertiti kızını Tut ile evlendirince gücünü arttırsa da sahip olduğu alışılmışın ötesindeki güç sebebiyle toplum içerisinde ve siyasi güce sahip kişilerin kendisine yönelik nefret, asla dinmedi. Nefertiti, eşi Akhenaton’un gücünü paylaşmış ve kendisinden önce hiç bir kraliçenin sahip olmadığı bir kudrete erişmişti. Zamanla ismini değiştirip Neferneferuaten ismini aldığı düşünülüyor. Çünkü Nefertiti ismi Akhenaton’un hükümdarlığının 12. yılından sonra Nefertiti ismi kayıtlarda bulunmuyor ve yerine Neferneferuaten ismi gözlenmeye başlıyor. Görünen o ki çift ülkeyi birlikte yönetmişler ve eşit güce sahip olduklarını belirtmişler. Akhenaton öldükten sonra Nefertiti’nin tahta çıkan Tut’un arkasındaki güç olarak tarihteki yeni yerini aldığı düşünülüyor. Bu sebeple ‘kadın Firavun’ olarak da anılmaktadır. Kadın Firavun konsepti ise antik Mısır için alışılmadık bir durumdu.

GİZEM AYDINLANACAK MI?
Nefertiti üzerindeki gizem henüz tam manası ile aydınlanmış değil. Tut’un mezarının bu denli dikkatle incelenmesindeki asıl sebeplerden biri de bu gizemi aydınlatmak için duyulan büyük arzudur. İlerleyen süreçte Tut’un mezarının içerisinde gizli bölme olduğu kesinleşlir ve bu bölüm Nefertiti’nin mezarı çıkacak olursa kudretli kraliçe hakkında daha kesin bilgilere ulaşmayı bekliyoruz.

09.11.2015 odatv.com Haber: Şivan Okçuoğlu Fotoğraf: Arşiv